Hazine yardımı işlevsiz ve zararlıdır

Modern siyasal partiler 19. yüzyılın ortalarında ortaya çıktılar. 1960’lı yıllara kadar dünyanın hiçbir ülkesinde siyasal partilere Hazine yardımı verilmiyordu. Bu tarihlerden sonra parti faaliyetleri kamu hizmeti sayılmaya başlandı ve Hazine'den para aktarımı kabul edildi. Partiler, 100 yılı aşkın süre boyunca Hazine'den yardım almaksızın faaliyet yürüttüler. Ne İttihat ve Terakki ne Atatürk’ün CHP’si ne de Menderes’in Demokrat Parti’si Hazine'den yardım almıştır.

Hazine yardımı tartışmalarına bakıldığında, bugünkü uygulamaya esas olan fikrin şu olduğu görülür: Partiler kamu yararına faaliyet yürüttükleri için giderleri kamu tarafından karşılanmazsa, ihtiyaç duydukları kaynaklar çıkar grupları tarafından karşılanmaya başlayabilir ve böylece kamunun değil o grupların sözcüsü haline gelebilirler.

Hayatta bundan daha saçma ve gerçek dışı bir gerekçe olabilir mi, bilmiyorum… Neden mi?

Birincisi, partiler zaten belirli toplumsal sınıf ve tabakaların sözcüsü olarak doğar ve yaşarlar. Özerkleşebildikleri ölçüde toplumun daha geniş kesimlerine fayda sağlayacak hale gelirler. Ama en geniş kitle desteğine ulaşabilmiş partiler bile, son tahlilde toplumdaki çelişmeler arasında şu ya da bu kesimin çıkarlarına öncelik vermek zorunda kalırlar. Herkesin yararına çalışsın diye Hazine'den para verdiğiniz parti, toplumun sınıflara ayrıldığı gerçeğinden münezzeh hale gelemez. Hazine yardımının hukuki gerekçesi sosyolojik açıdan geçersizdir. Yani tümüyle geçersizdir.

İkincisi, Türkiye’de hazine yardımı şirazesinden çıkmıştır. Partiler arasındaki demokratik rekabeti sakatlayacak meblağlara ulaşmıştır. Türkiye’de Hazine yardımı antidemokratiktir ve ancak demokrasiye karşı bir konumdan savunulabilir. Hazine yardımının eşit rekabet koşullarını ortadan kaldırdığı koşullarda savunulması, demokrasiden yana olduğunu iddia eden partilerin ikiyüzlülüğünün kanıtıdır.

Üçüncüsü, Türkiye’de siyaset Hazine yardımı sayesinde finanse olmamaktadır. Bugün korkunç rakamlara ulaşmış olan seçim kampanyalarının giderleri esas olarak kamu kaynaklarının yerel yönetimler ve kamu ihaleleri gibi yollardan komisyonculuk esasına dayalı olarak yağmalanmasından karşılanmaktadır. Türkiye’de komisyonculuk (political brokerage) işi kurumsallaşmıştır. Sağcı solcu tanımaz. Ulusal veya yerel iktidara erişme imkânı bulmuş ve bu sayede komisyon alma imkânına erişmiş bütün partilerde karşımıza çıkar. Buralarda yağmalanan kamu kaynaklarının miktarı trilyonlarca lirayı bulduğu için, Hazine yardımı hiçbir sorunu çözmez. 

Dördüncüsü, 1960’ların sonlarından bu yana Türkiye’de Hazine yardımını düzenleyen yasal sürece baktığımızda, Hazine yardımını hak etme şartlarının sürekli değiştirildiği görülür. Hazine yardımı siyasette güçlünün güçsüze karşı bir silahı olarak kullanılmış ya da günümüzde görüldüğü üzere PKK’nın yasal partisi olduğu iddiasıyla kapatma davası süren HDP’nin Türk milleti tarafından fonlanması gibi trajikomik vakalara yol açmıştır.

Beşincisi, Hazine yardımı parti içi demokrasiyi sakatlamaktadır. Üyelerin kendi partilerine sahip çıkma ruhunu öldürmekte, genel merkez yöneticilerinin kararları üye denetimine açma, onları siyasetin parçası yapma görevlerini ortadan kaldırmaktadır. Ekmeğin elden suyun gölden geldiği bir siyasal kültürde ne demokrasi yeşerir ne sorumluluk ne de siyasi bilinç. Hazine yardımı ve diğer kayıt dışı gelir kaynakları ile yürütülen bir siyasal hayat, özünde kamusal sorumluluk üzerine dayanan siyasetin ölümüne hizmet etmektedir. (1)

Altıncısı, siyasal partiler kanunumuzun 66. Maddesi'nin ikinci fıkrasında yer alan “yukarıdaki fıkranın dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasi partiye aynı yıl içerisinde iki milyar liradan fazla kıymette ayni veya nakdi bağışta bulunması (Ek ibare: 2/1/2003-4778/8 md.) veya yayınları kullandırması yasaktır.” şeklindeki ibare hayata uygun değildir. Kaldırılmalıdır. Gerçekler düzleminde bakıldığında kanunu hayata uydurmak ve isteyenin istediği kadar ayni veya nakdi bağışta bulunmasının önünü açmak gerekir. Kanun, siyasal partileri gelir kalemleri açısından önce boğmakta, sonrasında hayat kendi hükmünü yürüttüğü için kayıt dışı bir finansman süreci kurulmaktadır. Türkiye’de siyasetin finansmanındaki gerçeklik ile kanun arasında bir boşluk vardır. 

(1) Bkz. Atakan Hatipoğlu, Siyasi Partilere Hazine Yardımı: Sosyolojik Bir Değerlendirme, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 2009, Sayı: 41

https://dergipark.org.tr/tr/pub/iusiyasal/issue/595/5995