Türk üçgeni ve Avrasya

Türk dış politikasının önemli köşe taşlarını oluşturan Kıbrıs ve Kafkasya sahalarında, onlarca yıldır süren statükonun, birkaç hafta içinde Türkiye ve müttefikleri lehine bozulduğu fakat henüz nihayete ermemiş bir sürecin içinden geçiyoruz.

Askeri, siyasi ve diplomatik alanlarda üst üste yeni gelişmeler yaşanırken, değişmez denilen haritalar değişiveriyor.

Olumlu gelişmeleri tetikleyen iki temel dinamik var:

  1. Türkiye karşıtı cephede konumlanan ABD ve AB’nin çeşitli nedenlerden dolayı güç kaybetmesi sonrası uluslararası konjonktürün yeni adımlar atmaya elverişli hale gelmesi,
  2. Ankara’nın Kıbrıs ve Kafkaslar meselelerinde izlediği siyasetin tekrar Cumhuriyet dış politikası ve dolayısıyla Türkiye’nin jeopolitik mecburiyetlerine uygun bir çizgiye girmesi.

Ankara, Lefkoşa ve Bakü arasında adeta bir Türk üçgeni kurulmakta. Sürecin nasıl devam edeceği ve hangi yollarla daha ileri taşınabileceği soruları cevaplanmayı bekliyor.

LEFKOŞA’DAN BAKÜ’YE UZANAN HAT

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Azerbaycan’da yaşanan olumlu gelişmelerde Türkiye başat bir rol oynadı.

Türkiye’de hükümetin, Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin ekmeğine yağ süren “yes be annem” siyasetini bir kenara bırakması sonucu adadaki denklem tamamen değişti.

Merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş çizgisi, Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle beraber tekrar KKTC’ye hakim oldu.

Hemen arkasından Ankara, adada iki devletli çözüm formülünü uluslararası kamuoyunun gündemine soktu.

Batının baskıları nedeniyle 46 yıldır kapalı olan Maraş açıldı.

Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Tatar’ın, Bakü’ye resmi bir ziyarette bulunacağı haberi basında yer aldı ki bu durum Azerbaycan’ın KKTC’yi tanımanın eşiğinde olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Türkiye’nin adaya bir deniz üssü kurmasının da gündemde olduğunu belirtelim.

Sonuçta Ankara, üst üste yaptığı hamlelerle Doğu Akdeniz’de stratejik öneme haiz Kıbrıs mevziisini kuvvetlendirmiş oldu.

Diğer yandan Kafkas cephesinde, tüm denklemleri değiştiren önemli gelişmeler yaşandı.

Azerbaycan, işgalci Ermenistan’a karşı üst üste kazandığı askeri başarılarla Paşinyan hükümetini teslim olmak zorunda bıraktı.

Türkiye ve Rusya’nın da dahil olduğu süreçte imzalanan anlaşmayla Bakü yönetimi askeri alanda kazandığı başarıları masada resmileştirmiş oldu.

Azerbaycan, Dağlık Karabağ’ın stratejik noktalarını işgalden kurtarmanın yanı sıra Nahçıvan’a geçiş koridoru açmayı başardı. Böylelikle Türkiye ve Azerbaycan arasında fiziki anlamda direkt bir bağ oluşmuş oldu.

Bugüne değin Batı’yla dengeli ilişkileri savunan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in savaş süresince ve sonrasında sıklıkla yaptığı George Soros ve emperyalizm vurgusu ve Batı merkezli basın organlarına karşı takındığı sert tutum Azerbaycan’da da yeni bir yönelimin olduğunu gösteriyor.

Bu süreçte Ankara-Bakü ve Moskova arasında kimi zaman aksamalarla da olsa kurulan hat, Kafkasları Türkiye ve Rusya arasında Suriye ve Libya’dan sonra yeni bir işbirliği sahası haline getirdi.

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Figaro’nun, “Dağlık Karabağ: Batı diplomasisi marjinalleşiyor” başlığıyla verdiği haberde “Moskova ve Ankara, Kafkaslarda bölgesel düzenin patronu olarak kendilerini kabul ettirdiler” değerlendirmesi Kafkaslardaki durumu özetler nitelikte.

Kıbrıs ve Kafkasya pratiklerini bir arada incelediğimizde, şu üç temel çıkarımı yapabiliriz:

  1. Türkiye, KKTC ve Azerbaycan’da Batı karşıtı kuvvetlerle mücadele ettiğini net biçimde saptadı ve buna göre pozisyon aldı.
  2. Türkiye, Kafkasya cephesini de Rusya’yla işbirliği yaptığı alanlar arasına ekledi. Diğer yandan Kıbrıs meselesinde geleneksel olarak Rum Yönetimi’nin yanında yer alan Moskova’nın son gelişmeler karşısında sessiz kalması, Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’de de Türk-Rus işbirliğinin filizlendiğine işaret etmekte.
  3. Türkiye, Azerbaycan ve KKTC arasında direkt ilişkilerin kurulması yönünde adımlar atarak, Doğu Akdeniz’den Kafkaslara bütünlüklü bir cephe oluşturma yoluna girdi.

Özetle Türkiye, Batı’dan gelen tehditlere karşı KKTC ve Azerbaycan’la beraber bir Türk üçgeni oluştururken, komşusu Rusya’yı da karşısına değil yanına alacak siyasetlere yöneldi.

SONRAKİ ADIMLAR

Salgın ve ekonomik krizin yanı sıra ABD seçim sonuçlarının kesinleşmesiyle beraber sert bir kış mevsimi yaşayacağımız aşikar.

ABD ve bölgedeki müttefiklerinden karşı hamleler gelmesi ise şaşırtıcı olmayacak. Şöyle ki:

1. Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Arap ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkların kışkırtılacağı bir sürece gireceğiz. Bu noktada Mısır’ın Türkiye karşıtı cepheye çekilemiyorsa da tarafsız hale getirilmesi diğer yandan bazı noktalarda ABD’yle anlaşmazlıklar yaşayan Suudi Arabistan’la yeni ilişki modelleri geliştirilmesi yararlı olacaktır.

Diğer yandan ABD’deki yeni yönetimin Katar’a yönelik olarak yapacağı açılıma karşı da önlemler alınmalıdır.

2. Türkiye ve Rusya arasındaki işbirliğini bozmak için Suriye ve Libya’da kışkırtmalar yaşanabilir. Bu tür girişimlerin önüne, Suriye’de Esad yönetimini de içine alan Türk-Rus-İran işbirliğinin kuvvetlendirilmesiyle geçilebilir.

Moskova’nın, izlediği 360 derece dış politika çerçevesinde bölge başkentlerinin tamamı ile ilişkileri sıcak tutmaya çalıştığı biliniyor. Moskova’nın bir yandan Türkiye’yle geniş alanlarda işbirliği yapıp diğer yandan Karadeniz’de Mısır donanmasıyla ortak tatbikat gerçekleştirmesi, 360 derece siyasetin basit bir örneğidir. Bu doğrultuda, Ankara-Moskova ve Kahire arasında Libya özelinde girişilecek bir ittifak, herkesin çıkarına olacağı gibi bölgedeki kışkırtmalara karşı bir set görevi görebilir.

3. Kafkaslardaki gelişmelerle bağlantılı olarak İran’da yaşayan Türk kökenli nüfus üzerinden, Ankara-Tahran ilişkileri baltalanmaya çalışılabilir. Türkiye-İran ve Azerbaycan’ın bu hamlelere karşı atacağı ortak adımlar kışkırtma girişimlerini boşa çıkartacağı gibi bölgeyi de rahatlatacaktır.

ABD ve AB’nin geri çekilişinin yeni fırsatlar sunduğu bir dönemdeyiz.

Dış siyasetin yanı sıra içeride de doğru ekonomik önlemlerin alınması ve en önemlisi toplumsal mutabakatın yeniden sağlanması Türkiye’yi daha da ileriye taşıyacaktır.

Ankara, KKTC ve Azerbaycan arasında kurulmakta olan Türk üçgeni bir hücrenin çekirdeğini andırmaktadır. Rusya’yla yapılmakta olan işbirliği ise söz konusu ittifaka bölgesel bir boyut katmaktadır.

Önümüzdeki hamle Doğu Akdeniz’in diğer yakasını emperyalizmin etkisinden arındırmak ve Kafkaslardan Doğu Akdeniz’e geniş bir birliğin ilk adımlarını atmak olmalıdır.