15 Haziran 2024 Cumartesi
İstanbul 24°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Chicago’dan bugünlere: Sesimizi daha da yükselteceğimiz günler geldi

Şule Perinçek

Şule Perinçek

Gazete Yazarı

A+ A-

11 Kasım 1887 Albert Parsons Chicago’da kurulan idam sehpasında üç arkadaşıyla, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel’le birlikte dimdik. Boynuna ilmeği geçirmişler bağırıyordu:

“Konuşmama izin verilecek mi, ey Amerikalılar? Bırakın konuşayım, Şerif Matson! Bırakın halkın sesi duyulsun!”

Korktular.

İşçinin sesinin yükselmesinden korktular.

Komut verildi.

Kapaklar açıldı.

Dört sosyalist işçi önderi idam edildi.

1 MAYIS EMEKÇİNİN HAKKI

ABD’de de kapitalizm vahşice gelişiyordu. İşçi günde 14-15 saat çalışıyordu. Hiçbir sosyal hakkı yoktu.

1848’de Marks’ın Komünist Manifestosu yayımlanmıştı. Dünyada taşlar yerinden oynuyordu. Bıçak kemiğe dayanmıştı.

1886'da ABD İşçi Sendikaları Konfederasyonu Chicago’da yaptığı toplantıda 8 saatlik iş günü için 1 Mayıs'ı grev ve sekiz saat çalışma süresini hayata geçirme günü olarak belirledi.

1 Mayıs 1886'da, grev ve gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Hemen her eyalette siyah ve beyazlar birlikte yürüdü. Louisville Kentucky’de yürüyüşe katılan 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Bu da bir ilkti. O dönemde Louisville'deki parklara siyahların girmesi yasaktı.

1 Mayıs'tan sonra da grevler sürdü. İşçilerin çoğu 3 Mayıs'ta sokaklara çıktılar. Grev kırıcılarını protesto etmek için bir grup işçi fabrikaya yöneldi. İşçilere ateş eden polis, 4 işçinin ölmesine, onlarcasının yaralanmasına neden oldu.

O sırada Chicago’da tarım aletleri üreten McCormick fabrikasında işçiler günde 3 dolara 12 saat çalışmaya isyan ettiler. Greve gideceklerini açıkladılar. Hepsi işten atıldı. Neredeyse bin kişi. Kapıda bir o kadar da bekleyen vardı.

Yalnızca 300 kişi başvurdu.

Bu bir başarıydı. Fabrikadan çıkarılan ve grevde olan işçiler de miting yaptılar. Miting sona ermek üzereyken McCormick, fabrika düdüğünü çalarak, içerideki grev kırıcı işçileri dışarı çıkarttı. Polis grevci işçilerin fabrikaya yaklaşmasına engel oldu, müdahale etti. 6 işçi öldürüldü.

HAYMARKET MİTİNGİ

Bu saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs'ta Haymarket Alanı'nda miting düzenlendi. Miting tam dağılırken, kürsünün önüne atılan bomba olayları birden alevlendirdi. Nereden geldiği belli olmayan, hemen polisin önünde patlayan “faili meçhul” bomba yedi polisin ölümüne yol açtı. 69 da yaralı vardı.

Polis kalabalığa ateş açtı.

Sayısız ölü ve yaralı.

Dört lider fikirleriyle bu “cinayete” neden oldukları için idamla yargılandılar. Gizli tanıklar, düzmece kanıtlar.

Chicago’dan bugünlere: Sesimizi daha da yükselteceğimiz günler geldi - Resim : 1

‘EMEKÇİ OLDUĞUM İÇİN ASILACAĞIM’

Mahkemede, pişman olduklarını açıklamaları halinde affedilecekleri söylendi kendilerine.

Hiçbiri kabul etmedi.

Albert Parsons mahkeme heyetine şöyle seslendi:

"Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam katil olduğumdan değil, emekçi olduğum için asılacağım!"

Mahkum edildiler ve darağacında canlarını verdiler.

1889'da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs’ı tüm dünyada emekçi hakları için birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlama kararı alındı. Bir süre sonra da sekiz saatlik iş günü kabul edildi.

Cenazelerine yüz binler katıldı.

İdama giderken Spies’ın şu sözleri belleklerde kaldı:

“Sessizliğimizin bugün kendisini boğan gürültülerden daha güçlü olduğu günler de gelecektir…!”

Bugün Türkiye’de Millî Hükümet İçin emeğin sesini daha yükseltme günüdür!

Sessizlik günlerini ardımızda bırakma günleri gelmiştir

Buna en çok biz emekçilerin ihtiyacı vardır!

O günlerin özlemi en çok bizi yakıp tutuşturmaktadır!

Bayramımız kutlu olsun!

Yolumuz daha büyük mutluluklara doğru açıktır.

Gelin el ele verelim!

Bir an önce kavuşalım.

ÇOCUKLARINA YAZDIĞI SON MEKTUP

SİZE MİRAS OLARAK ŞEREFLİ BİR AD VE TAMAMLANACAK BİR GÖREV BIRAKIYORUM

Bu gösterileri düzenleyenlerden ikisi Lucy ve Albert Parsons'tu. Lucy, 1853 civarında Teksas'ta bir köle olarak doğmuştu. Yarı Afrikalı-Amerikalı, yarı Kızılderili ve Meksikalıydı. İç Savaş'tan sonra Freedman Bürosu'nda çalıştı. Albert ile evlendikten sonra Chicago'ya taşındılar. Burada Albert’in dikkatini kadın dikiş işçilerini yazmaya ve örgütlemeye yöneltti. Albert bir matbaacıydı, Knights of Labor’un (Emek Şövalyeleri) bir üyesiydi, işçi gazetesi The Alarm'ın editörüydü ve Chicago Ticaret ve İşçi Meclisi'nin kurucularından biriydi.

İdama gitmeden önce hücresinde eşine ve çocuklarına iki mektup yazdı.

Chicago’dan bugünlere: Sesimizi daha da yükselteceğimiz günler geldi - Resim : 2
Albert Parsons

"Çocuklarım.

Bu kelimeleri yazarken adlarınızın üstüne gözyaşlarım damlıyor.

Bir daha hiç karşılaşmayacağız.

Ah, sevgili çocuklarım, nasıl içten, derinden seviyor sizi babacığınız. Sevdiklerimize sevgimizi yaşamakla gösteririz ve gerektiğinde ise sevdiklerimiz için ölmekle de gösterebiliriz. Benim hayatımı ve doğal olmayan haksız ölümümü başkalarından öğreneceksiniz.

Babanız, özgürlük ve mutluluk uğruna gönüllü olarak canını vermiş bir kurbandır.

Size miras olarak şerefli bir ad ve tamamlanacak bir görev bırakıyorum.

Onu koruyun, bu yolda yürüyün. Kendinize karşı dürüst olun, o vakit başkalarına karşı sahte olamazsınız.

Yaratıcı, uyanık ve neşeli olun.

Anneniz!

O kadınların en yücesi, en şereflisidir.

Onu sevin, sayın ve öğütlerine uyun.

Çocuklarım, değerli varlıklarım; bu mektubu yalnız sizin için değil, daha doğmamış çocukları için ölen birçok kişinin ölüm yıl dönümlerinde de okumanızı istiyorum.

Elveda, yavrularım…"

Albert Parsons, 11 Kasım 1887.

KARISINA YAZDIĞI SON MEKTUP

SENİ HALKIMA EMANET EDİYORUM

Cook İlçesi Hapishanesi, Hücre No. 29,

Chicago, 20 Ağustos 1886.

Sevgili karıcığım,

Bu sabah hakkımızda verilen karar dünyanın dört bir yanındaki zalimlerin yüreğine su serpecek ve bu sonuç sermayenin kralları tarafından Chicago'dan St. Petersburg'a akan şaraptan oluşan sarhoş ziyafetinde kutlanacaktır.

Bununla birlikte, ölüme mahkumiyetimiz nefretin, kötülüğün, ikiyüzlülüğün, adli cinayetlerin, baskının ve insanın hemcinsi üzerindeki tahakkümünün çöküşünü önceden haber veren duvardaki el yazısıdır. Yeryüzünün ezilenleri yasal zincirleri içinde kıvranıyor. Dev İşçi Partisi uyanıyor. Uyuşukluklarından uyanan kitleler, küçük zincirlerini kasırgadaki sazlar gibi kıracaklardır.

Hepimiz koşulların yaratıklarıyız; ne olmak için yaratılmışsak oyuz. Bu gerçek her geçen gün daha da netleşiyor.

Chicago’dan bugünlere: Sesimizi daha da yükselteceğimiz günler geldi - Resim : 3
Lucy Parsons

Ölüme mahkum edilen sekiz adamdan herhangi birinin Haymarket trajedisini bildiğine, önerdiğine ya da yataklık ettiğine ilişkin hiçbir kanıt yoktu. Ama bunun ne önemi var ki? Ayrıcalıklı sınıf bir kurban talep ediyor ve bize, hayatlarımızdan daha azıyla yetinmeyecek olan öfkeli bir milyonerler güruhunun aç çığlıklarını yatıştırmak için bir kurban sunuluyor. Tekel zafer kazandı! Zincire vurulmuş emek, özgürlük ve hak için haykırmaya cesaret ettiği için idam sehpasına çıkıyor!

Zavallı, sevgili karıcığım, ben şahsen senin ve doğmamış çaresiz küçük bebekler için üzülüyorum.

Seni, halkın kadınını; halka miras bırakıyorum. Senden tek bir ricam var: Ben öldüğümde aceleci davranmayın, ama benim bırakmak zorunda kaldığım yerden sosyalizmin büyük davasını üstlenin.

Babaları, çocuklarının onda dokuzunun ücretli köleliğe ve yoksulluğa mahkum eden bir toplumda mutlu yaşamaktansa; onların özgürlüğünü ve mutluluğunu güvence altına alma çabası içinde ölmeyi yeğlerdi. Tanrı onları korusun; onları, benim zavallı çaresiz küçüklerimi tarif edemeyecek kadar çok seviyorum.

Ah, karıcığım, ölü ya da diri, biz biriz. Sana olan sevgim sonsuzdur. İnsanlar için, insanlık için. Ölüme mahkum bir kurbanın hücresinden tekrar tekrar haykırıyorum:

Özgürlük! Adalet! Eşitlik!

Albert R. Parsons

1 Mayıs işçi ABD Kapitalizm