15 Haziran 2024 Cumartesi
İstanbul 20°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

1 Mayıs’tan geriye ne kaldı?

Utku Reyhan

Utku Reyhan

Gazete Yazarı

A+ A-

Gazetelerin 2 Mayıs tarihli birinci sayfalarından bu sistemin 1 Mayıs’tan ne anladığını görebiliriz.
Doğrudan hükümete bağlı olan gazeteler, 1 Mayıs’ta CHP, PKK/DEM ve yancılarının İstanbul Saraçhane’deki yakıp yıkma görüntülerini öne çıkardılar. İşçi sınıfının sorunlarına yer vermediler, sesini sayfalarına taşımadılar.
Doğrudan CHP, PKK/DEM ve yancılarına bağlı olan gazeteler, Taksim’deki 1 Mayıs yasağını ve hükümetin onlara göre anti-demokratik tavrını manşete çektiler. Bunlarda da ücretli çalışanların talepleri yer bulmadı.
Hürriyet gibi, Türkiye’nin büyük sermaye kesimlerinin sesi olan gazeteler ise, olabildiğince bol şiddet görüntüsü kullanarak meseleyi magazinleştirmeyi tercih ettiler. 1 Mayıs hırgürle eşleştirilirken elbette işçi sınıfının beklentilerine yer verilmedi.

SİSTEM GÜMBÜRTÜYE GETİRİYOR

Bir tek şu an elinizde tuttuğunuz Aydınlık, 1 Mayıs’ta işçi sınıfının temsilcilerine, sendikalara sayfalarını açtı onları manşete taşıdı. Bununla yetinmedi, 1 Mayıs’ı Millî Devlete başkaldırı aracı yapmak isteyen CHP-PKK/DEM çizgisiyle de hesaplaşmaya girdi.
Buradan ne anlamalıyız?
Türkiye’nin ücretli kesimleri (yani işçileri) çok çeşitli sorunlar altında ezilirken, sistemin sahiplerinin bu sorunları duymaya bile tahammülü yok. Bu sorunlara bir çözümlerinin olmasını bırakın sorunun kaynağı oldukları için 1 Mayıs’ı da elbirliği ile gümbürtüye getirmeyi tercih ediyorlar.

BURSA’DAN YÜKSELEN SES

Sadece Bursa’daki TÜRK-İŞ mitinginde yüz bine yakın işçi toplandı. Muazzam bir büyüklük bu. Düşünün Türkiye’nin en büyük işçi örgütü oldukça kalabalık bir miting düzenliyor ama sistem basınında tek satır yok. Üstelik TÜRK-İŞ Başkanı Sayın Ergün Atalay, altı kalın kalın çizilecek bir konuşma yaptı. Hem ABD emperyalizmini adını da vererek korkmadan hedef aldı, Türk devletini hedef alan tehditlere açıkça meydan okudu hem de gelir adaletsizliğine karşı mücadeleyi öne çıkardı.
TÜRK-İŞ’in mitingin ana temasını vergi adaletsizliğine oturtması da çok ama çok önemliydi. Bu demek oluyor ki TÜRK-İŞ, tekil olarak işçi sınıfının sorunlarının ötesine geçip, o sorunların da kaynağı olan ekonomik sistemle hesaplaşmaya karar vermiş. Çünkü vergi yükünün ücretlilerden alınıp çok kazananlara doğru kaydırılması, sistemin duvarlarını sarsacak bir talep. Hele hele Türkiye’nin en büyük holdinglerinin vergi vermemek için kırk takla attıkları, sürekli borçlarının silindiği bir zamanda…
Ancak işçinin olmadığı Saraçhane’de birbirinin üzerine çıkarak fotoğraf çekmeye, görüntü almaya çalışan basın ordusu on binlerce işçinin toplandığı Bursa’da yoktu. Sayın Ergün Atalay kendi ifadesiyle “ucube sistemi” eleştirdiği çok önemli konuşmayı yaparken biz kürsüde yalnızca Ulusal Kanal mikrofonunu görebildik.

DAĞ GİBİ SORUNLAR

Muhalefet basınına bakarsanız, işçilerin en büyük derdi Taksim meydanına gitmek. Taksim aşağı Taksim yukarı. Bursa meydanlarında ise gerçek sorunlar dağ gibi sıralandı. “Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi” talebinden anayasal sendika hakkını gasp eden işverenlere, asgari ücretin yılda iki kez belirlenmesinden siyasi sebeplerle kafasına göre işçi çıkaran belediye yönetimlerine, iş mahkemelerinde yıllarca süren davalardan önü alınmayan ölümlü iş kazalarına, kıdem tazminatına dönük tehditlerden işçi emeklilerinin sefalet ücretlerine mahkûm edilmesine kadar hemen her konu dile getirildi.
Ancak İşçi Bayramı’nın ertesi günü çıkan gazetelerde – Aydınlık hariç - bu sorunların hiçbiri yer almadı. Çünkü Aydınlık ve Ulusal Kanal dışında emekçilerin gerçekten yanında olan bir basın yok.
Nitekim CHP ve DEM(PKK)’in çağrısıyla bütün sahte sol örgütler Saraçhane’de toplanırken yalnızca Üretim Devrimi’nin partisi Vatan Partisi 1 Mayıs’ı İşçi Sınıfı’nın yanında Bursa’da kutlamayı tercih etti.
Buradan işçi sınıfı ve onun örgütlü kesimleri için de bir ders çıkıyor. Yukarıdaki bütün sorunlar, ancak emekten yana bir siyasi iktidarla çözülebilir. Nitekim Sayın Ergün Atalay’da 600 kişilik TBMM’de bir tane işçi temsilcisi olmamasından haklı olarak yakındı. O hâlde işçilerimiz ve onların örgütlü kesimleri seçim olmayan dönemlerde yanlarında görmek istedikleri seçim olduğu zamansa unuttukları Vatan Partisi’ni TBMM’ye ve iktidara taşımalılar. Salt oy vermenin ötesinde, Vatan Partisi saflarına katılmak ve görev almak artık işçi sınıfının öncü kesimleri açısından ertelenemez bir siyasal görev haline gelmiştir. İşte o zaman Üreten Türkiye ve hakça bölüşüm gerçek manada hayata geçebilir.

1 Mayıs Bursa Türk-İş CHP DEM Parti