Neden daha ilk kibrit çakıldığında adını bildik

Yıllardır gideriz. Her taşına elimizin değmişliği vardır. Her yılında özel bir dost anımız. Ondan önce Gürçamlar Köyü, Kıyıkışlacığın hemen karşısı. Cano üç aylıktı Hasır kampa gittiğimizde. Yer yatağından başladık. Dışarıda çamların salınışı, cır cır böceklerinin çığırışı ninni gibi gelirdi. Bir uyurdu... bir uyurdu... aman ne dinlenmeydi benim için. Doktor, bir kış tatiline ihtiyacanız var demişti de, hesaplamıştık, 12 yıl yaz tatili bile yapmamışız...

Büyük lükse böyle başladık.

Bezlerini taşıma suyla leğende Genel Başkan yıkar, Partili erkekler isyan ederdi; “kötü” örnek olmasına... “Abi, bari bunu yapma...” derlerdi. Akşamları bütün çocuklar daire olur, Halil Yapağılı hocanın masalını dinler öyle yatarlardı. Büyüdüler kendi çocuklarına anlattılar kıkır kıkır güldükleri, o sırada anlatılırken yazılıvermiş öyküleri.

Karı-koca tartışmaları bile alevlenmeden biterdi. “Sus, yandakiler duyacak...” diye.

Hasır duvarların nimetleri!

ÇÖKERTME DEĞİL UÇURTMA KÖYÜ

Sonra Çökertme köyümüz oldu.

Mandıra filozofonunun tersine, çalışkanlık köyü.

Hasan Ayvaz ve ailesi... Ailenin İngiltere'de kalan bölümünü, yüzünden o sarıp sarmalayan gülüşünü eksik etmeden, gık demeden 21 yıl hem baba hem ana Ayvaz'lık yapan, çekip çeviren ta Pazarcık'tan bu yana Parti bir kardeşim Solmaz...

Ama ille de elinde 40 marifet Şengül kardeşim... ille de ninesinden oklava marifetiyle, minik bir yırtık bile yapmadan incecik açmasını öğrendiği gözlemelerin; köylülerden öğrenip onları geçtiği çizik zeytilerin tadı... eşi her derde deva Hasan Bey, sevgiyle büyüyen Ozan oğlu.

Her bakımdan yıllardır burada taş üstüne taş koymak için katkıda bulunan dostlarımız...

Alın teri denizin tuzuna karıştı.

AYAĞIMIZA TAŞ DEĞMESİN

Gelen konuklar çekirdek çitler gibi bir başlar duramazdı.

Kıyının en temiz kalan birkaç koyundan biri.

Ama taşlık. Deniz kestanesi de temizliği sever.

Tek tek taşları topladık. Değmesin diye ayaklarınıza.

Moda ya... bu söz... bizim ki valla billa gerçek.

Kaç römork. Kestaneleri hâlâ topluyoruz.

Şimdi koyun en şık ve rahat yeri.

LAF OLUP BERİ GELMEYİZ ZATEN BURADAYIZ

Köylünün var yılını, yok yılını paylaştık. Onlar bizim Ergenekon yıllarımızı. Çocukları doğdu büyüdü. Sünnet düğünlerini de gördük, evlilik mürüvvetini de. Selimiye'nin usta zurnacıları, düğünlerde üçü-beşi karşılıklı bir dem tutar...

Siz deyin New Orleans; ben derim Koca Arap, Kerimoğlu... başka üstüne bilmem, demem!

Çalışkan anacığının çalışkan oğlu, daha bardağımızda çay bitmeden hemen koşturan Melih'in bu yıl üniversite sınav heyecanını birlikte yaşadık. Bu yıl matematik soruları zordu, olmadı. Beraber çalışacak bizim gençlerle gelecek yıl mutlaka endüstri tasarım olacak! Sözleştiler.

İşte vatan böyle bir şey.

Yeşili de... mavisi de... kahverengisi de.

Kuru toprak değil.

Yalnızca Kızılçam değil.

Yalnızca tuzlu mavi su değil.

Yaşadığımız, yaşattığımız, paylaştığımız yer.

Yediğimiz, içtiğimiz, canımız, ciğerimiz.

Ciğer yangısını onun için iyi biliriz.

Laf olup, beri gelmeyiz.

Zaten buradayız.

Onun için daha ilk kibrit çakıldığında, sesinden anlarsın o kırılası ellerin sahibinin kim olduğunu!

Nefesimiz hep enselerinde.

Biliriz.

Adımız gibi.

Onun için korkusuz adını söyleriz!

Kolunuza takıp yakılan yerleri gezdiremezsiniz yakanların eşbaşkanlarına!

Bakamazlar gözlerimize!

Baktırmayacağız!

TÜRKİYE'NİN ORMAN YASASI VE ÖZEL PROGRAMI

Türkiye orman yangınları bölgesinde.

Önümüzde daha kurak ve sıcak bir dönem olacağı söyleniyor.

Türkiye'nin uzun ve kısa vadeli orman yangınlarına karşı bir programı ve donanımı olmalı.

Uzmanlarıyla birlikte hazırlanan.

Elbette, terör hep başının belası.

Ona karşı mücadele başka program kapsamında.

Önemli olan yangının çıkmaması için önlemleri almak.

Teröre karşı köy korucuları gibi orman korucuları örneğin...

Öyle her isteyen elini kolunu sallayarak girememeli.

CUMHURİYET'İN İLK YASALARINDAN

Türkiye yeşil vatanını daha Cumhuriyet'in ilk yıllarında korumak için önlemini almış. İlk yasalardan biri. 22 Nisan 1924'te 504 sayılı “Türkiye'de Mevcut Bilumum Ormanların Fenni Usulü İdare ve İşletmeleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmiş.

Cumhuriyet bunun bir kamu görevi olduğunun da bilincinde. 1937'de yürürlüğe giren 3116 Sayılı Orman Kanunu “devlet ormancılığı” nı getiren ormanların işletilmesine ve korunmasına ilişkin çok kapsamlı bir yasa. Ancak çok şaşırmayağınız gibi birçok değişikliğe uğramış, sonunda da 1956'da tamamen kaldırılmış.

KORUYUCU ÖNLEMLER

Korumak için nasıl bir teknolojiden yararlanılabilinir. Eskisine göre çok kolay olmalı.

Ben vatansever olmayan bir ormancı hiç tanımadım.

Doğaya aykırı.

Hani diyorlar ya ekolojik dengeyi bozar yanlış ve bilinçsiz ağaçlandırma...

Öyle.

Öyle biri dengeye aykırı.

Evet, yangın çıktıktan sonra söndürecek uçak vb tartışıyoruz, ama çok daha az giderle denetim yöntemleri vardır. Türkiye'nin coğrafi ve insan yapısına göre nasıl uyarlanacağını; yaşamlarını yeşil vatana adamış, yaprağın gözünden anlayan uzmanlarımız var. Buna ön uyarı sistemi açısından meteoroloji de dahildir. Diğer şu bilimlerle ilişkisi olduğu belirtiliyor: “Orman Botaniği, Ekoloji, Kültür, Ağaçlandırma, Amenajman (ormanda, kesilmesi gereken ağaçların, doğal denge göz önüne alınarak düzenlenmesi), Fizik, Kimya, Toprak Bilgisi, Orman Zoolojisi, Yaban Hayvanları Bilgisi, Hukuk ve Ekonomi.

EĞİTİM VE ÖRGÜTLENME

Önleme ve çıktıktan sonra ilk yardım gibi yapılması gerekenler için kamu özellikle devreye girmeli. Gönüllüleri, bölge köylülerini eğitip örgütleyebilir. Okullarda, askerlik eğitiminde ders olur. Jandarma da ek güç olarak özel eğitilebilir. Stratejik kuruluşlar kamulaştırılmalı, yardımlar kurallara bağlanmalı...

Yangın bölgesinde olduğumuz için bir süre elektrik yoktu, internet vb de öyle... bu nedenle televizyonu, basını izleyemedim. Ama biliyorum ki herkes ormancı herkes uzman olmuştur.

Hele şu ağaçlandırma meselesinde yine bütün “müthiş” fikirler ortaya dökülmüştür.

“Zeytin ağacı” ya da “meyve ağacı dikelim” önerilerine rastladım örneğin. Ormancılar çok eleştiriyor. Bir; ekolojik dengeyi bozar diyorlar, iki; meyve ağacı rastgele olmaz bakım ister, budama, ilaçlama vb...

Yani komik duruma düşürmeyelim insanlarımızı. Parlak fikir üretiminde enerjileri boşa harcamayalım.

Türkiyemize her alandaki uzmanların katkısıyla bir program kazandıralım.

ÇÜNKÜ TÜRKİYE HİZADAN ÇIKTI

Sedat Peker de bir tür yangındı.

Yalnızca kişilere, hükümete karşı değil...

Türkiye 'ye karşıydı.

Türkiye'nin “karşı alınması” gereği, artık bir mecburiyet olarak kendini dayatıyor.

Açık açık.

Kartlar masaya bir bir atılıyor.

Hızlandı.

Acil!

Aceleleri var.

Çünkü Türkiye hizadan çıktı.

Kim çıkardı?

Pentagon bu sorunun yanıtını biliyor, söylüyor.

Hangi siyaset ve öneriler doğru yolu gösteriyor?

Kim Türkiye'yi bu doğru hizada tutacak?

Hangi muhalefet, nasıl bir iktidar?

İki yanıt var.

Biri bizim; biri Biden'ın.

Sorun yalnızca yangın değil.

O yalnızca bir güçlü örnek.

Bütünüyle bir yönetim, tek tek her alanda yeniden tasarlanacak.

Üretimden dış politikaya sağlıktan eğitime, kültürümüze...

Mavi vatanımızdan yeşile anavatanımıza, yavru vatanımıza... Türkiyemizin sağlığı için!

Türkiye bu soruların yanıtını artık arıyor, buluşuyor, biliyor, tanımlıyor; yaşama geçirecek..

Acil!