Adana’da mevsimlik tarım işçileri ile konuştuk: ‘Yevmiyemiz artmasa da sesimizi çıkaramıyoruz’

Tarım işçilerinin çadırlarında elektrik, su kaçak. İşçiler de böyle olsun istemiyor. Çadırlarına elektrik ve su bağlanmasını talep ediyorlar. Fatime Mert, emeklerini karşılamayan yevmiyelere nasıl sessiz kaldıklarını anlatıyor: ‘Yevmiye arttıkça iş daha da zor hale geliyor.’

Adana’nın Karataş İlçesi Çağırkanlı Mahallesi ile Yemişli köyünde, tarım işçilerinin mevsim boyu ikamet ettikleri çadırları ziyaret ettik. Sorunlarını dinlemek ve çözüme bir nebze katkı vermek için tarım işçilerinin konuğu olduk.

İlk durağımız Çağırkanlı Mahallesi… İşe götürülemeyecek kadar küçük çocuklara bakmak için çadırda kalan Gurbet Merç, bizi karşıladı. Biri 3 diğeri 1,5 yaşında 2 çocuk annesi Merç, ailenin gelini, 22 yaşında. “Dört yıldır tarım işçisi olarak Konya’ya, Urfa Ceylanpınar’a Adana’ya gidiyoruz. Ben tarlaya gitmiyorum, çocuklara bakıp, yemek hazırlıyorum.” diyor. Gelin Hanımla konuşurken saat 17.30’a doğru, ailenin tarlada çalışan diğer üyeleri geldiler.

YEMEK DE İŞÇİDEN

Ailenin babası Salih ve eşi Fatime Mert’le konuşmaya başlıyoruz. Mert, çok önceleri her yıl mevsimlik işçi olarak geldikleri Adana’ya yerleştiklerini, döneme göre kavun, karpuz, biber, domates, pamuk topladıklarını, şimdi ekinlerin arasını çapalama zamanı olduğundan çapa yaptıklarını söylüyor. “Sabah güneşin doğuşuyla tarlada çalışmaya başlayıp bu saatte geliyoruz. Her şeyin fiyatının yüzde 100 arttığı bir ortamda, yevmiyemiz yüzde 40 oranında arttı. Geçen yıl 110 lira olan yevmiye, bu yıl 150 lira. Ama şikâyet edemiyoruz. Çünkü yevmiye artıkça iş daha da zor hale geliyor. Tarla sahipleri az işçi tutarak daha fazla iş yaptırma çabasında oluyorlar. Aldığımız, yaptığımız işin karşılığı olmuyor. Bu yevmiyenin içinde yemeğimiz de var.” diyor.

Fatime Mert, topraktan bilen insanın güveniyle “İşçi yevmiyelerinin artışı üreticiyi sıkıntıya sokuyor. Çiftçiler de, işçiler de mağdur olmasın, sonuçta bu durumda nihai tüketici mağdur oluyor. Devlet üreticiyi desteklerse zincirleme hepimiz daha rahat şartlara kavuşuruz. Bu da tüketicinin cebine yansır.” diye ekliyor. Tarım işçileri üretim odaklı tarım politikası istiyor. Mert, “Tarım politikası, plânlı ve üretici odaklı olsun ki önümüzdeki yıl ne yapacağız, nereye gideceğiz, ne toplayacağız kaygısı bizden, ne ekeceğim ne kazanacağım kaygısı üreticiden kalksın.” diyerek sözlerine devam ediyor.

Salih ve Fatime Merç ailesi, büyük oğulları Murat ve diğer çocuklarıyla.

ELEKTRİK VE SU TALEBİ

Kendi imkânlarıyla yaptıkları çadırlarda elektriği ve suyu kaçak olarak kullandıklarını söyleyen Salih Merç, “Suyu, şehir hattından gelen borudan alıyoruz. Tüm çadırda yaşayanlar kaçak kullanıyorlar. Elektrik çok büyük sorun ve tehlikeli. Elektriği yüksek gerilim hattından alıyoruz. Biz de istemiyoruz bu şekilde kullanmayı ama çaremiz yok. Devletin çadır yakınına trafo getirmesini, çadırlara sayaç takmasını istiyoruz.” diyor. Biz de merak ettik, “Valiliğin, elektrik su ve diğer alt yapıları yaptığı çadır kurma alanlarında neden ikame etmiyorsunuz?” diye sorduk. Salih Merç, “Bu yerler çalışma alanlarımıza çok uzakta, hiçbir elçi veya çiftçi bu kadar uzak mesafeden masraf ederek getir, götür yapmaz. Hayatımız bu işte, yani perişanız ama mecburuz.” diye yanıt verdi.

YARIM KALAN HAYALLER

Tarladan gelenler arasında ailenin kızı dikkatimizi çekiyor. Güzel kızımıza küçük olduğunu düşünerek “İyi yere gelin olasın.” dediğimizde, iki yıllık evli olduğunu öğreniyoruz. Evliliği istemediğini, ailesinin sevmediği bir adamla kendisini evlendirdiğini söylüyor. Halime Mert’in yüzünde insanın içini acıtan pişmanlık, anneye yönlendirilmiş kızgınlık, hınç ve hırs okunurken bizim içimizi hüzün ve çaresizliğin acısı kaplıyor.

Halime, ortaokula kadar okumuş. Okulda kompozisyon dalında jüri özel ödülü almış. “Peki neden okumaya devam etmedin?”diye sorduk. İşte yanıtı: “Şimdi çok pişmanım. Yaklaşık 6 kilometre uzakta Solaklı Mahallesi’ndeki okula gitmek için köye gelen servise binmek zorundaydım ve bunun için her gün buradan 3 kilometre yürüyordum. Ailem de ıssız yolda başıma bir iş geleceğinden korkup, beni okuldan almak istiyordu. Servisçiler bizi tarım işçisi olduğumuzdan almak istemiyorlardı. Sen Arapsın, arabamı kirletiyorsun diyorlardı.”

Fatime Merç, “Devletin bizlere destek olması lâzım, servislerin çocuklarımızın çadırlarına kadar getirtilmesi gerekiyor. En azından çadırların yakınına gelseler, bizler de çocukları karşılarız. Bunun için çok başvurduk ama biraz getirdiler sonra yolda bıraktılar. Bizim buraları, çadırları mesken kabul etmedikleri için köye kadar getiriyorlar. Çocuklar, kalan 3 kilometreyi yürümek zorunda kalıyor.” diye talebini de dile getirdi.

Halime Mert, evin kızı. Okulda çok başarılı, hiç evlenmek istemediği halde evlendirilmiş

ELEKTRİK, ARSA KİRASI YEVMİYEDEN KESİLİYOR

İkinci durağımız Yemişli köyündeyiz. Mevsimlik işçi olarak çalışan Sinan ve Zeynep Demir ailesi. 6 çocuğu olan Demir ailesi memleketlerinde olduğu gibi burada da küçük oğulları ve gelinleri Besra'yla birlikte kalıyorlar. Bir aile gelin kayınvalideyle birlikte oturuyor. Onlar da ekinlerin arasını çapalıyorlar. Diğerleri gibi elektiriği kaçak kullanıyorlar. Elçi, her çadıra gelen elektriğin bedelini 200 lira olarak yevmiyelerinden kesiyor. Küçük kazanlı bir çamaşır makineleri ve buzdolabı niyetine kullandıkları küçük bir derin dondurucuları var. Biz konuşurken büyük gelin bulaşıkları yıkıyor. Sinek ve sıcak en büyük şikayetleri, belediye 15 günde bir ilaçlama yapıyor ama bu yeterli değil üst üste bir kaç gün gelip ilaçlasalar sinek larvalarını da öldürürler, bizler de bu eziyeti çekmeyiz." diyorlar. Memlekette anaokulana giden çocuklar iş bitip geri dönmeden okullarına devam edemiyorlar. İlkokula gidenlerin devamlılığıysa biraz ailenin isteğine, biraz da çocuğun hevesine kalmış. Ailelerin ve çocukların durumuna bakınca Urfa'da iş yok mu? diye sormadan edemiyoruz. Baba Sinan Demir yanıtladı:

- Elbise fabrikasına girdik paramız orada kaldı iş bitti denilip işten çıkarıldık.

- Urfa'da başka fabrika yok mu?

- Torpil olmadan kimse işe giremiyor.

Kargılardan yaptıkları derme çatma barınaklarını yaşanılır kılmak için beraberlerinde getirmeleri 3000 liraya mal olmuş.

- Urfa'da size tarla verilse memleketinizde ekip biçseniz.

- Keşke olsa da biz de bu eziyetleri çekmesek. 40 yıldır buraya geliyoruz. Elçi ekilmeyen tarlayı kiralıyor, kira bedeli de yevmiyemizden kesiliyor. Devlet konaklama yerleri tahsis etti ama buraya o kadar uzak ki hiçbir elçi her gün o kadar uzaktan bizleri alıp getirmez.

Burada şartlar diğer köydekinden bayağı kötü. En kötüsü de elçiyle, işçi arasında elle tutulur hissettiğimiz feodalite; ağa maraba ya da tabiri caizse "modern" çağ haraç düzeni.

Sonraki Haber