Kınamaya Kınama

Duvarda gezen karıncaları bile vuruyorlardı gözlerinden
Bir fikir düşmeden daha insanın zihnine
Düşüyordu Pentagon santrallerine
Yaprak kıpırdasa kaydederdi radarlar
Her bir şeyi bilirlerdi tam zamanında
Ne çok geç ne erken

Derken...
Uçurtmanın sırtında süzüldü
Allah'ın aslanları
Yedi düvelin gözleri önünde
Yağmur oldu yağdı bereket bombaları
Eritti demir kubbeyi
Ve ona kayıtsız şartsız inananları

Baktı sağına soluna Filistinli Avad
Dedi vakit geldi
Zulme direnen beri gelsin
Sürsün bu yana dört nala atını
Devirelim zalimlerin yüz yıllık saltanatını

Duydu uzaklardan Avad'ın sesini
Ankara kaldırdı elini
Önce bir kınadı İsrail'i
Sonra tekrar kaldırdı
Gözlerini oyarken Amerikan şahinlerinin
Avcunda kanı hala kurumamış
O kudretli elini
Tam indirecekti ki zalimin suratına
Yeltenemedi
Uzanıverdi telefonuna

...18 telefon görüşmesi...
Ölüm yağdı şifahanelere
Başları ayrıldı bedenlerinden ceninlerin
Babalar aradı evlatlarını
Gökten yağan kol parçalarına bakarak
Sessiz kalmadık
Tam 18 telefon görüşmesi yaptı
Ankara dört bir yandan kınadı İsrail'i
-Belki de Graham Bell bilseydi krizleri çözeceğini
Daha erken icat ederdi telefonu-
Sessiz kalmadık
Bağırdık
Öyle normal değil
Aman ha
Gür bir sesle bağırdık
Ses kalkanı çektik
Gazze'nin üzerine
Belki yağmaz ölüm Avad'ın evine

Gökleri yırtıp geçen bir kartal
Bilmem kaç dakikada kaç yüz mermi
Bilmem kaç irtifada kaç takla
Yeter zalimi korkutmaya
Bekledi Avad kardeş
Kartalın süzülerek bir mermi gibi inmesini
Bekledi
Aç gözlü şahinin tepesine binmesini
Kartal süzüldü
Süzüldü
Süzüldü
Avad'ın başına gelenlere çok üzüldü
Sonra biraz daha süzüldü
Şöyle bir baktı arkasına
İniş yaptı Avad'a bombalar savuran Amerikan zırhlısına

Yalnız Müslüman'ı değil
Hem Rus'u hem Çin'i de
Dünden hazırdı zalimin üzerine yağmaya
Toprak ısındı
Hava demlendi
Tetik ezildi
Ancak bizim elimizden
Acılarını en derinden hissetmekten gayrısı gelmedi