Anayasal vatandaşlık

ibrahim Kaboğlu’nun kaleme aldığı ve Kılıçdaroğlu’nun önsözüyle CHP tarafından yayınlanan kitapçık, başlangıçta tek adam yönetiminin eleştirisi olarak sunuldu. Buna göre başkanlık sisteminde denge unsuru yoktu, kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmıştı, Meclis etkisizleştirilmişti ve sistem sürdürülemez nitelikteydi.

Bunların hepsi doğru eleştiriler. Anayasa değişikliği referandumundan önce geniş bir kamuoyu bu sonuçlara işaret etmiş, böyle olacağını öngörmüştü. Sistemin sürdürülebilir olmadığı ortada. Buraya kadar sorun yok.

Kılıçdaroğlu, kitapçıktaki görüşleri, hesap verebilir bir parlamenter hükümeti eksen alan demokratik bir anayasa çağrısı ile ilişkilendirdi. Ancak kitapçıktaki görüşler, parlamenter sisteme dönüşle sınırlı değildi. Kaboğlu, eleştiriler üzerine attığı bir tweette, “Habermas’ın meşhur Anayasal yurtseverlik kavramını ve kapsayıcı ifadeleri kullanıyoruz. İnançları, kökenleri değil. Önemli üçlüler var. 1- laiklik, eşitlik ve yurttaşlık 2- insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti 3- Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı” diye yazdı.

Batılı toplumlar, uzun süredir çeşitli etnik ve dini grupları kaynaştırma, bir arada yaşama ve dayanışma duygusunu inşa etme kaygısı taşıyorlar. Amerikan toplumu, sonradan keşfedilmiş bir kıtada, başka başka milletlerin göçleriyle oluşmuş bir toplum. Orada devlet, uzun yıllar boyunca bir Amerikan milleti yaratabilmek için eritme kabı (melting pot) siyaseti izledi. Ama gelinen noktada hala ciddi sorunlar yaşıyor. Avrupalı toplumlar ise özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra işçi göçleri, post-kolonyal göçmenler, yasadışı göçler vb. derken giderek büyüyen bir toplumsal entegrasyon sorunu yaşamaya başladılar.

90’lı yıllarda ABD’de hispanikler, siyahîler, Müslümanlar vb. gruplar veya Avrupa’da Müslümanlar ve diğer grupların tek bir millet çatısı altında kaynaştırılmalarının mümkün olmadığı düşünüldü. Bunun üzerine çokkültürlülük siyasetine yönelişler başladı. Buna göre, çeşitli kültürel gruplar, birbirlerinin kolektif haklarına saygılı davranacaklar, milliyetçiliğin vazettiği türden bir kaynaşma yerine, eşit kolektif haklardan yararlanan eşit yurttaşlık toplumu olarak bir arada yaşayacaklardı. Ancak özellikle Avrupa gibi, geçmişinde milletleşme pratikleri ve başarıları olan toplumlarda bu “bir arada yaşamak için parçalanma” siyaseti tutmadı. Hem güçlü toplumsal direnişlerle karşılaştı hem de içinden çıkılmaz kamu yönetimi sorunları doğdu. Alman filozof Habermas’ın anayasal yurtseverlik kavramı, çok kültürlülük ile kaynaştırmacı milliyetçilik arasında, çokkültürlülüğün mirasına yakın duran bir yol arayışından doğuyor. Böyle olmak zorunda çünkü filozofun bir arada yaşatmanın yolları üzerine kafa yorduğu toplum, yoğun göçler nedeniyle tasada ve kıvançta bir olma yeteneğini kaybetmiş, entegre olmayan, olmak da istemeyen insanların yaşadığı, gettolaşmaya uğramış, mozaikleşmiş bir toplum.

Kaboğlu ve CHP yönetimi, Türkiye’de başta Kürtler olmak üzere etnik gruplar arasında bu türden bir birada yaşama sorunu görüyor. Tasada ve kıvançta birleşme yeteneğini kaybetmiş, bazı grupların dikey hareketlilik şanslarının hiç olmadığı ve bu umutlarını tamamen kaybettikleri için toplumun geri kalanından nefret ettikleri, en hafifiyle umursamadıkları bir sosyo-kültürel parçalılık hali içinde yaşadığımızı tespit ediyor olmalı. Aksi halde Almanya başta olmak üzere batılı toplumların bir arada yaşayabilme sorunlarını dert edinmiş bir perspektifi, Türkiye’de kamu düzeni haline nasıl getiririm diye düşünmezdi herhalde.

Habermas sol eğilimli bir filozof olarak, batılı toplumlarda asimilasyon dışı, gönüllü birliktelik temelinde yeni bir yurttaşlık modelinin imkânı üzerine kafa yoruyor. Bizde ise durum aynı değil. PKK terörü başta Türklerle Kürtler arasında duygusal kopuş yaşanması için çok uğraştı ve bazı tahribatlar yaptı. Ama Türk milleti, ne başka yer ve zamanlarda milli kimlik oluşturmuş toplulukların sonradan buluştukları bir coğrafya ne de birbirini “öteki” olarak algılayan kültürlerin zorla tıkıştırıldığı bir ülke. Biz zaten birlikte yaşayabildiğini tarih içinde kanıtlamış bir milletiz. Öncelikli ihtiyacımız, bir arada yaşamamıza yönelik sabotajlara karşı kararlı tutum alabilmek. Oysa kendi ülkesine Avrupamerkezci gözlerle bakan Kaboğlu, toplumsal entegrasyon ve demokratikleşme sorunlarımıza batıdan esen teorik rüzgarlarla çözüm arıyor.

CHP yönetiminin Anayasadan Türk milleti kavramını çıkarmayı önerme noktasına savrulması ise Türkiye’yi HDP’nin gözleriyle görmeye kalkmanın sonucu. Durduğun yer gördüğün açıyı belirliyor ne de olsa.