Semih Koray - Moskova’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Planı-1

Semih Koray

Semih Koray

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Moskova’da oluşturulmakta olan “Ortadoğu ve Kuzey Afrika Planı”nın ana hatları, Dr. Mehmet Perinçek tarafından tartışılmak üzere haritasıyla birlikte kamuoyunun görüşüne sunuldu. Projenin amacı, “Avrasya Seçeneği”ni bölgemizde hayata geçirerek, ABD’nin yeni projelerini etkisiz hale getirmek olarak özetlenebilir. Projenin esin kaynağı, Astana Süreci’yle oluşturulmuş Moskova-Ankara-Tahran birlikteliğidir. Projede bu birlikteliği stratejik bir temele oturmanın yolu olarak “Moskova, Ankara ve Tahran’ın geleneksel köklerine dönerek üç manevi medeniyetin merkezleri haline gelmesi” önerilmektedir.

İMPARATORLUK GEÇMİŞİ VE MLLİ DEVLET

Türkiye, Rusya ve İran’ın imparatorluk geçmişleri, bölgemizdeki devlet kurma ve yönetme birikiminin kökenini oluşturur. “Başı dik bir coğrafya”da yaşamamızın temelinde yatan başlıca etkenlerden biri, kuşkusuz bu değerli birikimdir. Öte yandan günümüzde bu birikimin en etkin biçimde açığa çıkmasını sağlayacak olan örgütlenme biçimi, “milli devlet”tir. Avrasya Seçeneği’nin temel yapıtaşları, geçmişin “manevi medeniyetleri” değil, günümüzün milli devletleridir. Aslında bu tarihsel gerçeği doğrulamak için başvurulabilecek en önemli tanık, Astana İttifakı’nın kendisidir. Bu ittifakın temelini geçmişin manevi mirasları değil, milli devletlerin ABD emperyalizminin tehdit ve saldırılarına karşı güncel ortak mücadelesi oluşturmaktadır.
İnsanlığın geçmişi, kazanımlar kadar bugün toplumsal ilerlemenin önünde engel oluşturan bir hurda yığınını da içinde barındırır. Din ve mezhep temelinde bölünme, milletleşmenin önünde feodal dönemden artakalmış önemli bir engeldir. Bu bölünmenin panzehri, “Moskova, Ankara ve Tahran’ın geleneksel köklerine dönmeleri” değil, lâikliktir. Ankara açısından, geçmişinden aldığı gücü emperyalizme karşı Avrasya Dayanışmasını da güçlendirecek biçimde seferber etmenin yolu, “Sünni İslâm’ın geleneksel köklerine dönmek”ten değil, yeniden Atatürk Devrimi yoluna girmekten geçer.

BOP’TAN ÇIKARILACAK TEMEL DERS

Proje, Vahabilik-Geleneksel İslâm çelişmesinden yararlanmak amacıyla Geleneksel İslâm’ın arkasında durmayı önermektedir. Gerekçe, ABD’nin Vahabilik kaynaklı yobaz terörü Büyük Ortadoğu Projesi’nde koçbaşı olarak kullanmış olmasıdır. ABD, tasarımı kendisine ait olan bu yobaz terörü milli devletlerin yıkımında kullandığı gibi, ondan aynı zamanda kendisine meşruiyet kazandıran bir “düşman modeli” olarak da yararlanmıştır. Amerika, yarattığı bu düşmanın karşısına biçki-dikişini yine kendisinin yapmış olduğu “Ilımlı İslâm”ı konuşlandırmıştır. BOP’tan çıkarılacak bir ders varsa, o da BOP’u çökertenin “İslâm’ın nasıl ele alındığı”değil, milli devletlerin ABD’ye karşı direnişinin olduğudur.

MEZHEP ESASI MI MİLLİ DEVLET ESASI MI?

Milli devletleri ve milli devletler arasındaki işbirliğini zayıflatacak olan her etken, Avrasya Seçeneği’nin inşasını da zarar verir. İslâm Dünyası’nı Şii ve Sufi Birliklerine ayıran projenin haritasında milli sınırlar silikleşmiş, yerlerini “mezhep esasına” göre yeniden çizilen sınırlar almıştır. Projede kimi ülkelere “derin köklere geri dönerek gerçekleştirilecek çağdaş manevi devrimlerde başrol” biçilmektedir. Din ve mezhebe göre “ağabey ülke” atamaları, Avrasya’nın uluslararası ilişkilerinde birliğe değil, bölünmeye hizmet eder. Bazı ülkelerin bölgeye barış, istikrar ve adaletin egemen hale getirilmesinde daha başat bir rol oynamaları doğaldır. Ama böyle bir önderlik, manevi medeniyetlere bölünme esasına göre atamayla değil, emperyalizme karşı mücadelede oynanan başat rolün doğal bir türevi olarak kendiliğinden ortaya çıkar.

PROJEYE YÖN VEREN İKİ ARAYIŞ

Projeye yön veren iki “arayış” söz konusudur. Biri, Moskova-Ankara-Tahran birlikteliğini bölgede Avrasya Seçeneği’nin inşasının çekirdeği haline getirecek stratejik bir temel arayışıdır. Projede “dar faydacılığın” bu açıdan yetersizliği saptanmakta ve onun yerine “geleneksel köklere dönüş” stratejik bir temel olarak önerilmektedir. Miyop ve dar bir faydacılığın tarafları taktik düzleme sıkıştıracağı doğrudur. Ülkemizde Türkiye’nin Avrasya’ya stratejik yönelimini engellemek isteyenlerin Astana’yı taktik bir “dar faydacılık”tan ibaret hale getirmeye çalışmaları da, bu açıdan öğreticidir. Ama stratejik temel, milli çıkarları esas almaktan değil, “darlık”tan vazgeçip, bakış açısını stratejik düzleme taşıyarak oluşturulabilir. Böyle bir temel, geçmişin derinliklerinde değil, ancak geleceğin geniş ufuklarında bulunabilir.
ABD’nin BOP’u gibi Yeni Dünya Düzeni de artık işlerliğini yitirmiştir. Projeye yön veren ikinci arayış, uluslararası ilişkilerin nasıl olması gerektiğine ilişkindir. Moskova Projesi’nin “yol haritası” da, yeni uluslararası ilişkiler tasarımıyla doğrudan ilişkilidir. Bu konuyu önümüzdeki hafta ele alacağız.