NATO ve PKK

Görünen o ki, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusunun sonuçlanması, ay sonundaki Madrid Zirvesi’ne yetişmeyecek. Bu iki ülkenin PKK ve FETÖ’ye koruma sağlaması nedeniyle Türkiye engeline takılan üyelik başvurusunun, Batı başkentlerindeki bazı yorumlara göre bir yıl askıda kalması, kimilerine göre de üyeliğin hiç gerçekleşmemesi olasılığı giderek artıyor. Konu, Türkiye ile İsveç ve Finlandiya arasında değil, ABD ve NATO ile Türkiye arasında bir mesele. Bu mesele, Türkiye ile Atlantik İttifakı ve arasındaki ilişkilerin yanısıra 70 yıllık NATO sürecinin devlet ve toplum içinde sorgulanmasını sağlıyor.

Atlantik İttifakı’nda yer almanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi, iç ve dış politika, toplumsal ve kültürel yapı düzleminde Atatürk Cumhuriyeti’nden uzaklaşan, kendi kimliğine, benliğine yabancılaştıran, devleti çökertici, milleti dağıtıcı bütünsel stratejik etkileri olduğunu vurguluyoruz. Fakat, güncel planda da Türkiye’nin öncelikli güvenlik kaygıları konusunda NATO ile temelde karşıtlık bulunuyor. Bu konuda en önemli başlığı, kurum olarak NATO’nun ve üye ülkelerin Türkiye’nin PKK terörüne karşı mücadelesi konusunda aldığı tutum oluşturuyor.

NATO İLE BİRLİKTE DÖNÜŞEN PKK

1991’de Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra NATO’da bir dönüşüm gerçekleşti. Sovyetler Birliği’nin liderliğindeki Varşova Paktı dağılmış, “komünizm tehdidi” ortadan kalkmıştı. Atlantik İttifakı’nı bir arada tutmak için yeni bir “yapıştırıcı” olarak ortak tehdide ihtiyaç vardı. ABD merkezlerinde üretilen “başıbozuk devletler” doktrinindeki ülkeler NATO’nun tehdit öncelikleri haline getirildi. NATO’nun 1990 sonrasındaki köklü dönüşümünde imal edilen tehdit şöyleydi: “Yugoslavya, İran, Irak, Suriye, Libya gibi ‘başıbozuk devletler’in sahip olduğu kitle imha silahları ile bu ülkelerden kaynaklanan 'etnik çatışmalar ve terörizm', ‘küresel güvenliği’ tehdit ediyordu.”

Ama, bu dönüşüm yapılırken Türkiye’nin teröre karşı mücadelesi, hiçbir zaman NATO’nun önceliği olmadı. 2014 yılında merhum Hayati Özcan ile birlikte yaptığımız röportajda İzmir’deki NATO Kara Kuvvetleri Karargâhı’nın ilk komutanı olan ABD’li general Ben Hodges’e “PKK, NATO açısından tehdit öncelikleri arasında mıdır” diye sordum. ABD’li general “evet” demedi ve “Türkiye, bu konuda NATO’ya başvurmadı” diye yanıt verdi (Aydınlık, 26 Ekim 2014). Ben Hodges’un yanıtından da anlaşılacağı üzere NATO’nun yaklaşımı şudur: Bir yandan terörizm tehditler arasında sayılmaktadır, diğer yandan PKK terörü görmezden gelinmektedir. Tam tersine NATO ülkelerince, Türkiye’nin PKK terörüne karşı mücadelesine, “insan hakları, demokrasi” gibi bahanelerle, Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasıyla engeller çıkarılmıştır.

NATO’nun dönüşümüne paralel olarak, PKK da dönüşmüştür. 1991'den sonra PKK’nın yayın organları, ABD’yi ve NATO’yu “özgürlük getirecek kuvvet” olarak değerlendiren yazılarla doludur. Abdullah Öcalan, Körfez Savaşı’nın ardından PKK’nın yayın organı Serxwebun dergisinin Kasım 1991 tarihli sayısında, “NATO, halkların taleplerinin çözülmeye çalışıldığı bir kuruma dönüşüyor” diye yazıyordu.

NATO’NUN GÖBEĞİNDE PKK KURUMLARI

NATO’nun ve “muhteşem” Avrupa demokrasisinin Londra, Strasbourg, Brüksel, Lahey, Kopenhag gibi önemli kentlerinde yasal faaliyet yürüten onlarca PKK kurumu vardır. NATO’nun ve Avrupa Birliği’nin başkenti olan Brüksel, PKK kurumlarının adeta kuluçka merkezidir. Sürgünde Kürt Parlamentosu, Kürdistan Ulusal Kongresi, Kongra-Gel yapılanması ve en son KCK’nın kuruluş çalışmaları hep Brüksel merkezli olarak yapılmıştır. Kuruluş duyurusunu Brüksel’de yapan “Sürgünde Kürt Parlamentosu” 1995-1999 arasında Lahey, Viyana, Moskova, Kopenhag, Roma, Oslo ve Brüksel’de 11 defa toplanmıştır.

PKK’nın ilk televizyon kanal Med TV, 1995’te Londra'da kurulmuştur. Daha sonraki PKK televizyonları Medya TV Fransa’da, Roj TV Danimarka’da, Med Nuçe Belçika’da, Sterk TV Norveç’te yayın lisansı alarak kuruldu. Bunların dışında bütün NATO başkentlerinde, dernek, vakıf vb. örtülerle, faaliyet yürüten PKK kurumları bulunuyor.

CIA merkezli olarak denetlenen Avrupa’daki uyuşturucu ve kara para aklama işlerindeki PKK’nın rolünü ise başka günkü bir yazıya bırakalım.

Toplam olarak değerlendirecek olursak, PKK, NATO’nun çocuğudur. Türkiye için sorun, İsveç ve Finlandiya’nın PKK’ya destek vermesinin ötesinde NATO’nun PKK’yı besleyip büyütmesidir.