AB’nin geleceğini tehdit eden Fransa Almanya gerginliği

Fransa ve Almanya Avrupa Birliği’nin (AB) motorudur. Motor teklemeye başladığı zaman diğer AB ülkeleri de yönlerini kaybeder ve yeni yollar aramaya başlarlar. Aynı zamanda bu iki ülke Birliğin lokomotifidir; lokomotif saat gibi çalıştığı sürece diğer üye ülkeleri peşinden sürüklerler.

Her ne kadar Fransa ve Almanya, AB’nin oluşum sürecinde farklı anlayışlara sahip olsa da birlikte hareket edebilmiş ve AB’nin bugünlere gelmesine katkıda bulunmuşlardır. Fakat “Nasıl bir Avrupa Birliği?” sorusu ve AB’ye yön verme konusunda aralarındaki çekişmeler hep süregelmiştir.

Avrupa Birliği’nin genişlemesiyle başlayan sorunlar, 2008 mali kriziyle sarsılmaları, içine düştükleri borçlanma sarmalı, hedefledikleri siyasal bütünleşme ve ortak savunma alanında yaşanan fiyasko, İngiltere’nin AB’den ayrılması, yükselen milliyetçi akımlar, AB’nin gerçek anlamda birlik olmasını engellemiştir. Bütün bu yaşanan sorunların temelinde Atlantik cephesinde yer almaları, ABD denetiminden kurtulamamaları, kısaca bağımsız politikalar geliştirememeleri yatmaktadır.

Dünyadaki yeni saflaşmaya gözünü kapayan, ABD’nin peşine takılarak Asya’da doğan Yeni Dünya’yı görmeyen bu tutum bugün içine düştükleri çıkmazın nedenidir.

AB’de yaşanan bütün bu sorunların nedeni Birliğin motorunun ABD patentli olmasıdır. Ukrayna’da ABD ile birlikte hareket etmeleri gelinen aşamada Avrupa’yı büyük bir enerji krizine ve bunun yol açtığı ekonomik krize sürüklemiştir.

ALMANYA EZBER BOZDU

Avrupa’nın yaşadığı kriz o kadar büyük ki, başta Almanya olmak üzere üye ülkeler birer birer ABD’nin dayattığı Rusya’ya yaptırımlardan vazgeçmeye ve kendi başlarının çaresine bakmaya başladılar. Macaristan ve İtalya yaptırımlara karşı tavır aldılar. Bunlara Hollanda da eklendi.

Ama en büyük sürprizi Almanya yaptı. Ülkeyi sarsan enerji krizinden kurtulmak için ABD ve Avrupa’nın tepkisini çeken kararlar almaya başladı. Daha dün Çin’e karşı sert politikalardan yana olan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, ülkenin en büyük 12 endüstri ve bankacılık devinin yöneticilerinden oluşan bir ekiple Çin'e gitti.

Almanya için Pekin önemli bir ortak. İhracatı için ikinci en büyük müşteri olan Çin, Almanya’daki yatırımlarıyla 1 milyon kişiye iş sağlıyor. Pekin ayrıca düşük maliyetli mamul mal ithalatı için önemli bir tedarikçidir. Aynı zamanda otomotiv endüstrisinin cirosunun yüzde 30'unu Çin’den sağlıyor. Alman otomotiv sektörü, yılın başından bu yana Çin'e 10 milyar avro yatırım yapmış.

Almanya Bakanlar Kurulu, Hamburg’daki en büyük limanın hisselerinin yüzde 25’nin Çin merkezli nakliye şirketi Cosco’ya satışını onayladı.

Başta kendi bakanları ve Bürüksel olmak üzere Atlantik cephesi, Almanya’nın attığı bu dev adıma tepki gösterdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron Scholz’a ilk tepki gösteren liderden. Macron, “Geçmişte Çin'e altyapı satışıyla stratejik hatalar yaptık.” diyerek Scholz’u eleştirdi.

SAVUNMA KONULARINDA AYNI FİKİRDE DEĞİL

Almanya enerji krizine karşı alınacak tedbirler konusunda da Fransa ile karşı karşıya geldi. Fransa, Almanya’nın, yükselen enerji fiyatlarının etkisini hafifletmek için Alman ekonomisine 200 milyar Euro’ya kadar para pompalama yönündeki tek taraflı yaklaşımının, iç piyasayı bozacağını ve rekabeti etkileyeceğini, bu tür büyük ödemeler konusunda müttefiklerine danışması gerektiği açıklamasında bulundu.

Macron, Fransız Les Echos gazetesine yaptığı açıklamada Scholz’un 200 milyar avroluk yardıma ilişkin, “Ulusal politikalara bağlı kalamayız, çünkü bu politikalar Avrupa’da çarpıklıklara yol açıyor. Avrupa, Almanya ile dayanışıyor, Almanya da Avrupa ile dayanışma içinde olmalıdır.” dedi.

İki ülke ayrıca, Fransa'nın gaz ve elektrik için fiyat sınırlamaları getirme talebi ve gelecekteki Muharebe Hava Sistemi (FCAS) savaş uçağının ortak geliştirilmesi gibi savunma konularında da aynı fikirde değil.

‘FRANSIZ-ALMAN SAVAŞI YENİDEN MÜMKÜN OLACAK’

Fransa cumhurbaşkanlarından François Mitterrand’ın baş danışmanlığını yapan Jacques Attali iki ülke arasındaki gerginliğe dikkat çekerek şöyle diyor: “Avrupa entegrasyonundaki ilerleme yolunu mümkün olan en kısa sürede sürdürmezsek, her biri diğerine taviz vermezse, son altmış yılın tüm inşası çökecektir. Daha açık bir şekilde: Eğer bir Avrupa ordusu kurmazsak, sorgulama sırası Avrupa Merkez Bankasına gelecektir. Bu yüzyılın sonundan önce yeni bir Fransız-Alman savaşı yeniden mümkün olacaktır. Washington’daki, Londra’daki, Moskova’daki, Pekin’deki düşmanlarımız ya da rakiplerimiz bu közleri üfleyeceklerdir”.