Küreselcilerin sandık korkusu ve cepheleşen Amerikan toplumu

Sonunda bu da oldu! ABD’nin eski Başkanı Donald Trump’ın evine baskın yapan FBI, didik didik Eski Başkan ve 2020 seçimleri ile ilgili belge araması yapıyor. Bu tür baskınlara ve aramalara Türk halkı senelerdir alışkındır. Ama demokrasi ve insan haklarının sözde şampiyonu ABD halkı için, yeni bir dönemin sözcüsü olduğu da açıktır. Bunu, sosyal medyada FBI baskını sonrasında yapılan binlerce yorumda da görebilirsiniz. Facebook daha çok ABD’li Demokrat Parti eğilimlilerinin sosyal medya organı olduğu ve Trump taraftarlarını yasakladığı için, yapılan yorumlar “bir bayram havasında” olmakta. Kendilerinin daha iki sene önce Başkanı olan Trump’ın evine yapılan baskını, demokrasinin bir zaferi olarak sunan binlerce yorum okuyabilirsiniz bugünlerde.


ABD’de bu noktaya nasıl gelindi? İki parti sistemi, ABD’nin 1776’da kurulduğu günden bu yana egemen bir politik sistemken, nasıl oldu da iki düşman kamp haline geldi? Bu kamplaşmanın ABD devleti ve geleceği konusunda ne gibi etkileri olacaktır? Bunlara kısaca göz atmakta yarar var. Çünkü sonuçta ABD’de olan her radikal değişim, tüm dünyayı ve özellikle de Türkiye ve Avrasya’yı şiddetle etkileyecektir.


SÖMÜRÜDEN PAY ALINDIĞI
SÜRECE İÇ BARIŞ VARDI


1860’lardaki Amerikan İç Savaşı, ABD toplumsal yapısındaki çelişmeler ve mücadelelere yaklaşık 150 senelik bir “balayı tatili” getirme görevini görmüştü. Zorla da olsa sağlanan milli birlik, iki dünya savaşından bir şekilde galip çıkıveren ABD’nin dünya çapında egemenlik kurmasıyla, toplumun sermayeli kesiminin hepsine bir refah sunacaktı. Bundan işçi sınıfı ve tarımsal kesim de büyüyen ekonomi içindeki rollerinden dolayı nispi paylar elde edeceklerdi. O nedenle de 1970’lere kadar ABD toplumunda önemli bir rahatsızlık ve huzursuzluk görülmeyecekti.


Ama Vietnam savaşı ile başlayan yeni dönemde, 150 senedir bastırılmış olan farklılıklar, çelişmeler ve mücadeleler şu yüzüne çıkacak ve derin toplumsal kırılmalara sebep olacaktı. ABD ile fiili olarak hiçbir ilgisi ve tehdidi bulunmayan Vietnam, Kamboçya, Laos gibi uzak toprakların işgali ve zalimce baskılanması, Amerikan halkı açısından bir “uyanış alarmı” vazifesi görecekti. Ve o günden bu yana, artık baskılanamayacak bir radikalizme doğru gidecekti Amerikan toplumu.
Bu radikalizm, bir tarafta soldan ve ilerici olarak ifade edilebilecek çevrelerden gelirken, diğer yandan da Amerikan tarım toplumu kesimlerinde de sağ ve dindar kesimlerden oluşacaktı. Terminoloji olarak birbirine zıtmış gibi görünen ve siyasi çevreleri yanıltacak olan bu sağ ve sol kavramlarının arkasında, tüm Amerikan toplumunun derin rahatsızlığı ve değişim isteği yatmaktaydı. Tüm bu rahatsızlıkların ana teması, “artık ABD’nin dünyanın egemen gücü olmaması ve buna bağlı olarak ta dünya pastasından cömertçe aldığı payın giderek küçülmesiydi”. Küçülen pasta payı, milyar dolarlık şirketler için de dağ başındaki mısır tarlasında çalışan Amerikalı için de dramatik bir gerçeklik değişimi yarattı. Ve her kesim buna uygun olarak politik tutum almaya zorlandı.


KÜRESELLEŞME
BİR KURTULUŞ MASALI


Sovyetler Birliği’nin, bin türlü Amerikan oyunları ve diplomatik ustalıklarla yıkılmasından sonra, Amerikan egemenleri, Küreselleşme adı altında yeni bir saldırı planladılar. Ekonomi, kültür, sosyal hayat, politika gibi toplumları oluşturan her unsurda, artık “küreselleşildiğini” iddia ederek tüm dünyayı kendilerine bir vahşi Pazar olarak ilan ettiler. Nasıl ABD’nin kuruluş günlerindeki “Vahşi Batı” kafası ile Amerika’nın yerlilerini yok edip, Kuzey Amerika’nın bakir toprakları üzerine yeni bir devlet kurmuşlarsa, aynı zihniyeti küresel çapta yaratmaya çalıştılar.
Bu yeni felsefeye, hem hakim sınıflar hem de Amerikan alt sınıfları büyük bir umutla sarıldılar. En aşağıdaki işçilerden ve çiftçilerden bile fazla itiraz gelmemişti başlangıçta. Ama küreselleşmenin Vahşi Batı kadar kolay olmayacağı, dünya pastasının başka sahiplerinin de olduğu ortaya çıkınca, ABD’nin genel krizi derinleşecekti. Ekonomik küçülme ve şirketlerin toplu halde Çin ve Hindistan’a taşınmaları ise, ABD’nin “üretim ekonomisi” krizini yaratıp, Amerikan halk sınıflarında tamir edilemez sorunlara sebep olacaktı.


1860’LARDAKİ İÇ SAVAŞIN HARİTASI

YENİDEN ORTAYA ÇIKINCA


Şimdilerde ise, politik ve ekonomik alanda, ABD’nin 2 milyon yurttaşının birbirini öldürmesiyle sonuçlanan 1860’lardaki İç Savaş’ın haritası, yeniden görünür hale geldi. Tüm kıyı şeritlerindeki eyaletler Demokratların mavisine boyanırken, gelenekselliğin ve tarımın hakim olduğu orta eyaletler Cumhuriyetçi kırmızısına büründü. Bu, siyasi alanda kendisini, Trump ile Biden’in temsil ettiği “Amerikan Millileri” ile “Amerikan Küreselleşmecileri” bölünmesi olarak göstermekte. Yukarıdan aşağıya, Batıdan Doğuya bir karpuz gibi ikiye bölünen Amerikan toplumunda son zamanlarda iyice keskinlik kazanan toplumsal ayrışma konularının en önemlilerini şöyle özetleyebiliriz:


1. ABD’nin ekonomik ve sosyal yönden “hasta” olduğu kabul edilmeli ve içe dönülüp bu hastalıkların tedavisine öncelik verilmelidir: Bu Trump ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğunun pozisyonudur. Karşısında ise Biden ve Demokratların “Her ne pahasına olursa olsun küresel egemenlik korunmalıdır.” diyen saldırganlar bulunur. Yaklaşan Kasım seçimlerinde en önemli konu da bu olacaktır.
2. Kürtajın yeniden Anayasa Mahkemesi kararı ile yasaklanması: Cumhuriyetçiler bu konuyu bir kültür ve ahlak sorunu olarak ele alırken, Demokratlar bunu bir özgürlük sorunu olarak görüp hiçbir sınır kabul etmemekteler. ABD’nin kırsal kesiminin hemen tamamı ve geleneksel kesim, yaklaşan Kasım seçimlerinde bu konuyu gündemde tutacaklardır.
3. Ekonomik pasta küçülürken, pay alma savaşındaki stratejiler tartışılmaktadır: Amerikan Millicileri, Trump gibi milyarder bir iş adamı önderliğinde, dünya ekonomisinin bir şirketler arası yarışma şeklinde yönetilmesi ve belli ölçüde “kazan-kazan” tarzında bir anlayış ile uluslararası ilişkiler geliştirilmesini savunmaktalar. Böylece, giderek küçüleceği anlaşılan pastadan alınan payın, yeteri kadar bari iyi kalabilmesi hedeflenmektedir. Biden’cı Demokratlar ise, saldırgan politikalarla pasta payını koruyup arttırma hayallerindedirler.


8 KASIM 2022: DÜNYA
İÇİN TARİHİ BİR GÜN


Bu temel konular 8 Kasım’daki Amerikan ara seçimlerinde belirleyici rol oynayacaktır. O nedenle de Biden’ın başını çektiği saldırgan Amerikan küreselciler, Trump’ı siyaset sahnesinden silmek için son iki senedir ellerinden geleni yapmaktadırlar. Dünkü Trump’ın evinin FBI tarafından basılması ve aranması da bununla ilgilidir. Hiçbir şey bulamayacaklarını bile bile ev basmak, hem Trump taraftarlarına gözdağı vermek, hem de kendi taraftarlarına cesaret aşılamak olarak değerlendirilmelidir. Ama kesinlikle bu eylem, Trump’ın Amerikan toplumundaki yerini güçlendirip, Kasım seçimlerinde Cumhuriyetçilerin zaferine büyük katkıda bulunacaktır. Zaten önseçimlerde hemen tüm eyaletlerde Trump’ın desteklediği adaylar kazanmaktadır.


Geçen hafta, ABD politik sisteminin iki numarası olan Demokrat Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı tartışmalı ziyaret de bu çerçevede ele alınırsa daha da anlam kazanacaktır. Bu eylemle, Demokratlar Amerikan halkına ne denli cesaretli olduklarını ve seçimlerde kendilerinden vazgeçmemelerini ifade edecek bir eylem olarak Think Tank’lar tarafından düşünülmüş ve yerine getirilmiştir. Bunun hemen ardından, Trump’ın evine yapılan baskın da bu cesaretin ülke içindeki bir ispatı olarak planlanmıştır. Elbette korkunun ecele faydası yoktur ve 8 Kasım günü, tüm bu planlanan eylemlerin cevabını Amerikan halkı sandıkta verecektir. Eğer bu da ise yaramazsa, sandığın ötesindeki yöntemlerin kullanılacağı bir döneme gireceğimiz kesindir bizce.