‘Müstakbel hep harap oldu’

“Suriye’de fitne oldu, savaş çıktı. Gençliğimin çalındığını düşünüyorum. Savaş çıkmasaydı tıp okumak isterdim. Ortak olduğum dükkân vardı, arabamız vardı. Halep’te 18 yaşındayken cep telefonu dükkânım vardı. Hepsi gitti. Bak şimdi burada elemanım. Bizim müstakbel hep harap oldu.”

Antep’te yaşayan Suriyeli Emced’in, “Bizim müstakbel hep harap oldu” ifadesi, konusunda nadir bir kitabın başlığı için ilham kaynağı olmuş. İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları tarafından neşredilen kitabı üç genç akademisyen, A. Çağlar Deniz, Yusuf Ekinci ve A. Banu Hülür, “İnce bir işçilik ve araştırma nesnesinin kılcallarında gezinerek” Türk halkının dikkatine sunmuş.

KIYMETLİ BİR PUSULA

“Hayatları ve tüm müstakbelleri harap olan sığınmacılara” hediye edilen bu nadide çalışma, ülkemizde hangi statüde bulundukları halen netlik kazanmamış olan “Suriyeli” vatandaşlar ile ilgili bilmek istediğiniz birçok hususu ihtiva eden kıymetli bir rehber kitap ve sosyolojik pusula niteliğindedir.

Şehir kültürünü etkileyecek kalabalıkta bir göçmen kitlesinin gelmesi, kentlerimizde gündelik hayatı nasıl etkiledi? Gelenlerin statüsü nedir? Gelenler, bütün ihtiyaçların karşılandığı “mülteci kampları” yerine, neden daha zor şartların hüküm sürdüğü köy, kasaba ve şehirleri tercih ediyor? Suriyeli sığınmacıların maruz kaldığı “önyargılar” nelerdir? “Kardeşimiz” telakki edilen Suriyeli “Türkmenler”, ama özellikle Sünni İslam itikadı dışında kalan Halep yöresi “Alevi Abdal” Türkmenlerin durumu zahirde arz edildiği gibi gerçekte Suriyeli Araplardan daha mı iyi?

Türkiye’ye büyük umutlarla gelen, Suriyeli olmaktan utanan, ancak hülyası kısa bir müddet sonra kâbusa dönüşen sığınmacı ‘Suriyeli kimliğine’ neden daha fazla sahip çıkıyor? Uyum sorunları, gündelik hayatları, hayatta kalma mücadeleleri, hem birbirleriyle hem de Türklerle ilişkileri, karşılaştıkları yasal mevzuatlar ve bürokratik sorunlar, Türkçeyi öğrenme düzeyleri ve eğitim meselesi, Suriye’deki akrabaları ile süren ilişkileri kitabın ana temalarını oluşturuyor.

İZMİR’DE YAŞANAN HADİSE

En son vukuat İzmir Kunduracılar Çarşısında yaşandı. Yanında çalışan Suriyeli gencin,’ işe geç gelmesini’ bahane ederek ayağı ile gencin üstüne basıp selfie fotoğraf çeken dini-dar milleti-dar mahlûk, fotoğrafın altına “Türk’ün Suriyeliye İntikamı. İşe geç gelen Suriyeliye cezasını kestim” diye yazmış ve sosyal medyada tedavüle sokmuş.

Dövülen, tecavüz edilen, öldürülen, satılan, ihtiyaçtan mütevellit evlendirilen, horlanan, korkup kaçan vatan haini, savaştan kaçan ödlek, kahraman mücahit muhalif vasıflara maruz kalan, mezhebine, meşrebine ve etnik kökenine binaen muamele gören, öldüren, çalan, tecavüz eden, insan, hayvan ve terörist kaçakçılığı yapan, kalpazan, sahtekâr, her tür karanlık iş ve ilişkileri yaşayan Suriyeli sığınmacı.

Sefil sığınmacı mı yoksa ülkeye milyarlarca dolar getirimi olan yeni bir ekonomik kaynak mı? Suriye’den talan ettiği tarihi eserleri, nadide tabloları, pamuğu, buğdayı, zeytinyağını, Halep (Antep) fıstığını, ağır sanayi makinelerini, altını, petrolü, gazı, silahı satan harami mi olumsuz bir faktör mü yoksa ticari ve akademik kimliği ile Türkiye’nin zenginliğine” artı-değer katan, ülkemizin birçok kentinde demografik, ekonomik ve kültürel yapısında değişikliklere yol açan olumlu bir unsur mu? Gayet önemli bir boşluğu doldurmuş olan “müstakbel hep harap oldu” kitabı bu soruların cevabını ayrıntılı sunuyor.

TÜRK VE SURİ MİLLETİNİN RAHMETİ

Suriyeli sığınmacıların maruz kaldıkları tüm zorluklara rağmen Türkiye, Suriyeli sığınmacılar için “cennet” konumdadır. Dünyanın en zengin Arap ülkelerin kapılarını tamamen kapattığı, yaşamak zorunda kaldıkları çevre Arap ülkelerinde sefil ve üryan olan Suriyeli sığınmacılar Türkiye’de çok daha insancıl koşullarda yaşamaktadır.

Bunun sebebi sadece siyasi, iktisadi ve askeri amaçlar için gerekli, Suriye ve belki de gelecekte Türkiye için özel projelerde istihdam edilecek olan “sığınmacıların” mevcut hükümetin özel ilgisine mazhar olmaları ile ilgili değildir. Yalnızca mezhep veya etnik dürtüler de değildir. Akrabalık bağı ile de izah edilemez. Büyük oranda hâsıl olan “sorunsuz ve kavgasız” yan yana ve birlikte yaşama imkânı, Türk ve Suri milletin mağdur olana gösterdiği derin şükür, muhabbet ve rahmeti esastır.