Fransa’da sistem patladı

Paris’in kuzey batısında yer alan Nanterre kentinde, 27 Haziran'da Nael M. isimli genç sürücünün polis kurşunuyla vurulmasının ardından ülkenin dört bir yanında patlak veren sokak olayları banliyö isyanına dönüştü.

Son 5 gündür yaşanan olaylar 2005 yılında yaşanan Banliyö isyanlarını hatırlattı. İki Müslüman gencin polis kontrolünden kaçarak saklanmak için girdiği bir elektrik trafosunda elektriğe kapılıp ölmesi ile isyan başlamıştı. O gün de bugün de Afrika kökenli gençlerin polis tarafından öldürülmesi veya ölümlerine neden olunması, toplumda var olan sosyal huzursuzluk bardağını taşıran son damlalar olmuştur.

BANLİYÖ GENÇLERİ İSYANDA

Yıllardır bu banliyölerde kendi kaderleriyle baş başa bırakılmış sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamın dışına itilmiş, dışlanmış, gelmiş geçmiş sağ ve sol hükümetlerin ırkçılığa varan ayrımcı politikaları karşısında gelecek umudunu yitirmiş Kuzey ve Batı Afrika kökenli göçmen gençler (Cezayir, Tunus, Fas, Senegal, Mali) 2005 yılında, kelimenin tam anlamıyla sisteme karşı başkaldırmışlardı. Ve bugün de aynı başkaldırıyı yaşıyoruz. Örgütlü değiller; tek amaçları polise ve devlet mallarına zarar vermek. Sistem tarafından potansiyel suçlu görülen bu gençler, polise karşı kinliydiler; rastgele kimlik kontrolleri ve üst aramaları gençleri bıktırmıştı.

5 gün önce Nanterre’de başlayan başta Paris’in neredeyse tüm banliyölerinde, Lyon, Marsilya, Toulouse ve Lille gibi yabancı kökenlilerin yoğun olduğu büyük kentlerde devam eden isyanda binlerce otomobil, onlarca belediye otobüsü, okul, sosyal merkez, banka ve polis karakolu yakıldı ve tahrip edildi. Hedef devlet kurumları ve kamu mallarıydı. 2 binin üzerinde genç gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı.

FRANSA’NIN YOKSULLARI

Paris’i çevreleyen banliyöler, yüzde 50 ile 80 arasında göçmenlerin oturduğu gettolara dönüşmüştür. Banliyö isyanları, yıllardır ihmal edilen yokluğa ve yoksulluğa terkedilen göçmen ailelerin ve işsizlik içinde kıvranan çocuklarının bir başkaldırısıdır.

Fransa geneline göre banliyölerde gençlerin işsizlik oranı iki kat daha fazladır; bazı banliyölerde bu oran yüzde 30-40’lara kadar çıkmaktadır. Ülke genelinde yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı yüzde 14 iken bu oran banliyölerde yüzde 40’ları aşmaktadır. Sosyal ve kültürel hizmetler devletin yeteri kadar bütçe ayırmamasından dolayı istenilen şekilde yürümemektedir.

Buralarda çalışma yapan göçmen derneklerine yapılan sübvansiyonlar son yıllarda azaltılmış hatta tamamen kaldırılmıştır. Yabancı kökenli gençler daima potansiyel suçlu olarak görülmüş, hizmet yerine daha çok polis ve güvenlik tedbirlerine başvurulmuş, yeni karakollar yapılmış, polislerin yetkisi artırılmış ve sosyal devletin yerini polis copu almıştır.

HLM (Kirası Ucuz Konutlar) diye bilinen bu “sosyal” konutlar, 60’lı yıllarda inşa edilmiş, yıllardır tamir ve bakım yapılmamış, sıcak suyu düzenli akmayan, kaloriferleri arızalı 10-20 katlı beton kutu binalarda oturan göçmenlere yeteri kadar sosyal ve kültürel hizmet götürülmemiştir. Materyal ve personel eksiğinin olduğu okullarda başarı oranı genel başarı oranının çok altındadır. Ve bu banliyölerde her yıl yüzlerce genç diplomasız ve mesleksiz olarak iş hayatına atılmakta ve iş bulamamaktadır. Buna bir de etnik kökenlerinden dolayı ayrımcılığa uğramaları eklendiğinde bu göçmen çocuklar iş piyasasının dışında kalmaktadır.

SOSYAL DEVLETİN YERİNİ POLİS COPU ALMIŞTIR

Bugün yaşananlar Batı sisteminin krizidir; sistem sosyal yapısıyla, ekonomisiyle iflas etmiştir. Avrupa’da sosyal devlet bitmiştir. Var olan krizin çözümüne ilişkin bir program üretememektedirler. Bunun için de polisiye tedbirleri artırmakta ve halkın tepkisini polisle bastırmaktadırlar.

2017 yılında polisin silah kullanma alanını genişleten yasa sosyal demokrat François Hollande döneminde çıkarılmıştır. Bu yasanın kabulünden bu yana, polis, İç Güvenlik Kanunu'nun 435-1. maddesine göre, "mutlak gereklilik halinde ve kesinlikle orantılı bir şekilde" ve özellikle sürücünün "suç işlemesi muhtemel olduğunda" uymayı reddetmesi durumunda silahlarını kullanma olanağına sahiptir.

17 yaşındaki gencin öldürülmesi olayından sonra başlayan olayların büyümesi üzerine panik yaşayan Başbakan Borne, polisin "angajman kurallarına açıkça aykırı" hareket ettiğini söylemiştir. Daha sonra polisin kahramanca olayları bastırdığı savunulmuştur.

BUGÜN KRİZ DAHA DERİNDİR

2018’de başlayan ve Mart 2020 Kovid 19 salgınına kadar devam eden Sarı Yelekliler hareketini hatırlayalım. Sarı Yeleklilerin talepleri çözüldü mü? Hayır. Üstelik bir de halkın aylarca direnmesine rağmen erken emeklilik yaşını 62’de 64’e çıkardılar.

Bugün tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da ekonomik ve sosyal kriz daha da derindir. Var olan enflasyonun yol açtığı pahalılık satın alma gücünü düşürmüştür.

Başta Fransa olmak üzere Ukrayna’da ABD’nin peşine takılan Avrupa ülkelerinin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımlar ve bu yaptırımlara doğal gaz ve petrol vanasını kapatarak cevap veren Rusya, Avrupa’yı tarihinde görülmemiş bir enerji krizine sürüklemiştir. Fiyatların üçe, dörde katlanmasıyla enerjide yaşanan kriz enflasyonu yukarı çekmiş ve fiyatlar alıp başını gitmiştir. Fransa’da kiriz öncesi yüzde 1-2’lerde olan enflasyon 8-10’la çıkmıştır. Bu oran gıdada yüzde 15’leri bulmuştur.

SİSTEM İFLAS ETMİŞTİR

Sistemin kenara ittiği, çoğunluğunu yabancı kökenlilerin oluşturduğu banliyöler hep patlamaya hazır bir bomba gibi olmuştur. Her hükümetin de korkulu rüyasıdır. Ama bir çözümleri yoktur. Çünkü son 40 yıldır uyguladıkları neoliberal ekonomik modelleri iflas etmiştir.

Toplumun yaşadığı sıkıntıların sorumlusu olarak göçmenler gösterişmekte, onlara karşı ayrımcılık yapılmaktadır.