Türk milletiyiz

TÜRKİYE Hentbol Ligi’nde bu hafta acı vardı. Kadınlar 2. Lig C Grubu’nda Yozgat Aile ve Sosyal Politikalar GSK ile yapacakları maça giden Ordu Gençlerbirliği takımı, Yozgat il sınırlarına girdikten kısa süre sonra kaza geçirdi. İki hafta önce takımla sözleşmesini yapan 12 yaşındaki takım kalecisi Sinem Aksu ve 3 hafta önce sözleşmesini yapan 14 yaşındaki sol kanat oyuncusu Göksu Akyel hayatını kaybetti. Kadın milli sporcularımız aldıkları madalyalarla gururumuz olurlarken bu madalyaların hangi riskler alınarak, nasıl fedakârlıklar gösterilerek geldiğini de gösteriyordu, bu kaza. Bu yaşta ikinci ligde forma giyerek ablaları ile mücadele etme şansı bulan kızlarımız belli ki yetenekliydiler, çalışkandılar, geleceğimizin ümidiydiler. Belli ki, Türk kadın hentbolunun gelecekteki yıldızlarından biri olacaklardı. Bu ülkede varsa bir kadın mücadelesi; kızlarımız, bu mücadelenin en önünde gidenlerindendi. Verdikleri emek Türk kadınının şimdi ve gelecekte neler yapabileceğinin göstergesiydi. Çalışkan ve çağdaş Türk kızının sembolü olarak veda ettiler, dünyamıza. Ailelerine sonsuz sabır diliyorum. Türk sporunun gelecekteki başarılarında Göksu ve Sinem’in kısa ve örnek hayatlarının payı olacaktır. Türk kadını, eylem yaparken birilerini anacaksa; kadının hayattaki mücadelesine örnek olan bu kızlarımızın fotoğrafları en önde taşınmalıdır. Göksu ve Sinem, kişilikli Türk kızının örnek sembolleri olarak kalacaktır. Türk kadın mücadelesinde; teslimiyetçiliğin ve güçsüzlüğün göstergesi mor bir çizgide değil, emeğin ve mücadelenin var olduğu Atatürk’ün çizgisinde anılacaklardır. Kadın sorunu; bilimde, sanatta, sporda ve iş hayatında kadının gücüyle, azmiyle ve başarısıyla çözülür.
Geçen hafta Genç Kadınlar Eskrim Kılıç Dünya Kupası’nda gelen şampiyonluktan sonra son bir haftada gelen tüm uluslararası başarılarda genelde yine kadın sporcularımız vardı. Avrupa Curling Şampiyonası’nda gümüş madalya ile gurur duyduk. Slovenya’da 15 yaş altı Badminton Şampiyonası’nda teklerde altın ve gümüşü, çiftlerde altın ve bronzu kızlarımız kazandı. Dünya “Kick Boks” Şampiyonası’nda Duygu Turan, Gülşah Kıyak ve Emine Arslan altın madalya kazandı. Şampiyonluk sonrası Emine Arslan’ın sözleri ders gibiydi: “Kadınlar yeter ki istesin. Yapamayacakları bir şey yok. Yapamam diyen kadınlar beni örnek alsın!”

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HAKKINDA
Geçtiğimiz haftaki yazımda İstanbul Sözleşmesi’nin egemenliğimize saldırdığını yazınca bazı kadın okuyucularımdan tepki aldım. Bu konuda daha fazla yazmak istemememe rağmen, bu saldırıyı açıklamak zorunda kalıyorum. İstanbul Sözleşmesi’ni ABD, Rusya, Japonya, Azerbaycan, Meksika, Kanada ve Vatikan imzalamadı. 28 ülke önemli şerhler koyarak imzaladı. Sözleşmeyi şerhsiz imzalayan birkaç ülkeden biriyiz ve bizim gibi şerhsiz imzalayan İzlanda, Lüksemburg, Portekiz gibi ülkelerin hiçbirinde emperyalizmin bölücü planları yok. Anayasamızın 90/5 maddesi uyarınca bu sözleşme kanun hükmünde, Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Anayasa ile çelişen hükümlerde İstanbul Sözleşmesi hükümleri geçerli. Anayasa’nın 11. Maddesi uyarınca İstanbul Sözleşmesi; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idari makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Sözleşmenin 4.3 maddesi ulusal azınlıklardan bahsetmektedir. Ülkemizde bu ulusal azınlık kimlerdir? 7.3 maddesine göre alınan tedbirler, devlet kurumlarını ve ulusal makamları da kapsamaktadır. 11.3 maddesine göre ülkemizdeki her türlü veri uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve uluslararası kıyaslamaları sağlamak amacıyla açıklanabilecektir. Nitekim, azınlıklar maddesi ile bu verilerin açıklanması bir arada değerlendirildiğinde sözleşmenin yalan verilerle emperyalizmin ülkemizi bölme politikasına hizmet ettiğini görürsünüz. 29.2 maddesi devleti yok saymakta ve uluslararası hukuku devlete karşı önlem almakta yetkilendirmektedir. Bu madde Türkiye’nin terörle mücadelesini başka kılıflar altına sokup emperyalizmin ülkemizde teröre desteğinin zeminini hazırlamaktadır. 60. maddeye göre kadına şiddet nedeniyle başvuran sığınmacılara mülteci statüsü verilir. Bu madde, ülkemizdeki sığınmacı sayısını ve komşularımızdaki siyasi durumu değerlendirdiğimizde en fazla ülkemizi ilgilendirmektedir. Buna bağlı olarak, 61. madde de şiddete maruz kalan kadın sığınmacıların ülkelerine geri gönderilmesini engellemektedir. Hiçbir kanıta gerek kalmaksızın ülkesinde şiddet gördüğünü iddia edenler için geçerli olacak bu durumdan en fazla etkilenecek ülke yine Türkiye’dir.
Anayasa’dan daha fazla yetki verilen bu sözleşmenin uygulanmasını sağlayacak uzman grubu ve taraflar komitesinin oluşumu da yabancılardan ve yabancılarca desteklenen fon yetkililerinden oluşmaktadır. 68. maddede Grevio raporları sonrası ülkemiz topraklarının denetimi yabancılara bırakılmaktadır.
İstanbul Sözleşmesi nedeniyle 81 kadın ve LBDTIQ örgütü tarafından hazırlanan Grevio Gölge Raporu, Türkiye’nin sivil örgütlere baskı uyguladığı iddiası ile başlamaktadır. Rapor, Türkiye’de kadına yönelik Sünni İslam uygulamaları yapıldığını ve AKP’nin kadın ve erkeğin eşit olamayacağını savunduğunu belirtmektedir. Rapor, Kürt kadınlara, askeri çatışma süreçlerinde örtülü ayrımcılık uygulandığını da iddia etmektedir. HDP’li Belediye Başkanları yerine kayyum atanması sonrası cinsiyet eşitliği adına yapılan çalışmaların baltalandığı yazılmıştır. Kayyumların kadınları işten attığını ve kadınların danışma merkezlerini kapattığını iddia etmektedir. Raporda; kayyum atamaları sonucu “86 belediye başkanının görevden alınması, 34 kadın belediye başkanının tutuklanması ve bu belediyelerde 43 kadın merkezinin kapatılmasının nedeninin ülkede Kürt kadınlara yapılan baskılar olduğu” iddia edilmektedir. Türkiye’de Kürt ve Suriyeli göçmen kadınların ve LGBTIQ’lerin ayrımcılığa uğradığı ve devletin bu şiddeti ortadan kaldırmadığı da iddia edilmektedir. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde Devletin kadın örgütlerinin mallarına el koyduğu da belirtilmiştir. Rapor, İstanbul Sözleşmesi’nin ve Grevio’nun derdinin kadın olmadığının da göstergesidir.
Grevio raporunun 14, 15 ve 16. maddelerinde Güneydoğu’da teröre karşı yapılan operasyonlar Kürtlere ve Kürt kadınlarına baskı olarak değerlendirilmiştir. Raporun 21. maddesinde; Kürt, engelli ve lezbiyen kadınlara karşı şiddet yapıldığı belirtilmiştir. Raporun 45. 47. 59. gibi maddelerinde Kürt kadınlar gibi belli etnik gruplara mensup kadınlar, kırsalda yaşayan kadınlar, engelli kadınlar, şiddete maruz kalan veya annelerine yönelik şiddete şahit olan çocuklar, lezbiyen kadınlar, kayıtlara geçmemiş göçmen kadınlar dahil göçmen ve mülteci kadınların ihtiyaçlarına cevap verilmesi için ek tedbirler benimsenmesi gerektiği yazılıdır.
İstanbul Sözleşmesi’nin amacı kadını korumak değil, kadın üzerinden Türkiye’ye emperyalist baskıyı arttırmaktır. Grevio Raporu’na karşı olup İstanbul Sözleşmesi’ni desteklemek olmaz. İstanbul Sözleşmesi silah, Grevio Raporu mermidir. Bu sözleşme ile; kocaları hapisteyken ülkeye başı dik öncüler yetiştiren kadınların Türkiye’sinden bir telefonla kocasını hapse gönderen kadınlar Türkiye’sine geçiş sağlanmak istenmektedir. Savaşta dahi geçerli olacak bu sözleşme bir saldırıdır. 6284 nolu madde ile askerinin ve polisinin silahına el koymayı yabancı denetçilere bırakan bu sözleşme kabul edilebilir mi? Sözleşmede tanımlanan kadın bakılmaya muhtaç, üretmeyen, çalışmayan kadındır. Türk kadının yeri erkeğinin yanında üretim cephesidir. Toplumda bu sözleşmenin alternatifi olarak Şeriat kuralları algısı yaratılıyor. Türk kadının takip edeceği yol ne Şeriat’ın ne de emperyalizmin bölücü yoludur. Özgür ve güçlü Türk kadınının yolunu Atatürk Devrimleri gösterir. Alevi-Sunni diye, Türk-Kürt diye, Fenerli-Cimbomlu diye bölemediniz, sıra Erkek-Kadın ve diğerleri diye bölmeye geldi. Biz Türk Milletiyiz, bu oyunlara gelmeyiz!