‘Bin yıllık’ kararlılık sürüyor!

28 Şubat basit bir irticayla mücadele değildir. Türkiye’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğü mücadelesidir. ABD’nin, Türkiye’ye yönelik irtica ve bölücülük üzerinden sürdürdüğü diz çöktürme hamlesine karşı kararlı duruşun adıdır.

Bunun kanıtı da PKK ve FETÖ ile mücadele ve Irak ve Suriye’de Rusya ve İran ile birlikte sürdürülen operasyonlardır
28 Şubat sürecinin en sembol isteği ‘8 yıllık eğitim’di. Bunun için yaygara koparanlar Japonya’nın 1860 yılında ‘8 yıllık eğitime’ geçtiğini bilir mi acaba! Yine o gün yaygara koparanlar şimdi kademeli de olsa 12 yıllık eğitime geçmediler mi?. Tabi ‘28 Şubat’ bununla sınırlı değildi. Tek kelimeyle ‘Devrim Kanunları’nın uygulanması isteniyordu. Birilerine Türkiye’nin bir devrimle kurulduğu hatırlatıldı. ‘28 Şubat’ kararları bir gecede mi alınmıştı? Tabi ki hayır! O zaman bu sürece nasıl gelindi.

ABD PLANLARINA KARŞI HAMLELER
Çok uzaklara gitmeye gerek yok. 28 Şubat süreci 1990’lara dayanır. Sovyet Bloku’nun yıkılmasıyla dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışan ABD, etnik ve mezhebi kışkırtmalarla ulus devletleri parçalamaya ve denetim altına almaya çalıştı. Baş hedef Türkiye oldu. Irak üzerinden Kürt ayrılıkçılığı kışkırtılıp Türkiye sıkıştırıldı. Türk ordusu bununla tarihinin en büyük mücadelesine girdi. Irak’a 1991 başında yapılan müdahaleye Türk ordusu ‘hayır’ dedi. Özal üzerinden yapılan baskılar sonuç vermedi. Zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay isifa ederek planları boşa çıkardı. Ardından gelen Doğan Güreş de bu çizginin dışına çıkmadı. Özel Kuvvetler Komutanlığını Tümen seviyesine çıkararak mücadeleyi sürdürdü. PKK’yla mücadele aslında ABD ile mücadeleydi. Bunu bölgede görev yapan subaylar daha iyi gördü. ABD’ye karşı ordu içinde tepki de arttı.


ABD 1991’i unutmadı. 1993 yılında yoğun istikrarsızlaştırma ve önemli isimlere yönelik suikastlara girişti. PKK’daki ABD elini gören ve bununla mücadele eden Org. Eşref Bitlis ve yazar Uğur Mumcu gibi bir çok isim katledildi. TSK’nın PKK’ya yönelik büyük operasyonu öncesi Sivas’ta katliam çıkarıldı. Yine 12 Mart 1995 yılında PKK’ya karşı büyük bir operasyon öncesi Gazi Mahallesi’nde olayların çıkarılması gibi...

KARADAYI ABD PLANLARINI BOZDU
Türkiye boyun eğmedi. ABD’ye mesafe koyan Org. İsmail Hakkı Karadayı 1994 yılında Genelkurmay Başkanı oldu. Irak’ın kuzeyine operasayonlar daha da yoğunlaştı. PKK büyük oranda darbe yedi. Halk kazanıldı. Balık denizden çıkmıştı artık... Karadayı dönemiyle birlikte Cumhuriyetçi kuvvetler de atağa geçti. Karadayı’ya halk da destek verdi. Erbakan-Çiller Hükümeti ABD planlarında ısrar edince çatışma başladı. ABD, Irak’ın kuzeyinde kuracağı kukla devleti Türkiye’nin himayesinde inşa etmeye çalıştı. Buna TSK karşı çıktı. Karşı çıkmasıyla birlikte ‘uyuyan güzeller’ (irticacı kuvvetler) harekete geçirildi. ‘Zincir eylemleri’yle türbana sarılan kesimler, TSK karşıtı konuma sürüklendi. Aynı günlerde Çelik Harekâtı’yla Irak ordusu ilk kez kuzeye girdi. Operasyon Saddam ve Barzani ortaklığıyla yapılmıştı. ABD’nin yetiştirdiği CIA peşmergeleri, apar topar Çiller’in devreye girmesiyle Guam Adasına kaçırıldı.

4 Kasım 1996 yılında Susurluk’ta meydana gelen kazayla ‘Çiller Özel Örgütü’nün pislikleri ortalığa saçıldı. İç çephede sıkıştırılan Cumhuriyet kuvvetleri 28 Şubat 1997 günü Hükümetin önüne Devrim Kanunlarını koydu. Hükümet ise kan ter içinde bunun etrafından dolanmaya başladı. En son da çekilmek zorunda kaldılar.
1998 yılında Karadayı’nın yerine gelen Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, 3 Eylül 1999 günü tarihi sözünü sarf etti: “Gerekirse bin yıl sürer!” İşte bu söz kâbusları oldu. ABD, 2002 yılında ‘Bin Yılın Meydan Okuması’ tatbikatını başlattı. Senaryodaki ülke Türkiye’ydi. 1 Mart 2003 tezkeresiyle de bunu gerçekleştirecekti. O da olmadı...

DEVRİM KANUNLARI UYGULANSIN HAMLESİ
Çok kişinin unuttuğu Devrim Kanunları’nı İşçi/Vatan Partisi 1996 yılı kongresiyle çıkış yolunu gösterdi: “İrticaya karşı Devrim Kanunları uygulansın!” Bunu kampanya halinde Tüm Türkiye’ye yaydı. İlk afişi de Doğu Perinçek astı. 9 Şubat 1997 Aydınlık kapağı ‘Devrim Kanunları uygulansın’dı. Devrim Kanunları ise Türkiye’yi Türkiye yapan kanunlardı. Devrimle kurulan Türkiye’nin var olması için ‘Bin yıllık’ kararlılığın kırılması imkânsız.

28 ŞUBAT BİTTİ Mİ?
Bugün “28 Şubat bitti” diyenler var. Hatta hesap sorduklarını sananlar... Oysa bugün 28 Şubat kararlarını uyguluyorlar. Haberleri yok... Ya da var da bizi saf yerine koyuyorlar! PKK ve FETÖ ile mücadele ne acaba? 28 Şubat’ın kararlarından biri değil mi? 1999 yılında ABD’ye kaçan Fetullah Gülen hakkında o günlerde DGM’de açılan dava neydi acaba? O günki “İrtica” hedefi aslında ABD (Batı) destekli irtica değil miydi? O da ABD’nin el altından desteklediği ve Cumhurbaşkanından Başbakanına kadar eline -okullarının açılması için- verilen referans mektupları değil miydi? O canavar büyütüldü 15 Temmuz’da darbe yapmaya kalkmadı mı? Eğer o günlerde hesap sorulsaydı bugünlere gelinmezdi. Canavar büyütülüp devletin kılcal damarlarına kadar sokulmazdı. Bugün hayatın zorunluluğuna bakın ki, FETÖ devletin her kademesinden temizlenmeye çalışılıyor. Bunu hem de o günlerde “Dindarlara baskı yapılıyor” diye yaygara koparanlar yapmak zorunda kaldı!

ABD’YE DUR DİYEN KİM?
PKK ile mücadele de bir 28 Şubat kararı değli mi? 1991 yılından buyana PKK’yı örtülü sonra da açıktan destekleyen ABD’nin, Irak’taki yapıyı Akdeniz’e çıkarmak için giriştiği Suriye hamlesine çelme takan ve “Dur!” diyen 28 Şubat değil mi? O günlerde Genelkurmay karargâhlarından ABD özel subaylarını kovan irade, 24 Temmuz 2015’den sonra hamle yapan irade değil mi? Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtını yapan kim? “Ölürüz de koridora izin vermeyiz” diyen kim? Karadayı ve Kıvrıkoğlu’ların silah arkadaşları değil mi? Fırat’ın doğusuna harekâta hazırlanan Mehmetçik kimin evladı? Rusya-İran ve Türkiye birliğini sağlayarak dünyayı şaşkına çeviren hamleleri yapan kim? Görün ya da görmeyin gerçekler ortada. 28 Şubat devam ediyor hem de büyük hamlelerle.

28 Şubat 1997’ye nasıl gelindi
Refahyol Hükümeti 28 Haziran 1996 günü kuruldu. 3 Kasım 1996 Susurluk olayından sonra hızla yıpranan hükümet, 28 Şubat kararlarıyla da adeta duvara tosladı. Fırtınalar koparan ‘28 Şubat Kararları’ 1997 yılındaki Milli Güvenlik Kurulu’nun 9 saat süren en uzun toplantısında alındı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında yapılan toplantıda alınan kararların ortak özeti ‘Devrim Kanunları’nın uygulanması isteği ve kararlılığıydı. Buna ilişkin olarak yapılan açıklamada “Anayasal bir yaptırım” olduğu hatırlatıldı. Toplantıya gelen önemli bir konu da ‘irticai faaliyetler”di. Başbakan Erbakan, toplantı öncesi bu maddeyi gündemden çıkarmak için çaba harcadı ancak başaramadı. Uzun süren toplandı da bir ara ‘Erbakan istfa etti’ haberleri bile geldi. Toplantıda askerler gündemdeki konulara ilişkin olarak önceden hazırlanan raporları sundular. MGK toplantısı sonunda 18 ana başlık altında Hükümetin yapması gereken konular saptandı.

KARARLAR UYGULANMAYINCA
Hükümet de imzaladı. Ancak zaman içinde bunlar uygulanmadı. Başbakan Erbakan, toplumsal baskılar sonucu 30 Haziran 1997 günü istifa etmek zorunda kaldı. Hükümetin Susurluk olayındaki tutumuna karşı tepkiler ‘Bir dakika karanlık’ eylemleriyle başladı. 10 Kasım 1996’da Atatürk’ü anma gününde bir milyona yakın vatandaş Anıtkabir’i ziyaret ederek tepkisini doruğa çıkardı. O sürecin önemli kararlarından birisi de, Genelkurmay’ın Milli Askeri Stratejik Konsept (MASK)’te irticaya karşı “Gereğinde ulusun talebi doğrultusunda askeri güçle tasfiye” kararını 29 Nisan 1997 günü kamuoyuna açıklamasıydı. 31 Ekim 1997 günü de MGK’da, yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi kabul edilerek, ırkçı boyutlardaki milliyetçilik düşman kapsamı içine alındı ve ülkücü mafyayı tasfiye kararı açıklandı. Aralık 1997’de de Genelkurmay Başkanlığı “Batı destekli irtica ile iç savaş tehdidi”ne karşı TSK’ni yeniden yapılandırdı. Org. Karadayı döneminde alınan bu kararlar Kıvrıkoğlu döneminde de takip edildi ve Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat bin yıl sürecek” sözüyle kararlılık dünyaya ilan edildi.

İŞTE O KARARLAR

‘8 yıllık kesintisiz eğitim’le özetlenen maddeler

MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç imzasıyla gönderilen “Rejim Aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler” şöyle sıralanıyordu:
Lâiklik ilkesi büyük bir titizlikle korunmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanmalıdır.
Genç nesillerin dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, Vatan ve Millet sevgisi, Türk Milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından: (a) 8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı, (b) Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği kuran kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü. Milli Eğitim kuruluşlarımız, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.
Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı.
Yasa ile yasaklanmış tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli.
İrticai faaliyetleri nedeniyle TSK’dan ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK’ni dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.

TSK’nden ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkân verilmemelidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşlarında da uygulanmalıdır.
İran İslâm Cumhuriyeti’nin ülkemizdeki rejim aleyhtarı faaliyet, tutum ve davranışlarına mani olunmalı, tedbirler paketi yürürlüğe konulmalıdır.
Mezhep ayrılıklarını körükleyip milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.
Anayasa ve yasalara aykırı olarak sergilenen olaylar önlenmeli.
Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, kamuda titizlikle uygulanmalıdır.
Silah ruhsat işlemleri yeniden düzenlenmeli, kısıtlamalara gidilmeli, pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir.
Rejim aleyhtarı, örgüt ve kuruluşların deri toplaması engellenmeli, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır.
Yasa ile öngörülmemiş bütün özel üniformalı korumalar kaldırılmalıdır.
Ülke sorunlarının çözümünü “Millet” kavramı yerine “Ümmet Kavramı”yla sonuçlandırma girişimleri önlenmelidir.
Büyük Kurtarıcı Atatürk’e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir.

Sonraki Haber