25 Temmuz 2024 Perşembe
İstanbul 25°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

‘Orada boynuzları çıkar!’

Rıza Zelyut

Rıza Zelyut

Eski Yazar

A+ A-

Tarihe bakın: Mizaha karşı bir sistem kuran devletler yok olma sürecine girmişlerdir. Türkler, Anadolu’dan Doğu Türkistan’a kadar, mizahla yoğrulmuştur. Osmanlı Devleti gibi katı dinsel kurallar içindeki bir sistemde bile mizah, eleştirel görevini sürdürmekte idi. Bu mizah hocaları, hacıları, softaları hatta bizzat padişahı bile hedef alabiliyordu. İşte size bir İncili Çavuş fıkrası:

İncili, Kanuni Sultan Süleyman’ın sarayında aşçı olarak çalışmaktadır. Aşçıbaşı, yanına bir çavuş katarak onu mal pazarına yollar ve oradan kırk eli kadar koç alıp gelmelerini söyler. İncili ve çavuş pazara varırlar, sürü sahipleri ile pazarlığa başlarlar. Koçların fiyatını çok yüksek bulan İncili, pazardan 50 koyun alır. Lakin yanındaki çavuş buna itiraz eder:

Efendi ne yaptın? Aşçıbaşı bizden koç istemişti, koç...

İncili cevabı yapıştırır:

Hele bu koyunlar padişahımızın sarayına bir girsinler, hepsinin birer karış boynuzu çıkar...

Padişaha bile boynuzlu diyebilen ama bunu mizah giysisi içinde sunan mizah olmasa idi, acaba Osmanlı bu kadar uzun süre yaşayabilir miydi?

ERDOĞAN’A VERİLEN O CEZA

Düşünün ki o despot Osmanlı sistemi bile, yargılama söz konusu olduğunda, “Nakl-i küfür, küfür değildir!” diyordu. Yani, birisine küfretmek isteyen kişi, doğrudan bunu yapmayıp da daha önce birisinin ettiği küfürü tekrar ederek vurur ise yasa bu kişiye ceza vermiyordu.

İşte bu konuyu bundan tam 20 yıl önce 1998 yılı Nisan ayında işlemiştim. Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan, 10 aylık hapse mahkum edildiğinde, Akşam Gazetesi’ndeki köşemden buna karşı çıkmıştım. Çünkü bir şiir okumak, onu nakletmek şeriat hukukunda bile suç sayılmazken modern devirde bu asla kabul edilemezdi. O yazımızda, bu mahkumiyetin Tayyip Erdoğan’ın yolunu açacağını da ileri sürmüştüm ve cezayı onayan Yargıtay’ı da sertçe eleştirmiştim.

MİZAH SANATÇILARINA CEZA İSTEYEN BİR SİYASETÇİ

1998 yılında, kendisini siyasi kahraman haline getiren o küçük cezaya karşı kükreyen Erdoğan; şimdi herkesi ceza ile tehdit ediyor ve ne yazık ki susturabiliyor da... Dün, TBMM’de konuşurken CHP’yi yine tehdit etti. CHP’li Özgür Özel için savcılara emir verdi ve “Önce tazminat, sonra ceza!” istedi. Bu tehditten hemen önce de Türk tiyatrosunda ve sinemasında mizah eserleriyle ün kazanan Müjdat Gezen ile Metin Akpınar’ın cezalandırılmasını istedi. Hem de ağır biçimde hakaret ederek. Savcılık (Tahmin ediyorum ki içinden istemeden) hemen harekete geçti ve iki sanatçıya denetim uyguladı. İşte Türkiye’nin en büyük şanssızlığı bu tutumdur. Bu iktidar-yargı ilişkisi de bizi, dünyanın en hoşgörüsüz yönetimi altında gösteriyor.

DEMİREL VE ÖZAL ÖRNEĞİ VAR

Son 50 yıllık siyaseti yakından izleyen birisi olarak şunu rahatlıkla söylüyorum: Tayyip Erdoğan kadar güç sahibi olan, bu gücü de muhalefeti, sanatçıları, yazarları, gazetecileri ezmek için böyle şiddetle kullanan hiçbir lider görmedim. Rahmetli Süleyman Demirel’e demediğimiz kalmamıştı. Gazetelerde ailesi bile iftiralara uğramıştı ama o kimseyi cezalandırsın diye savcıların önüne atmamıştı. Zaten o Eski Türkiye var ya... O beğenmediğimiz eski Türkiye’de parti liderleri savcılara asla böyle emir veremezdi; verse idi yer yerinden oynardı. Turgut Özal gibi siyasal dinci yoldan bir isim de sanatçılara, yazarlara, mizahçılara karşı çok anlayışlı davranıyordu. Peki soruyorum: Süleyman Demirel ile Turgut Özal gibi muhafazakâr yöneticiler, Sayın Erdoğan gibi yapmadılar diye değersiz hale mi geldiler. Hayır! Tam tersine bugün onları işte bu hoşgörülü yönlerini hatırlayarak takdir ediyoruz.

Peki yarın Erdoğan siyaset sahnesinden çekildiğinde nasıl anılacak? Hoşgörü örneği olarak mı baskı örneği olarak mı? Sayın Erdoğan! Sana tavsiyem bir an önce bu yanlış yolu bırak... Hele hele Müjdat Gezen ile Metin Akpınar gibi iki ustaya ettiğiniz hakaretler... Onları savcılar tarafından avlanan kuşlar konumuna düşürtmeniz...

Olmuyor, yakışmıyor; olmuyor, yakışmıyor kardeşim! Hemen bu iki ustayı çağırın, gönüllerini alın...

GÜLAY YEDEKÇİ TAM YAKIŞIR

Biliyorum ki ben yazdım diye CHP yönetimi tersini yapacaktır ama yine de söyleyeyim: Şişli’de belediye başkan adaylığı için ortaya çıkan değerli isimler var. Bunlar içinde eski CHP Milletvekili Gülay Yedekçi dikkat çekiyor. Kendisi ile bugüne kadar tek kelime konuşmuşluğum yoktur; hiçbir yerde de karşılaşmadık. Ama Şişli gibi sorunlara iteklenen bir ilçede öyle güvenilir ve becerikli birisinin başkan olması uygun düşmez mi?

Eğer CHP onu aday gösterirse seçimi tarihi bir farkla kazanacak ve herkesin de kafası rahat olacaktır.