İki arada bir derede Avrupa

Washington, tam Avrupa liderlerinden Macron’un iki hafta önceki Pekin zirvesinin sonuçlarını hazmetmek üzereyken şimdi ortaya bir de BRIC çıktı. BRIC ülkeleri grubu kurucularından Brezilya’nın Devlet Başkanı Lula da geçen hafta, bir kaç haftadır başlayan ‘Bütün yollar Pekin’e çıkar’ modasına uyarak Çin’e gitti, Şi ile görüstükten sonra o da Macron’u anımsatan şeyler söyledi: “Güney yarımküre Ukrayna’da tarafsız bir barış için araya gelmeli ve yeter artık, dünya bu savaşı istemiyor demelidir.” Ayrıca Lula’ya göre “uluslararası ticarette dolar terkedilerek” ulusal para biçimlerine geçilmeliydi.

Geçtiğimiz günlerde Batı’da Biden yanlısı Neocon-neoliberal yandaş medyanın Lula’ya tepkisi de aynı Macron’un maruz kaldığı gibi oldu: “Lula Batı’nın damarına basıyor.”

Fransa’nın liberal Devlet Başkanı Macron, uzun süredir Ukrayna konusunda Çin’e baskı yapılmasını isteyen Beyaz Saray’ın aksine Şi’yle görüştükten sonra, “Avrupa dış siyasetinin stratejik açıdan özerk olmasını” istemiş ve ABD’nin Tayvan siyasetini izlemeyeceklerini ifade etmişti. “Avrupa’nın da üçüncü bir güç olarak var olduğu çok kutuplu bir dünya” çağırısı yapmış ve dolar hakimiyetini hedef alan sözler sarfetmişti. Avrupa “körükörüne ABD’yi izlememeli ve kendisinin olmayan krizlere” sürüklenmemeliydi.

Son seçimlerde Washington’a mesafeli rakibi Marine La Pen’in elinden zaten zor kurtularak Başkan olabilmiş olan Macron ayrıca, Pekin’de görüşme masasında Ukrayna meselesini de bir baskı unsuru olarak sunmamış, AB-Çin ilişkilerini buna endeksli kılmamıştı. Hatta zirve sonrası “Avrupalılar Ukrayna'daki krizi çözemezken Tayvan hakkında nasıl inandırıcı bir şekilde 'dikkat et, yanlış bir şey yaparsan orada olacağız' diyebiliriz ki?” diyerek üstüne üstlük bir de tuz biber ekmişti. İşte bu sözler Biden’a müttefik çevrelerde “acı bir şaşkınlık” yaratacaktı.

Pekin gezisine eşlik eden AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in aksine, ABD güdümlü ve ‘Çin eğer Ukrayna sorununda istediğimizi yapmazsa Brüksel siyasal – ekonomik yaptırım uygular” şeklindeki, AB-Çin ticaretini Ukrayna sorununa endeksli kılan politikaya uymayacağı zirve öncesi zaten bekleniyordu Macron’un. Çin’de yatırıma can atan 60’ı aşkın milyarder - aralarında Airbus ve Fransız enerji devi Électricité de France’ın CEO’larının da bulunduğu - iş adamıyla birlikte Pekin’e inmişti Fransa Devlet Başkanı. Şu belliydi; von der Leyen Washington’a yakın konuşurken, Macron, ABD’nin Çin karşıtı politikasıyla Çin’e yakınlaşmanın artan ekonomik cazibesi arasında, iki arada bir yerde bulunuyor ve denge arıyordu. Ama bu kadarı da beklenmiyordu. Washington’un tepkisi öfkeyle karışık şaşkınlık oldu: “Yok artık!”

ÇİN’LE TİCARET AVRUPA’DA GÜÇLÜ CEREYAN

Anlaşılan Avrupa’da Çin’le ilişkiler konusunda AB Komisyonu Başkanı von der Leyen gibi düşünmeyen güçlü bir cereyan vardı. Bunu farketti birdenbire Washington ve şöyle dile getirdiler bu izlenimi:

“Macron Avrupalıların Çin hakkında gerçekte ne düşündüğünü yüksek sesle söyledi. Washington'daki liderlerin rahatsız edici bir gerçekle yüzleşmesi gerekiyor: kendine güvenen bir AB, bağımlı bir AB'den daha iyi bir ortaktır.”

Ve : “Avrupalı liderler, kapalı kapılar ardında, Washington’la ortak adımlar atarak Çin’le açık bir çatışmaya girmekten gerçekten endişe duyuyorlar. Avrupalılar bazı konularda Çin’in haksız tavırlarının da farkındalar , Avrupa Komisyonu zaten bu tavırlara tepkisini göstermiş ve hatta 2019'da Çin'i ‘alternatif devlet modellerini yayan sistemsel bir rakip’ olarak tanımlamıştı. Bu, Paris'in benimsediği bir tanımlama idi. Ama Avrupalıların çoğu, gerekli politikalar yerine, ABD'nin küresel üstünlüğünü kaybetme korkusuna bağladıkları çatışmacı bir yaklaşıma sürüklenmekten huzursuzluk duyuyor. Bu artık, Çin'le başa çıkmak için Avrupa’yla ortak bir yaklaşım oluşturmaya çalışışan ABD'nin kabul etmesi gereken bir gerçek.” ( Foreign Policy) “Bu sözler, artık başka bir ağızdan konuşmadır. Yıllardır ilk kez. Trump döneminden beri Çin - Avrupa yakınlaşmasını ve ticaretini önlemeye odaklı olan ABD politikası sonucu, Biden iktidara geldiğinden sonra daralarak ileri geri zigzaglar çizen Çin-AB ilişkileri, Macron’un bu gezisinden sonra altın çağına girebilir diye endişe ediyor Washington. Macron’un gezi sonrası tavrını “Avrupa’da buzdağının sadece su yüzeyindeki görünen kısmı” diye nitelediler. Bu tavra karşı uzlaşma ve sertlik yanlıları arasında tartışma başladı. Biden hükümetinin baş destekçisi, hatta yarı resmi medyası olarak görülen CNN ve The New York Times sertlik yanlısı. “Hayret, Çin lideri Şi, zorlasa bile bu kadar kötüsünü söylettiremezdi Macron’a” diye saldırdılar: “Zamanlama daha kötü olamazdı. Macron gittikten birkaç saat sonra Çin, bir saldırı simülasyonunda Tayvan'ı kuşatan endişe verici bir askeri operasyon başlattı. Görünüşe göre bu, Tayvan Devlet Başkanı Tsai Ing-wen ile ABD Meclis Başkanı Kevin Mc Carthy arasındaki ziyarete Çin'in misillemesiydi.”

Ve uyardılar: “Çin küresel sahnede çok daha atılgan hale geldi. Pek çok ülke için bu kadar önemli bir ticari ortak haline gelmesi ve bu gücü stratejik hedeflerine ulaşmak için kullanmaya istekli olması, onu amansız bir stratejik oyuncu yapıyor. Dünya liderleri dikkatli adım atmalı. Macron gibileri aklını başına alsın.”

Avrupa’da bu uyarılara eşlik eden kimi istihbarat teşkilatları da oldu, raporlar açıkladılar birdenbire. Bu raporlara göre, Çin artık eski ‘reformcu’ günlerini geride bırakmış, “Süper güç haline gelerek dünyaya hakim olmaya” çalışıyordu, “Bir ekonomik ortak olarak Rusya’dan farklı bir yaklaşım gerektirse de” sonuçta bir tehdid idi.

Pekin’in gelecekte NATO Genel sekreter adayı olarak gördüğü ve Çin’e karşı daha şahin politika taraftarı AB Komisyonu Saşkanı von der Leyen ise, Macron’la birlikte gittiği Pekin zirvesinden dönünce, Macron’dan farklı tavır alacak ve yukarıdaki uyarılara katılacaktı. Geçtiğimiz Salı günü Starsburg’ta gündemi ABÇin ilişkileri olan toplantıda Avrupa parlementerleri önünde yaptığı konuşmada, Tek Çin yaklaşımına katılmakla beraber, Tayvan’a karşı herhangi bir askeri müdahaleye karşı olduğunu vurgulayarak Çin’in silahlanması konusunda uyardı: "Çin şimdi 'reform ve dışa açılma' çağının sayfasını çevirdi ve yeni bir güvenlik ve kontrol çağına giriyor.”

Öte yandan Pekin gezisi öncesinin aksine, AB'nin Çin ile başa çıkmak için "kendine özgü Avrupa yaklaşımını" oluşturması gerektiğinin altını çizerek Macron’un açıklamalarından çok uzak olmadığı izlenimini verdi. Leyen’e göre, Çin ile ilişkilerin koparılması "uygulanabilir" ve "arzu edilir" değildi ama "Avrupa'nın Pekin ile ilişkisinde bazı önemli ve hassas kısımlarını riskten arındırmak için” titiz bir çalışma gerekiyordu. Von der Leyen ayrıca günde 2,3 milyar avroyu aşkın karşılıklı ticarette dengenin Çin’in lehine bayağı büyük fark yaptığına, kazancın Avrupa’nınkinden çok daha fazla olduğuna dikkati çekti ve buna önlem olarak Çin pazarının dış yatırımlara daha fazla açılmasını talep edeceklerini belirtti.

WASHİNGTON’UN ‘BAŞ STRATEJİK HEDEFİ’

 Daha Trump döneminde Pentagon, medyada yankı bulan bir ‘güvenlik stratejisi’ hazırlamış ve raporunda, bir yandan Rusya ve Çin’i ‘baş düşman’ olarak tanımlarken, diğer yandan o sıralarda hızla bozulmaya başlayan ABD-AB ilişkisini düzeltmeyi de ‘baş stratejik hedef’ şeklinde belirlemişti. Biden iktidara geldikten sonra Beyaz Saray, özellikle Ukrayna savaşı ile birlikte Avrupa’yı tekrar ABD’nin yanına çekmede önemli mevziler kazandı. Ancak son haftalarda, Alman Başbakanı Scholtz, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel , İspanya Başbakanı Pedro Sanchez , Fransa Devlet Başkanı Macron’un büyük ticaret ordularıyla gerçekleştirdikleri ve Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın Washington’da büyük tepki çeken ziyaretlerinden sonra bunun tersine dönmeye başladığı gözleniyor. AB yeniden Çin’e yaklaşma sürecine girdi.

Macron’un Pekin’e, elinde önceden planlanmış, iyi hazırlanmış ve bilinçli bir dosyayla gitmiş olduğunu ve açıklamalarının gelişigüzel ya da retorik olmadığını Washington öfkeyle farketti. AB-Çin ilişkilerinde kendi aleyhinde bir ‘dönüm noktası’ başladığını hissediyor.

Avrupa ülkeleri ve hükümetleri çevrelerinde şimdi birkaç aydır, bir yandan Çin’le ekonomik yakınlaşmanın manzarası iştahları kabartırken, diğer yandansa Çin’in artan gücü karşısında Avrupa’nın nasıl davranması gerektiği hızla yoğunlaşan tartışma konusu. Ama ABD’nin istediği şekilde değil. Ruh hali bu.

Bu gelişmeye karşı ABD hükümetinde iki eğilim görülüyor: Birincisi, Brüksel’e Çin konusunda baskıyı yoğunlaştırmak. İkincisi ise, Çin-AB yakınlaşmasının kaçınılmaz olduğunu kabul edip hem bunun ABD-AB arasını açmasına izin vermemek hem de böylece Çin-AB yakınlaşmasını frenlemek ve yavaşlatmak.

Amerikalılar, Avrupa’nın içine girmekte olduğu ekonomik krizin ve Çin ile AB arasında yılda 1 trilyon avroya yaklaşan ticaretin, bir yıldır Ukrayna nedeniyle ABD yanında yer almış olsa bile, Avrupa’yı durduramayacağını son haftalarda farketmiş durumdalar. Yeni bir dönem başlıyor.

Trumpçı Cumhuriyetçi kanadın giderek yeniden güçlenmesi ve Biden iktidarının iki yıllık ömrünün kalması bir yana, Avrupa’dan Asya’ya yönelik, henüz sadece ekonomik olsa da birden kımıldanmaya başlayan bu yeniden yaklaşma eğilimi ve Brezilya’da ocak ayında iktidara gelen Lula ile birlikte BRIC ülkelerinden başlayan Ukrayna barışı isteği ve Çin’le anlaşma, ABD’nin önüne ciddi yeni küresel saflaşma olasılıkları ve yeni riskler koyuyor.

Avrupa şu anda henüz kendi cebiyle dostu ABD’nin hegemonya stratejisi arasında iki arada bir derede. Michel, Sanchez, Scholtz, Macron, Lula... Washington, sayısı birden artan bu Pekin yolcularından çok huzursuz.