26 Mayıs 2024 Pazar
İstanbul 15°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Çin bir buçuk milyarlık halkını nasıl doyuruyor?

Adnan Akfırat

Adnan Akfırat

Gazete Yazarı

A+ A-

Birleşmiş Milletler’in Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nın 2023 raporuna göre, 2022 yılında dünyada 783 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyordu. Bu, dünya nüfusunun yüzde 9,2’sine karşılık geliyor. (1)

Afrika kıtasındaki 1,4 milyar insan, dünyadaki ekilebilir arazilerin %60’ına sahip olmasına rağmen, artan gıda güvensizliği ve ciddi kıtlıkla karşı karşıya. Afrika’daki Batı kaynaklı terör saldırıları ve iç kargaşalıklar bahtı kara Afrikalıları açlıkla sınıyor.

Peki Çin, Afrika’nınkine eşdeğer nüfusunu, dünyadaki ekilebilir arazinin %9’undan daha azını ve dünyadaki tatlı su kaynaklarının %6’sını kullanarak nasıl besliyor? Bu kadar kıt kaynakla nasıl dünyadaki gıda üretiminin %25’ini üretebiliyor?

Çin’i dış dünyaya doğru anlatmak için akademisyenlerin yayınladığı Dongsheng internet sitesi bu konuyu derinlemesine irdeleyen bir analiz yayımladı. Çin’in bir milyar dört yüz milyon kişilik halkını besleyebilmesinin altında yatan sosyal, tarihi ve ekonomik politikaları bu yayından aktarıyoruz. (2)

MAO, TARIM SORUNUNU NASIL ELE ALDI?

Çin, köylülüğün baskın olduğu, binlerce yıllık tarım geleneklerine sahip bir ülke. Toprak sorunu hanedanların istikrarını, yükselişini ve düşüşünü belirlemiş. 19. yüzyılın sonlarında, Qing hanedanı yönetiminde Çin yarı sömürge bir ülke haline gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde olduğu gibi yabancı nüfuzu ve kapitülasyonlar, ulusal ekonomiyi perişan etmişti. Bunun acısını da geniş köylü kitleleri çekiyordu. Köylülerin toprak sahibi soylu sınıfa yapısal bağımlılığını derinleştiren Çinli savaş ağaları sistemi egemen olmuştu.

Doğal felaketlerle de birleşen bu kriz, yaygın köylü isyanlarına neden oldu. Mao Zedung’un ısrarlı çabaları sonucu Çin Komünist Partisi (ÇKP) bu çelişkileri çözmek üzere köylüleri örgütlemeye başladı ve ülkenin kırsal kesimlerinde muazzam bir destek kazandı. Tarım sorununu çözmek Çin Devrimi’nin ana hedeflerinden biri haline geldi. ÇKP daha iktidara gelmeden önce Toprak Reformu olarak adlandırılan bir programı uygulamaya koydu. Toprakları ağalardan alıp köylülüğe veren bir süreç başlattı.

1949’da iktidara gelen ÇKP, açlığa son vermeyi ve üretici güçleri geliştirmeyi ana hedefi yaptı. 1950 yılında özel toprak mülkiyetine son vermek, feodal üretim sistemini ortadan kaldırmak, köylülerin mülkiyet hakkını garanti altına almak ve dağıtım kıstaslarını ortaklaştırmak için Toprak Reformu Kanunu’nu çıkardı. Ülke genelinde 300 milyondan fazla köylüye 47 milyon hektar arazi dağıtıldı. Aile başına düşen arazi nispeten küçük olduğundan (yaklaşık 0,5 hektar), hükümet bazı üretim görevlerini kolektifleştirmek için önce Karşılıklı Yardım Gruplarının ve daha sonra Tarımsal Kooperatiflerinin kurulmasına öncülük etti.

Devrim sonrasında ilk dokuz yılda tarımsal üretim yıllık ortalama %7 oranında artarak kişi başına tahıl tüketimi 209 kg’dan 303 kg’a yükseldi. Savaş sanayiyi çökerttiği için neredeyse tüm tarım hizmetleri beden gücüyle yapılıyordu. Birinci Beş Yıllık Plan’da (1953-1957), ülkedeki 156 büyük yapım projesi arasında ilk yerli traktör fabrikasının kurulması da vardı. Aynı dönemde, Çin Tarımsal Mekanizasyon Bilimleri Akademisi kuruldu.

Büyük bölgesel dengesizlikler, hızla artan kalabalık nüfus ve gelişmesi zorunlu olan sanayileşmenin taleplerini karşılamayan bir tarımsal üretim vardı. 1958 yılında hükümet, tarımsal üretimi tamamen kolektifleştiren Halk Komünlerinin kurulmasını kararlaştırdı.

1959-1966 yılları arasında tarımsal üretim hızla düştü. 1958 seviyesine ulaşması altı yıl sürdü. Hükümet, bu zor durumun üstesinden gelmenin yolu olarak teknolojik gelişmeyi teşvik etti. Çin’in efsanevi Başbakanı Zhou Enlai 1963 yılında Şanghay’da düzenlenen Bilimsel ve Teknolojik Çalışma Konferansı’nda tarım sektörünü de kapsayan “Dört Modernizasyon” hedeflerini ortaya koydu ve bilim insanlarını bu hedeflerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmaya çağırdı.

Bu çağrıya kulak veren tarım uzmanı Yuan Longping, pirinç verimliliğini artırmak için çalışmaya başladı. 1973 yılında, geleneksel pirince kıyasla %20-30 daha fazla ürün veren dünyanın ilk hibrit pirincini yetiştirmeyi başardı. 1976 yılına gelindiğinde bu pirinç çoktan kitlesel olarak ekilmeye başlanmıştı. Bu sadece Çin’de değil, tüm dünyada tarımsal gelişme için çok önemli bir ilerleme oldu.

DIŞA AÇILMA VE REFORM DÖNEMİNİN BİLANÇOSU

Reform ve Dışa Açılma döneminin başlamasından sonra, tarım sektöründe, Halk Komünleri aracılığıyla yönetimin yerini “Hane Halkı Sorumluluk Sistemi” aldı. Kolektifleştirilmiş araziler, kırsal hanelere yeniden tahsis edildi. Çiftçilere ürün seçimi konusunda göreceli özerklik verildi. Çiftçilere ilk dönemde (1982-1984) 15 yıla kadar, 1994’ten itibaren ise 30 yıla kadar tarım arazisinin kullanım hakkı tanındı.

1980’lerin ilk yarısında reformların tarımsal üretim üzerinde olumlu etkileri oldu. Ancak kısa süre sonra tarım ürünleri için destek akçeleri hükümet bütçesinde açığa yol açtı. Reform ve Dışa Açılma bir taraftan kısmi gelişme sağlarken aynı zamanda çok sayıda zorluk ve çelişkiyi de beraberinde getirdi. Çin, 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasından bu yana tarım sektörünü kademeli olarak yabancı sermayeye açtı.

Bu dönemde Çin’de tarımın ticarileşmesi önemli ölçüde arttı. DTÖ’ye göre, 2004 yılında Çin net bir tarım ürünleri ithalatçısı haline geldi. Yerli üretimde ve kendine yeterlilikte ciddi sonuçları oldu. Tarımsal ürünlerde az sayıda ülkeye çok yüksek bir bağımlılık yarattı. Bu dönemdeki bir diğer olumsuz gelişme de kent rantları için tarım arazilerinin yağmalanmasıydı. Sanayileşme ve kırsal kesimin kentleşmesi için ekilebilir arazi daraltıldı. 1996 Tarım Sayımı’nda 130 milyon hektar olan ekilebilir arazi, 2008 yılı sonunda 121.6 milyon hektara düşmüştü.

ÇİN TARIMINDAKİ SON GELİŞMELER

Çin’in son on yıldaki tarım politikası, çiftçilerin gelirini artırmak, gıda güvenliğini sağlamak ve çevre korumasını iyileştirmek gibi sadece gıda üretiminin ötesindeki hedeflere öncelik verdi. 2018 yılında “Kırsal Yeniden Canlandırma” stratejik planı kabul edildi. Çin, kırsal ve kentsel nüfus arasındaki gelir ve gelişme uçurumu azaltmak hedefiyle tarım sektörünün modernizasyonunu ve kırsal alanların sanayileşmesini hızlandırdı.

En başta, bin yıllık tarım vergisi kaldırıldı. 800 milyondan fazla çiftçi, vergi yükünden kurtuldu. Hükümet, destek akçelerini yüzde 10 artırdı.

2008’de ise tarımda verimliliği artırma ve gıdada kendi kendine yetme ulusal öncelik haline geldi. Hızlı sanayileşme nedeniyle kırsal alanın boşalmasının getirdiği işlenmeyen toprak sorununu çözmek hedeflendi.

Bu dönemde sulama sistemlerine büyük yatırımlar yapıldı. Çin, 1949’dan bu yana sulanan alanı dört katına çıkardı. 2022’de tarımsal alanın yarısından fazlası sulanabiliyordu. Bu çabaların sonucunda Çin, tahıl ihtiyacının dörtte üçünü ve sebze ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını üretir hale geldi.

Tohum sanayi stratejik olarak belirlendi. Buğday ve pirinç tohumlarında neredeyse kendi kendine yeter hale gelindi. Ancak soya fasulyesi ve mısırda hala dışa bağımlılık sürüyor.

Tarımda makineleşmenin artması da üretim artışının ana unsurlarından. 1955 yılında ilk traktörünü üreten Çin, 2022 yılında tarımsal makine ve ekipman üreten 8.000’den fazla şirkete sahip oldu. Bugün 4.000’den fazla çeşit tarım makinesi üretiliyor. 1949’dan bu yana tarımın makineleşme oranı 70 kat artmış.

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ise bu ilerlemede belirleyici bir rol oynamış. Kırsal alanlardaki bilgi altyapısı önemli ölçüde yenilenip, geliştirilmiş. Nesnelerin interneti, uydu aracılığıyla uzaktan algılama ve büyük veri gibi modern bilgi teknolojileri yaygınlaştırılmış. Bu sayede ürün rotasyonunun ve nadasın izlenmesi, hayvan ve bitki hastalıklarının uzaktan teşhisi, tarım makinelerinin uzaktan bir çalıştırılması, drone ile arazi kontrolü ve hassas yemleme konularında önemli sonuçlar elde edilmiş.

Çin, 15. BRICS Zirvesi’nde tarımsal sanayileşme konusunda işbirliği taahhütlerinde bulundu. Tarımsal bilgi ve teknolojisini dünyayla, özellikle de gelişmekte olan ülkelerle paylaşmaya öncelik verdiğini açıkladı.

YENİ TARIM ARAZİLERİ KAZANILIYOR

Çin’in 2024 yılı için “1 numaralı merkezi belgesi”, kırsal yeniden canlandırmanın desteklenmesinde bilimsel-teknolojik gelişmenin rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor. Özellikle tuzlu toprakların değerlendirilmesinin altı çiziliyor.

Çin yıllar boyunca tuzlu-alkali toprakların kapsamlı bir şekilde işlenmesini ve kullanılmasını ısrarla teşvik ediyor. (3) Çin 2016 yılından bu yana 8 milyon 800 bin hektar çölleşmiş araziyi yeşile dönüştürdü. Bu yıl sonuna kadar 2 milyon 200 bin hektar daha kazanılacak. (4)

ÇİN AÇLIK İLE NASIL BAŞA ÇIKTI?

Tarih boyunca Çin’in en büyük sorunu açlıktı. Şimdi ise Çin’de kişi başına düşen gıda miktarı 483 kilogram ile uluslararası kabul görmüş gıda güvenliği sınırı olan 400 kilogramın üzerinde.

2020 yılında yoksulluk sınır altındaki nüfusun sıfırlanmasıyla, gıda güvensizliğini ortadan kaldırmada dünyada en çok yol alan ülke olmuş. Gıda güvenliğinin sağlanması, kırsal bölgelerdeki nüfusun daha iyi beslenmesine ve bünyelerin güçlenmesine neden olmuş. Öte yandan kentlerde ise 1990 ve 2021 yılları arasında yağ alımı artmış, et alımı üç katına çıkmış ve günde 11 gram tuz alımı ile dünyadaki en yüksek değere ulaşmış.

Tabii ki her nimetin bir de külfeti var! Çin’deki zenginleşme sonucunda 1990-2015 yılları arasında kalp hastalıkları neredeyse iki katına çıkmış ve çocukluk çağı şişmanlığında %8,3 ile dünyadaki en yüksek ortalamalardan birine ulaşılmış.

PİRİNÇ KASESENİ SIKICA KAVRAMAK

Ukrayna’daki savaş ve ABD ile gerginliğin tırmanması, Çin’in tahılda kendi kendine yeterlilik konusundaki önceliğini önemli ölçüde pekiştirdi.

Mevcut jeopolitik ortam nedeniyle, Devlet Başkanı Xi Jinping’in “Çin halkı pirinç kasesini kendi elleriyle sıkıca kavramalıdır” çağrısı, verilen ulusal önceliği gösteriyor.

Xi önderliğinde Çin, ulusal düzeyde çevre koruma bilincini artırmaya; basit, ılımlı, yeşil ve düşük karbonlu yaşam tarzını savunmaya; savurganlığa, israfa ve aşırı tüketime karşı çıkmaya ve ekolojik uygarlığı yaratmaya odaklanmış bulunuyor.

Ekolojik uyarlığın teşvik edilmesi, dünya ölçeğinde gıda güvenliğinin sağlanmasına da imkân tanıyor. Çin sosyalizmi uygulayarak dünyadaki açlık sorununun çözümüne büyük katkı sağlıyor.

1.https://www.fao.org/3/cc3017en/online/state-food-security-and-nutrition-2023/food-security-nutrition-indicators.html
2.https://dongshengnews.org/en/china-ensuring-food-security/
3.http://en.qstheory.cn/2024-04/02/c_975797.htm
4.https://global.chinadaily.com.cn/a/202006/18/WS5eeac028a310834817253d0f.html

Çin Afrika Tarım FAO Çin Komünist Partisi (ÇKP)