Bir lider aranıyor bir imza da bizden

“Aslan, ceylan, sırtlan ve zebra yan yana koşuyorsa orman yanıyor demektir.”

Bir Afrika atasözüymüş.

Bir ekonomi yazarımız aktarmış.

Gerçekleri dile getiriyor kuşkusuz.

Ormanda da... ekonomide de... daha doğrusu yangın olan her yerde.

Türkiye’de bir yangın var.

Doğru.

Cumhurbaşkanı deprem diye tanımlıyor.

Kur tutulamıyor.

Enflasyon fırlıyor.

Faizler ekonominin değil, siyasetin sözünü dinliyor. Bu, dövize yönelişi getiriyor. Fiyatlar başını alıp gidiyor. Döviz fiyatları artıyor. Borç durduğu yerde artıyor.

Dengeler başıbozuk!

Dopingli bir şişlik. Hastalıklı. Kırılgan. İşsizlik artıyor. Cari açık büyüyor. Gelir dağılımı daha da bozuluyor.

Güçlü bir el lazım. Düzene koyacak. Devletin gücünü iyi kullanacak.

Güçlü bir kafa lazım. Çözüm üretecek ve yönetecek.

Yaparız diyecek. Yapacak.

ALGI YÖNETİCİSİ DEĞİL

Bilgisayar masasında üretilen, bir tuşla kürsüdeki görünmez ekrana yüklenen “algı yöneten” program ya da heyecanı doruklara pompalayan değil; bilimin ve siyasetin imbiğinden süzülmüş önlemler... İhtiyacın dayattığı çözümler...

Güvenirlik ve istikrar lazım. Bir gün öyle el sıkışıp, ertesi sabah uyandığında arkadan vurmayan. Dünyadaki ittifak olasılıklarını iyi kullanacak.

Güçlü ve geniş birliktelik lazım. Sert ve acil önlemleri yaşama geçirecek.

Ergenekon demircisi kararında, azminde, özverisinde...

Bir lider aranıyor.

Hükümet kuracak cumhurbaşkanı olmalı.

Nerede?

Gitmiş Çin’e.

Bırakmış seçimi üç günlüğüne. Bir nutuk fazla atayım, üç oy daha kapayım hesabında değilmiş. Türkiye’deki yangın önemli demiş. Seçimden sonra da milletime karşı sorumluluğum var demiş. Gideyim oradan su taşıyayım demiş.

Benim imzam işte o vatan bekçisine.

İşte o vatan emekçisine!

**

SINAV SORUSU

Bir seçmen şöyle yazmış:

“İlk turda ...’ya, ikinci turda ......’ye oy verecem. Yarın da YSK ya gidip .......’in adaylığı için imza atacam. Seçimlerde İsviçre çakısı gibiyim.”

Üçünü birleştiren nedir? Oyuncaklı bir iş değil ki bu.

Üniversite giriş “sınav sorusu” yanıtlamıyoruz ki...

Milletimizin “baraj puanını” hesaplayacak lüksü yok.

Yangın var.

Yazanın kabahati değil.

Eskiden seçimleri de “kamuoyu yoklama” şirketleri “kamuoyunu” yönlendirirdi. “Böyle düşünüyorsun” sonucunu çıkartırdı. Şimdi ilerleme var. Partiler karar vermek için anket sonucu bekliyor. “Neden açıklamayı o saatte yaptılar” diye sordum.

Sonuçlar o zaman geldi dediler.

Geçen seçimde 50 bin dolarlar duyardım, bu kez bu aday olsun diye kişi başı yüz bin doları duydum... Piyasa bu! Geçerlik artınca, ederi de artıyor elbette.

Neyse dönelim Türkiye’ye.

Çözüme.

NORVEÇLİLERİN BİR SÖZÜ

Norveçliler zor durumlarda şöyle dermiş:

-Atatürk gibi düşünelim!

O zaman biz de Norveçliler gibi olalım.

Dur bir dakika şu yönlendirici anketlere bakalım da karar verelim, güdülelim demeyelim.

Atatürk gibi yapalım.

“Verdiğimiz kararın tatbikatını temin için henüz milletin alışmadığı meselere temas etmek lazım geliyordu. Herkesçe söz konusu olmasında büyük sakıncalar tasavvur olunan hususların söz konusu olmasında mutlak zaruret bulunuyordu.”

“Ben milletin vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme kabiliyetini, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak, peyderpey bütün toplumumuza tatbik ettirmek mecburiyetindeydim.”(Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.19, s.31, 32)

Onun için de Bandırma Vapuru’na binerken “bir dakika bir kamuoyu yoklaması yapalım” demedi.

Yapsa ne çıkardı dersiniz?

“Evdeki vedaları bitirmiştim. Tam o sırada gelerek beni büroma götüren bir dostum, aldığı bir habere göre, benim ya hareketime müsaade edilmeyeceğini yahut, vapurun Karadeniz’de batırılacağını söyledi. Yıldırımla vurulmuşa döndüm. (...) Bu dakikada düşmanların elindeydim. Bana her istediklerini yapamazlar mıydı? Ancak artık benim için yakalanmak, hapsolmak, sürülmek, düşündüklerimi yapmaktan men edilmek, hepsi ölmekle eşitti. Hemen karar verdim, otomobile atlayarak Galata Rıhtımı’na geldim. (...) Karadeniz Boğazı’ndan çıkarken, kaptana tehlikeli ihtimalleri anlattım. Cevap verdi:

“-Ne aksi , dedi, bu denizi pek tanımam, pusulamız da bozuk....” (ATABE, c.3, s.100)

ÜÇ GÜNÜMÜZ KALDI

Gerisini biliyorsunuz zaten.

Dünya tarihinin seyrini değiştiren bir başarı.

Üstelik artık elimizde bozuk pusula değil, en üstün teknolojiye sahip araçlar var. Karadeniz’i bilmeyen değil, uzayı gözlemleyen, yeni keşifler yapan insan birikimi var.

Yapmışız. Daha iyisini yaparız.

100 bin imza da neymiş!

Haydi hep birlikte ilçe seçim kurullarına gidelim.

Şahsen gidip adayınız için imzalı dilekçe vermeniz gerekiyor.

Üç günümüz kaldı!

**

KADIN VAR, KADIN VAR

“Kadın” olmak yeterli mi? Nasıl bir kadın! Kişiliği ve düşünce yapısıyla ayırt edici özelliklere sahip kadınlardan söz etmeliyiz.

İşte size iki kadın.

Biri gazeteci. Gördüklerinden etkilenen. Yüreğiyle fotoğraf çeken.

Öteki de kadın. Sevimli, hanım hanımcık. Hatta Türkçeyi de çok akıcı konuşuyormuş.

İşkencelere adı karışmış, acımasız. CIA Başkan adayı. Gina Haspel!