Antalya'daki tören

Antalya’daki ödül töreninde yaşananlar çok eski bir fıkrayı anımsattı bana.

Boğa güreşinde matador iyi hareketler yaptıkça bütün seyirciler ayağa kalkıp “oleeey!” diye bağırırlarken, tek bir seyirci boğanın üstün geldiği durumlarda ayağa kalkıp “oleey!” diyormuş. Kendisine şaşkın ve küçümser gibi bakanlara da, “Ben boğadan yanıyım” demiş.

Olabilir, neden birkaç seyirci de o zavallı boğayı tutmasın.

Bu gün düşünüyorum da güzel bir öykü… Adam, fizikteki rezonans olayı gibi aynı titreşime kendini kaptırmış çılgın kalabalığın dışında kalarak çok zor bir işi başarmış; adına boğa güreşi denen o vahşete, o linç havasına karşı doğru bir tepki göstermiş.

Tek kalmak her zaman yanılmak değildir.

Tamer Karadağlı ile ödül alan kadın sanatçı arasında yaşananlara sosyal medyadan bakınca, durum o boğa güreşine benzedi. Fizikteki rezonans olayı gibi özellikle de kadınlar aynı titreşimin ağına düştüler. Sosyal medyada bu hep oluyor zaten.

Ben belki de boğayı destekleyen o seyirci gibi tek kalacağım, olsun, hiç önemli değil.

Bir ödül töreninin kuralları vardır, adabı vardır, incelikleri vardır.

Törendeki birtakım yanlışları bir tek beni mi gördüm acaba?

Örneğin, önce sahneye çıkan sanatçı, ödülünü almalı, verenin elini sıkmalı, sonra mikrofona geçmeliydi. Elinde ödülü tutan sekseninde, seksen beşinde bir usta da olabilirdi. Onu uzun sözlerinizle ayakta tutma hakkınız olmamalı. Kadın sanatçı bunları düşünmeden doğrudan doğruya mikrofona koştu. Ödülün verdiği sükseye damardan birkaç siyasi laf ederek bir sükse daha katmaktı derdi.

Sözlerine gelelim…

Hanımefendinin bu yarışmada karşısında güçlü kadın sanatçı olmadığını söylemesi, bu tepeden laflar, bu kibir, bu kendini beğenmişlik bir tek beni mi rahatsız etti?

Sanat, sanatta başarı görecelidir, başka bir jüri başka birine verebilirdi ödülü, ama kibir daha somuttur, açıkça görülür. Kadın sanatçıda kendini beğenmişlik, tevazu yoksunluğu, kibir çok açıktı. Devam etti. Mademki karşısında kadın rakip yok, erkek rolü alıp erkeklerle yarışabilirmiş de…

Arkada elinde ödülle kalakalan Tamer Karadağlı’nın suratı bu sözlerden sonra iyice düştü.

Hanımefendi sözü çok uzattı, orada kendisi gibi onlarca sanatçıya ödül verileceğini, zamanın ne denli değerli olduğunu unuttu. Alkışların yükseldiği, artık son sözler söyleniyormuş gibi konuşurken Karadağlı yan taraftan ödülü uzattı, o da aldı. Konuşmaya doymadınsa, seni kimse susturmuyor, devam et. Hayır öyle yapmadı. Hani kalabalıkta arkasından çimdik yiyen kadınların tepkisi vardır ya, öyle bir tavırla döndü:

“Bana kim verdi bu ödülü?” diye bağırdı. Bu haykırış, azarlama çor çirkindi. Ödülü eline alırken bir dönüp baksaydın, kimin verdiğini görseydin. Havalanmak bu kadar olur işte!..

Karadağlı, “Ödülle birlikte alkışlasınlar, devam et” diye açıkladı durumu. Adamın ağzından çıkan tek söz bu…

TDK Ödüllerini, Sanat Kurumu Ödüllerini, PEN Ödüllerini izledim yıllarca. Buralarda seyirci de oldum, ödül alanlar arasında da bulundum, ödül verenler arasında da… Yıldız Kenter’inden, Cüneyt Gökçer’e, Macide Tanır’a, Dinçer Sümer’e, Arsen Gürzap’a değin pek çok sanatçının ödül konuşmasını dinledim. Hepsinin de ortak tek bir yanları vardı: Tevazu… Bugünkü gençlerde eksik olan yazık ki bu… Cin olmadan adam çarpma çabası…. Yazık…