Bir 68 önderi: Hasan Yalçın

Hikmet Çiçek

“Devlet ve Ben”, “Dönekler”, “68'in Sırrı”, “Ortak Aklımız Parti”, “Aydın Rantı”, “Medyamızın Halleri”, “Neoliberal Sol” ve yüzlerce diğer yazıları…

16 yıl önce, 29 Ağustos 2002 günü yitirdiğimiz Hasan Yalçın, 1968’in tecrübelerini bir kahramanlık edebiyatından çıkarıp, bu tecrübeden bilimsel, teorik sonuçlar çıkaranların başında gelir. Hasan Yalçın, 68 kuşağının bir devrimcisi olarak efsaneler üzerinde yatmadı, “ben içerdeyken” edebiyatı yapmadı, bireysel kahramanlık masallarına itibar etmedi, 68’li olmanın rantını yemeyi düşünmedi, haksız kazanç peşinde koşmadı. Genç kuşaklara, yaşadığı tecrübenin teorik mirasını bırakmaya çalıştı.

Yalçın’ın kitabının adı olan “68’in Sırrı” aynı zamanda Hasan Yalçın’ın sırrıdır. 27 Mayıs 1960 Devrimi sonrası yükselen bağımsızlıkçı hareket, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)’nin adını daha 1960’ların ilk yarısında öne çıkarmıştı. “Milli Petrol” ve “Milli Maden” kampanyalarının afişlerinin altında İTÜ Talebe Birliği’nin imzası vardı. Aralarında Aziz Nesin, Çetin Altan ve İlhan Selçuk’un da bulunduğu dönemin önde gelen fikir adamları ve yazarları belki ilk kez İTÜ’nün Gümüşsuyu konferans salonunda gençliğe seslenme olanağı buldular. İTÜ gençliği 1967’ye gelindiğinde artık Türkiye’nin bütün önemli sorunlarında fikir sahibiydi, aynı zamanda söz sahibi olmak istiyordu.

ÖZEL OKULLAR YÜRÜYÜŞÜ

Bu dönemde gençliğin en önemli eylemlerinden biri “Özel Okullar Yürüyüşü” oldu. İstanbul’daki öğrenci örgütleri, henüz yeni açılmakta olan özel okulları protesto etmek ve kamuoyunu bu konuda aydınlatmak için İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş düzenlediler. 7 Kasım 1967 günü yürüyüş başladı. 441 kilometrelik yürüyüş boyunca bütün il ve ilçelerde mitingler düzenlendi, köylerde konuşmalar yapıldı. Yürüyüşçüleri yol boyunca karşılayanlar arasında CHP ve TİP örgütleri de bulunuyordu. 150 öğrencinin katıldığı ve Türkiye’nin en uzun fiili yürüyüşü 20 Kasım 1967 günü Ankara’da Kurtuluş Meydanı’nda düzenlenen bir mitingle sona erdi. Mitingde yürüyüşçüler adına konuşmayı İTÜ Talebe Birliği Başkanlığını Hasan Yalçın’dan devralacak olan Harun Karadeniz yaptı. Bugün gazetesi yürüyüş boyunca süren bir dizi yaptı. Mehmet Şevket Eygi imzalı dizide, “özel okullar yürüyüşünün arkasında komünizmin çirkin yüzünün göründüğü” iddia ediliyordu. Eylem başarıya ulaştı ve özel yüksekokullar kapatıldı. Yeniden açılmaları için 12 Mart 1971 askeri darbesi gerekecekti.

ÖLDÜ MÜ?

İlk kez Mehmet Bedri Gültekin’den duymuştum. Özdeyişte şöyle sorulur: “Bir insan ne zaman ölür?” Yanıt: “O insanın adını anacak kimse kalmadığı zaman.” Hasan Yalçın öldü mü? Abimiz, öğretmenimiz, önderimiz Hasan Yalçın’sız geçen on altı yıl. Hasan Yalçın’ı sevenlerin, dostlarının, Aydınlıkçıların acısı hiç dinmedi, yüreklerdeki o tarif edilemez boşluk hiç dolmadı; aksine derinleşti, hasreti dayanılmaz. On altı yıl içinde Hasan Yalçın’ı anmadan bir günümüz geçmedi. Demek ölmemiş. “Hasan abi şimdi olsaydı” sözlerini kaç kez işittik? Ne zaman başımız sıkışsa, dara düşsek aklımıza hep o geliyor. Sürekli “O başkaydı” diyoruz.

DİNLEMESİNİ BİLEN ADAM

Hasan Yalçın’ın yanında her türlü fikri tartışabilirdiniz. Onun yanında ağzınıza gem vurmaya gerek görmezdiniz. Dinlemesini bilirdi. “Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar” (Hakikat şimşeği, fikirlerin çatışmasından çıkar) diyenlerin kuşağındandı, belki de son temsilcisi! Farklı fikirlere tahammül eder, bastırmaya, susturmaya çalışmazdı. Fikri gücüyle sizi ikna ederdi. Otoriter miydi? Evet otoriterdi, fakat onun otoritesi Hikmet Kıvılcımlı’nın deyişiyle hot zot’a, bağırıp çağırmaya, homurdanmaya değil, içten bir sevgiye dayanırdı. Onun talepleri severek yapılırdı. Liderliğini, sevgiyle kaynaştırmış bir yönetim tarzıydı onun yaptığı.

GAZETECİLİK ANLAYIŞI

2000’e Doğru ve Aydınlık’ın Ankara çalışanlarının öğretmenidir Hasan Yalçın. Bir Hasan Yalçın gazeteciliği vardır. Hakikat neyse onu yazan. Gerçeği olgularda arayan. Olguları eğip bükmeyen. Gerçekler devrimcidir diyen bir gazetecilik anlayışı. Sadece gazeteciliği mi, Türkçeyi de, doğru dürüst yazıp çizmeyi de ondan öğrendik. Masalarımızın arkasındaki panolarda her zaman (“ki” nasıl yazılır, “de- da”lar ne zaman ayrı yazılır?) gibi Hasan Yalçın notları bulunurdu. O yıllarda Aydınlık çalışanları şanslıydı. Ankara’da Hasan Yalçın gibi bir abileri, İstanbul’da Feyza Perinçek gibi bir ablaları vardı, her şeyi sabırla öğreten.

Seni çok özlüyoruz Hasan Yalçın.