Çin gezisinin ardından! İnsan merkezli kalkınma güvenliğin garantisidir

Çok yazdım ama her gittiğimde mutlaka yazacak yeni bir gelişme oluyor. Bu kez biraz klasiğin de dışına çıktık. Yalnızca Beijing ve çevresi, hep gidilen Sincian değil çok değişik etnik milliyetlerin yaşadığı güneye Laos Vietnam sınırına Yünnan eyaletine de gittik.

Vatan Partisi önderliğinde 25 kişilik bir heyetiz. Heyet başkanımız Genel Sekreterimiz Özgür Bursalı. Verilen önemi vurgulamak için özellikle belirtiyorlar, küresel salgından sonra Çin’e davet edilen ilk Türk heyetiyiz. Bu kadar büyük bir heyet olması, 25 kişiden oluşması da zaten çok çizgi dışı. Onun da ayrı bir ayrıcalık olduğunu ve verilen önemi yansıttığını söylüyorlar. Vatan Partisi de zamanlama açısından da ziyarete çok önem verdi. Dünyada, bölgemizde ve Türkiye’de çok sıcak gelişmeler oluyor. Türkiye tarihten gelen ağırlığıyla da etkili ve lider bir ülke.

Vatan Partisi, Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal da siyasetlerin belirlenmesinde tayin edici bir konuma sahip. Ta CIA merkezlerinden bile bu böyle saptanıyor.

Çinli yetkililer de neredeyse her görüşmemizde Türkiye’nin önemini, Doğu Batı arasında bir köprü gibi gördüklerini çok sık vurguladılar.

Öncü Kadın fularını Keyi etnik azınlık kadınlarının boynuna astık.

HEPİMİZ HEDEFTE BİRİZ

Genç, dinamik ve uyumlu bir ekiple birlikteyiz. Herkesin özel uzmanlık alanı var. Belediye başkan adayları var, hem Doğu’dan hem de Batı ucundan. Sanatçılar var değişik dallardan, iş insanları, gazeteciler, hekimler, kurum yöneticileri, kanaat önderleri… Bir bölümü Vatan Partisi’nin üst düzey yöneticileri kimi de Parti dostu.

Ama hepimiz hedefte biriz.

Pek de neşeli ve sıcak kaynaşmış, disiplinli bir grubuz. Hâlâ öyle mi bilmiyorum. Eskiden komedi dizilerinin başarısı kaç dakikada bir espri yapıldığıyla ölçülürdü. Boş zamanlarımızda sanıyorum rekorlar kırıldı. Hem de karşılıklı geleneksel atışma yoluyla sürekli havalarda uçuşup yoğun siyasi görüşme tempomuza güç verdiler. Bizi birleştiren müthiş bir vatanseverlik, Türkiye’nin geleceğinden sorumluluk duygusu ve heyecanı hepimizde ortak payda. E daha iyisi ne olabilir ki…

Tecrübeleri gözlemlemek, başarının altında yatan temeli kendi memleketimizde de inşa etmek, hatalardan sevaplardan ders çıkarmak telaşı içindeyiz. En son ziyaretimizi değerlendirirken katılımcılardan bir arkadaşımız şöyle söyledi: “Geldiğimiz günün ilk sabahında birden kendi omuzlarımda devletimizin sorumluğunun o güzel ağırlığını hissettim.”

O güzel ağırlık hepimizi ateşledi.

Sekiz gün çok yoğun bir program hazırlanmış. “Sabah yedide kahvaltı”yla başlayan günümüzün sonunda gece en erken 12’de yatarken Vatan Partisi Çin Temsilcisi Orçun Göktürk arkadaşımızın “bavullarımızı kahvaltıdan önce kapıya bırakalım lütfen…” cümlesini bugün bile özler olduk.

İşte o hafiflikle nefessiz koştuk. Yorgunluk nedir bilmedik.

Bir sulak alan iyileştirme projesini görünce hemen aklımızda Bafa gölüne ilişkin proje canlandı. Yoksullukla mücadelede başarıları, etnik milliyetlerin bir arada yaşama becerilerini, teknoloji, üretim ve sanatta yaratıcılıkları, yerel yönetimlerin özgün önlemlerini gözlemleyince, nereden nereye gelindiğine tanık olunca hepimizi “ooo aslında bizde işler çok daha kolay, neler neler yapabiliriz…” özgüveni tepe yaptı.

PERİNÇEK’İN ÜNÜ

Vatan Partisi ve ÇKP arasında çok eskiye dayanan bir dostluk var. Yıllar geçtikçe olgunlaşıp derinleşmiş. Önemli ve özgün anılar barındırıyor. Hani yazsam roman olur cinsinden.

Mecburen atlıyorum.

Genel Başkanımızın da özel bir saygınlığı ve ünü var. Doğu Perinçek’in bu “kıtada” (Çinliler de bir buçuk milyarlık nüfuslu ülkelerinden söz ederken bazen böyle niteliyorlar) bu kadar tanınmasına ve sevilmesine biz bile şaşırıyoruz.

Bana takılanlar oldu, “eşinizin müthiş hayranıyım” deyip heyecanla, sonra da kahkahayı basıp ekledi: “nasıl olsa karşı cinsten değilim, rahat söylüyorum…”

Hele belli teorik konumlardaki liderlerin Genel Başkanımızdan “benim için çok önemli bir öğretmen” diye söz etmesi kendi devrimizin geçmişine ve geleceğine ilişkin güvenimize de katkıda bulunuyor, doğrusu.

Gerçekten de Vatan Partisi’nin teorik ve ideolojik birikimi, dünya ve Türkiye siyasetini tahlili ayrıcalıklıdır. Türk Devriminin 200 yıllık mücadele birikiminden ve bilimsel sosyalizmin deneylerinden beslenmekte ve canlılığını korumaktadır. Türkiye, emperyalizme karşı ön cephede o kadar uzun yıllardır mücadele ediyor ki bu onun halkının sağduyusunu ve rotası doğru çizgide konumlanan Vatan Partisi’nin sağlığını hep canlı tutuyor, ileriye taşıyor.

Tecrübeyle gençlik birlikte yürüyor. Vatan Partisi’nde genç liderler bir fantezi, kota ya da göstermelik unsuru değil. Genel Sekreterimizin, Genel Saymanımızın ve heyetteki liderlerimizin yaşı, görüşmelerde başta biraz şaşırtıcı gelse de, konuşmaya başladıktan 15 dakika sonra birikimi, sunumu ve özgüveni hep özel övgü aldı.

Toprağımıza bereket.

ÇİN TARZI

Her gittiğimizde hemen her seviyeden görüşmede Çinlilerin çok vurguladıkları bir konu vardır: “Çin tarzı”… Bu solun içinde bir tartışmanın ürünüdür. Kendi topraklarına ayaklarını basmak ilkesi açısından.

Devrim ihraç edilmez. Ama deneylerin öğrencisi olmak da önemlidir. Bilgi paylaşılır. Devrimlerimiz birbirine benziyor. İnsanlarımız da öyle. Sıcak, verici, paylaşmacı Asya kültürünün ve uygarlığının özelliklerini taşıyorlar... Ne yazık ki 45’lerden sonra kireçlenmeye başlayan bizim devrimimizden farklı olarak onlar, millî demokratik devrimlerinde hızlı adımlar attılar; toprak devriminde, üretim devriminde başarılar elde ettiler, sosyalizme yöneldiler. Doğu’nun imparatorluk kültürel birikimi ve derinliği temelinde üzerine sosyalizm inşa faaliyeti başlayınca ve de merkeze her alanda insan alınınca, ortaya başka bir özgünlük çıkıyor.

Görüşmeler de bu açıdan çok verimli geçti.

Çin Komünist Partisi ve Vatan Partisi yönetimi arasında özel görüşmeler de yaptık. Türk-Çin ilişkileri, ekonomisi, basını, dünya siyaseti konusunda fikir alışverişinde bulunduk.

Her gittiğimiz bölgede heyetimizin katıldığı toplantılar da sanki bakanlar kurulu toplantısı gibiydi. Başkanın dışında turizm, enerji, ekonomi, eğitim vb gibi yönetimin farklı alanlardan temsilcileri vardı.

Sıcak konuşmalar, kucaklaşan toplantılar yaptık. Bu arada elbette dönen sofralarda o ünlü Çin yemekleri… Heyetimizdekilerin çoğu “bu nedir, deneyelim” tarzındaydı ama kimi de bir süre sonra ilerleyen günlerde Çin inceliğiyle soframıza eklenen çöp şişi tercih etmeyi yeğledi.

Çat kapı gittiğimiz kentlerde sıradan insanlar. Masalarına rastgele oturduk, lafladık. Yan masalardan ikramlar. Kuşkusuz evlerine konuk olmadık. Ama kentlerine ilçelerine, köylerine kadar indik, gece yaşamlarına katıldık, bir gerginlik var mı… yok. Milletin ve milliyetlerin keyfi yerinde. Konukseverlikleri zaten ortak paydamız. “Can çin çon” deriz ya, ilk bölümü pek doğru. “Can” insanlar. Sosyalizm ve ülkenin başarıları öylesine bir özgüven de katmış ki deme gitsin. Bir de dışa açılmanın sızdırdığı yabancı “tarzlara” karşı mücadele de neredeyse elle tutulur biçimde, Çin tarzı kararlı bir tür kültür devrimi sürüyor. İdeolojik eğitim başta olmak üzere devlet harcamalarından Parti üyelerinin yaşam tarzlarına hediyelerine kadar, yumuşak ve özenli ama yeri geldiğinde sert kararlı bir mücadele var.

Öte yandan da kalkınmayı da bu kadar nazik yapan bir ülke olabiliyormuş demek ki... “Tarz” olacaksa böyle olsun diyesi geliyor insanın. Acımasız kıran kırana değil. Altta kalanın suyu çıksın değil. Benim kârım daha çok… daha çok… olsun değil. İngiltere’deki kapitalizmin ilk dönemindeki yıllar geliyor gözümün önüne… Bugün artık Batı’da da o kadar dolu dizgin olamıyor, elbette. Ama sistem hâlâ çok acımasız. Küresel salgın döneminde ortaya çıkmadı mı? Kuşkusuz makas tasarruf-yatırım denklemini kurarken biraz açılıyor. Ama devletin sosyalist olması tayin edici. Eğer bir süre sonra haksızlıkları giderici, müdahale edici önlemler alınmazsa bakmaz gözünün yaşına alır başını gider, makas etrafı budamaya başlar. Yabancı sermayeye karşı da önlemleri de çok ilkeli ve itinalı. Çin Halk Cumhuriyeti bu konuda önemli bir deney.

NEREDEN NEREYE GELİNEBİLİR

Ziyaretimizin en yoğun geçen ikinci bölümü Yünnan’da oldu. Ben de ilk kez gittim. “Bahar kenti”. Yalnızca iklim değil insanlar da çok sıcak. Han’larla birlikte 26 değişik milliyet yaşıyor. Hanlar kendilerini de milliyetlerden biri olarak sayıyorlar. “Tek çoğunluk Han ve 25 diğer azınlık…” gibi bir ayrım değil, yani. Bunlardan 15’i yalnızca Yünnan da yaşıyor. Birbirinden çok farklı kültürlere sahipler. Belki de dünya da tekler. Kimi çok az sayıda. 200 bin nüfuslu bir milliyetin de kendine göre ayrıcalıkları var. Bir eyalette 8 ayrı özerk bölge var.

Değişim kolay değil. 1949’dan bu yana süre de bir devlet yaşamında çok uzun bir süre de değil. İmparatorluk diyoruz ya, öyle bildiğimizden de değil. Sert feodal bir yapı. Bizdeki gibi tebdili kıyafet filan da yok. Hiç Yasak Şehirden dışarı çıkmayan, lazımlığı ve içindeki bile kutsal bir imparatordan söz ediyoruz.

Nereden nereye gelinebilir, fikri insanı rahatlatıyor doğrusu.

“Eğer kızınız olursa her gün mutlu olursunuz hayatta. Bir gün hariç. O da evlendiği gün. Eskiden oğlan önemliydi. Şimdi kızlar kıymetli. Sıcak bir ceket gibidir derler, bizde” diyor yemekte yanımdaki Parti yöneticisi. Ama ziyaret ettiğimiz bütün kurumlarda, sokaklarda, dükkânlarda kadınlar o kadar etkin ki… Ayrı özel bir konu ayrıntısına girmeden anlatmak istemiyorum. Bu yazıda zaten şöyle bir kuşbakışı yapacağım.

TÜRKİYE HALKININ MODERNLEŞMESİNE BAŞARI DİLEKLERİ

Çin bir süredir “modernleşme” hareketine başladı. Bu yeni bir kavram. Biraz önce söylediğim hem ideolojik hem de yapısal yeni bir devrim atılımı. Bir buçuk milyar insanının modernleşmesi diye vurguluyorlar. Hemen her alanda böyle bir girişim var. Etnik milliyetler açısından da özel vurgular var:

“Büyük ailenin mutluluk içinde yaşaması önemlidir.
“Milliyetlerin refahı olmazsa olmaz. Elele omuz omuza çalışmalı.
“Kan bağı olmayan kardeşleriz. Yoksullukla mücadele ederken, batı-doğu, köy ve kent, partili olan olmayan ayrımını kaldırmak önemli.
“Etnik yerel yönetimler daha karmaşık ve zor. Bir ülkenin yönetilmesi etnik grupların yönetilmesi demektir. Başarı ÇKP önderliğinde kalkınmadır.
“Eğer etnik milliyetlerin modernleşmesi olmazsa Çin’in modernleşmesi de olamaz.
“Uluslararası durumun karmaşık olması da etkiliyor. Bir ülkenin güvenliği de, etnik milliyetlerin refahına bağlı. Yoksullukla mücadele, istihdam, eğitim ve sağlıkta da bu birlikteliği güçlendirmek gerekir, yol su elektrikten internetten alış verişe kadar her alanda.
“Eğer ülkemiz olmazsa aile de olmaz. Her etnik milliyet de eşittir. Paylaşacağız, temel çıkarlarını koruyacağız ve geliştireceğiz.
“ÇKP zorluklarla karşılaşıldığında çözüm için en önemli güçtür.
Bir aile gibi ortak miraslarını kullandıklarını vurguluyorlar.
Refahı bütün ülkeye yayabilmek için mutlaka tarımı da kapsamalı, görüşündeler. Bu alanda etkinliğini ve verimliğini artırabilmek, sürdürülebilirliği sağlamak için ileri teknoloji, bilimsel metodoloji, yöntemler ve yönetim kullanmak gerekiyor. Teknoloji donanım ve uygulama, üretimde otomasyonun kullanımı üretim süresini kısaltacak ve üretici güçlerin verimini artıracaktır.
Hep birlikte Çin rüyasını gerçekleştirmek hedefindeler. Barışçı, eşit … Sosyalist çatı altında. İnsan merkezli kalkınmayı güvenliğin garantisi olarak ele alıyorlar. Xi Jin Ping, kalkınma ve güvenlik iki teker gibidir, diyor.
Başarıya giden yol tarifi olarak Mao’nun “Gerçeklere bağlı kalmak” sözü bütün Parti Okullarının bahçesinde taşa kazınmış.
“Her ülkenin siyaseti, tarihi farklıdır. Çin modernleşmesi 1.4 milyar içindir.
“Türkiye halkının modernleşmesine de başarılar diliyoruz”, dileklerini de özel gönderdiler…
Bizden iletmesi.