Casusluk ve suikaste karşı Cumhuriyet Türkiye'si

ERCAN DOLAPÇI/ercandolapci65@hotmail.com

Atatürk astı, İnönü hapse attı!

Papaz Andrew Brunson krizi bitti. Papaz 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Yattığı süre dikkate alınarak serbest bırakıldı. Askeri uçakla da ülkesine döndü. Havaalanında bayrağını öpmesi dikkat çekti. Amerikalılar kolay kolay bayraklarını öpmezler. Demek korkulu günler geçirdi ki bunu yaptı! Böylece bir papaz/ajan hikâyesi de sona ermiş oldu.

Ajan krizlerini yakın zamanda çok yaşadık. Özellikle Sovyetler Birliği-ABD çekişmesinde çok olurdu. Genellikle fazla büyütülmeden sınır dışı edilirdi. Çünkü karşı taraf da karşılık verir ve sizi de zor durumda bırakır. Brunson krizinde daha çok ABD yönetimi sıkıntıda kaldı. ABD esti gürledi ama, Türkiye yargı sürecini tamamlamadan vermedi. Başkan Trump ve bakanlarının işi gösteriye dönüşmesinden anlıyoruz ki, ABD yönetimi büyük iş (!) başarmış!

Cumhuriyet tarihimizde unutulmaz ajan hikâyeleri vardır. Malum Erdoğan, Atatürk ve İnönü dönemini sık sık hedefe koyuyor, biz de onların döneminden üç olaya yer verelim de örnek olsun... İşte o olaylar:

İNGİLİZ AJANINI ASTIK

Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Sagir olayı meşhurdur. İngilizlerin yetiştirdiği Hint asıllı Mustafa Sagir, İstanbul üzerinden Ankara'ya Hint Hilafet Komitesi'nin yardım paralarını getirme bahanesiyle yola düşer ve Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ile görüşür. Paşa, Kılıç Ali Bey'e Sagir'i gözünün tutmadığını belirterek, "Dikkatli olmalı. Mükemmel bir casustur!" sözleriyle uyarır ve takip edilmesini ister. Gözler üzerindedir. Sagir kaldığı süre içinde bakanlarla ve gazetecilerle dostluk kurmaya çalışır. Amacı fırsatını bulursa Paşa'ya da suikast yapmaktır.

Sıradan ajan değildir. Afganistan'da ve Mısır'da önemli operasyonlara imza atmıştır. Ankara'dan İstanbul'a sık sık mektup yazar. Aslında raporlardır bunlar. Özel kağıtlara, görünmez mürekkep kalemle yazarak İstanbul'da İngiliz Gizli Servisi'nin şeflerinden Albay Nelson'a (Kod adı Ramiz Bey) ulaştırması için İleri gazetesinden Cavit Bey'e göndermektedir. Yazı satırlarının arasında da fazlasıyla boşluk bulunmaktadır. Bu yöntemi, Türk istihbaratı tarafından yakından takip edilir. Mektuplar incelenir. Bütün ilişkiler çözülür. Hatta Sagir, güven olsun diye mektup ve raporlarını Dahiliye Nazırı Dr. Adnan Bey vasıtasıyla da göndermektedir. Büyük hatalarından birisi de budur... (Nizamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Sebil Yayınları,1996, s. 262-263.)

ANKARA'NIN KARARLILIĞI

Kısa sürede yakalanan casus Sagir yargılanır ve hakkında idam cezası verilir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, İstanbul'da bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Sir. H. Rumbold, Hintli Ağa Han ve daha birçok yetkili devreye girerek Sagir'in serbest bırakılmasını ister. İngilizlerin ısrarlı çabalarına rağmen Sagir, 24 Mayıs 1921 günü sabaha karşı Karaoğlan Meydanı (Bugünkü Ulus) asılarak infaz edilir.

İngiliz gazeteleri onun casus yönünü öne çıkarmaz. "Ankara'nın Hint asıllı bir Müslüman'ı haksız yere idam ettiğini" yazar. Örneğin Times, "Türkler kendilerine teveccüh gösteren bir Hintli’yi idam ettiler" der. Hintlileri aleyhimize, kendilerinin de yanına çekmeye çalışır. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar Ankara'nın kararlılığını kıramazlar. Bu İngilizlere atılan büyük bir tokattır. Ayrıca genç istihbarat teşkilatımızın da büyük başarısıdır. (Dr. Esat Arslan, 1921 Yılı İlk Yarısında Türk, Fransız-İtalyan Yakınlaşması Karşısında İngiliz Politikası ve Mustafa Sagir Olayı, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XI, Mart-1995, Sayı:31.)

YUNAN AJANINI ASTIK

Atatürk döneminde önemli bir casusluk hadisesi de 1926 yılı Şubat ayında gazeteci kimliğiyle uzun yıllar İstanbul-Moskova-Atina arasında mekik dokuyan Yunan casusu Nikola'nın yakalanmasıdır. Türk istihbaratçılarının takibi sonunda yakayı ele verir. Nikola’nın İstanbul’daki ofisinde yapılan aramada, onun casusluğunu kuvvetlendiren çok sayıda belge bulunur. Nikola’nın aile yakınlarına yazdığı mektuplar bile incelenir. Bu mektupların satırları arasına sıkıştırılan bilgilerde, Türkiye ile ilgili askerî ve siyasi bilgilere rastlanır. Bulunan evraklar arasında Moskova, Atina ve Avrupa’daki bazı gazete ve kuruluşlarla yapılan sözleşmeler de vardır. Bunlar ise işin görüntüsüdür. Sözleşme yapılan gazetelere gönderilen “haberler” ise hiç de habere benzememektedir.

MAHKEMEDEKİ GERÇEKLER

Tutuklanarak İstiklâl Mahremesi huzuruna çıkarılan Nikola’nın ilk duruşması 14 Şubat 1926 günü Ankara’da başlar. Mahkeme heyeti Kılıç Ali, Ali Çetinkaya ve Reşit Galip Beylerden oluşur. Titiz bir sorgulama yapılır. Mahkeme basına da açıktır. Zamanın gazeteleri duruşmaları günü gününe tüm ayrıntılarıyla okuyucularına duyurur. Nikola’nın eşi Despina ve Kenan da yargılananlar arasındadır. Mahkemede Nikola, Niğde doğumlu olduğunu ve çeşitli ülkelerde gazetecilik yaptığını belirtir.

Nikola, mübadele anlaşması gereği Yunanistan’a gitmek istediğini ve bu doğrultuda muamele yapılmasını ister. Bununla sıyrılmaya çalışır. Oysa Türk makamları Nikola’nın Türk tabiyetinde olmadığını ileri sürer ve yaptığı casusluk faaliyetinin belgelerle de sabit olduğunu belirtir. Nikola, tamamen “gazetecilik” yaptığını ileri sürse de bu konuda mahkeme heyetini ikna edemez. Dava sırasında Yunan hükümeti, Nikola’nın mübadil olduğunu ve dolayısıyla Yunanistan’a iade edilmesini ister. Bu durum kabul edilmez.

Türkiye açık olarak yargıladığı Nikola ve arkadaşlarının davasını 5 celsede bitirir ve Nikola'ya idam, arkadaşları Kenan ve Lesanaldin'e ise 15'er yıl ağır hapis cezası verir. Arap Nuri ise sınırdışı edilir. Nikola ise 25 Şubat 1926 sabahı idam edilir.

İnönü Rus ajanları yargılattı

Son olayımız ise İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı dönemine ait. İkinci Dünya Savaşı'nın çekişmeli yılları. İstanbul ve Ankara'da ajan kaynıyor. Neredeyse savaşa giren her ülkenin ajanının kuyruğu birbirine tosluyor. Hele buna ilişkin Pera Palas Otel hikâyeleri çok meşhurdur. İşte o yıllarda Almanya ve Sovyetler rekabeti doruk noktasındadır. 22 Haziran 1941 günü Alman ordusu Sovyet Rus topraklarına girmiş ve herkesi şaşırtmıştır. 1942 yılına gelindiğinde ise Moskova kapılarına dayanmışlardır.

İşte bu günlerde Almanya, Papa'yı da devreye sokarak Rusya'yı dışarda bırakacak şekilde İngiltere ve ABD'nin de içinde olduğu bir barış antlaşması yapmayı plânlamaktadır. Bunu da Almanya'nın Ankara Büyükelçisi (Eski Alman Başbakanı) Franz Von Papen tezgâhlamaktadır. Ayrıca Papen o tarihte Ankara'da aşırı sağı örgütleyerek "Turancılık havucu"yla Sovyet Rusya'ya karşı kışkırtmakta ve su gibi para harcamaktadır. Bütün bunlar Sovyetleri rahatsız eder ve Sovyet ajanlar Papen'i hedef alırlar.

Tarih 24 Şubat 1942 günü, sabah 10.00 sıralarıdır. Papen ve eşi her zamanki gibi saat 10.00 civarlarında konutundan çıkar ve Atatürk Bulvarı üzerinde yürüyerek elçiliğe gider. Yolda büyük bir patlama meydana gelir. Papen ve eşi yere yığılır. Yara almadan kurtulduklarında ise olayı mayın patlaması sanırlar. Oysa kendisine suikast düzenlenmiştir. Olayda Yugoslav göçmeni İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi 25 yaşındaki Ömer Tokat elinde bombanın patlaması sonucu parçalanarak hayatını kaybeder. Türk emniyeti sıkı bir incelemeden sonra Ömer'in paltosu ve ayakkabısından iz sürer ve saldırıyı kısa süre içinde çözer. Ömer'e yardım eden arkadaşları da yakalanır, sorgulanır ve işin aslı ortaya çıkar. Saldırıyı Sovyet gizli servisi plânlamıştır.

SAVAŞ BİTTİ SERBEST KALDILAR

Olay sonrası Ömer'in suç ortağı olduğu ileri sürülen arkadaşlarından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Abdurrahman Sayman, berber Süleyman Sav ve SSCB’nin İstanbul Başkonsolosluğu'nda görevli Georgi Pavlov ile Leonid Kornilov tutuklanır. Abdurrahman ve Süleyman da, Ömer Tokat gibi, Üsküp doğumlu göçmen Türklerdendir. Pavlov İstanbul’daki Başkonsolosluk binasında iki haftalık kuşatmadan sonra teslim alınır, Kornilov ise kaçmaya çalışırken Kayseri’de yakalanır.

1 Nisan 1942 günü başlayan mahkeme, Aralık ayında sona erer ve iki Türk gencine 10'ar yıl, Rus gizli servis elemanı olduğu ileri sürülen iki isme de 16'şar yıl hapis cezası verilir. Ruslar olayla ilgilerinin olmadığını ısrarla belirtirler... Pavlov ve Kornilov iki yıl hapis yattıktan sonra, savaş bitiminde Türkiye'nin Almanya'ya savaş ilân etmesinden sonra 8 Ağustos 1944 günü İnönü'nün affıyla serbest bırakılarak ülkesine dönerler. (Nurettin Gülmez-Ersin Demirci, Von Papen'in Türkiye Büyükelçiliği, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Güz 2013, s.225-250.)

Akademisyen Dr. Mehmet Perinçek ve Banu El'in Sovyet arşivlerinde yaptıkları araştırmaya göre, yıllardır muammada kalan suikast emrini Stalin verdiği ve Sovyet Gizli Teşkilatının da bu işi gerçekleştirdiği ortaya çıktı.

VON PAPEN SUİKASTİ ANLATIYOR

'Türk polisi 24 saatte çözdü'

Von Papen anılarında suikast girişimini şöyle anlatır: "24 saat içinde Türk polisi olayı aydınlattı. Patlamanın olduğu noktaya yakın bir ağacın üstünde insan vücudu parçaları ve bir ayakkabı bulunmuştu. Bu izler, polisi Ankara'da küçük bir otelde kalan Makedonyalı bir öğrenciye yönlendirdi. Aynı zamanda da polisi İstanbul Rus Konsolosluğu'na kadar götürdü. Konsolosluk hemen polis tarafından kuşatıldı. Sonunda Ruslar, konsoloslukta gizlenen (büyük olasılıkla suç ortağı) bir başka öğrenciyi polise teslim ettiler.

Türk Başbakan, sonuçları ne olursa olsun olayın mutlaka aydınlatılacağını ifade etti. Terörist adaylarının Rus Konsolosluğu'nun içinde yetiştirildiği ortaya çıktı. Benim hemen hemen aynı saatlerde ve yaya olarak Büyükelçiliğe gittiğimi tespit etmişler. Terörist öğrenci, kaçamayacağını anlayınca bir el ateş edip bombanın fitilini çekmiş. Oysa bombayı fırlatsaydı öyle bir duman çıkardı ki, o dumandan yararlanarak pek güzel kaçabilirdi. Genç adam belki de tedbirsiz davranıp bir hata işledi. Karımla benim bu olayda kazasız belasız kurtulmuş olmamız bir mucizeydi. Olayın elebaşısı ise, polisler sınırlara bildiremeden alelacele İstanbul'u terk etmiş." (Franz Von Papen'in Anıları, Derleyen: Necip Azakoğlu, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2015, s.446-448.)