Kocatepe’deki silah arkadaşımız

26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz günü de Cumartesi idi.
Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taarruz emri, “Ordular ilk hedefiniz...” diye kısaltılır. Oysa o emir şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!”
Önemli, çünkü Ordunun başındaki hükümet, Padişah hükümeti değil, Devrimci Ankara Hükümetidir.
Büyük Taarruz’a giden süreçte ve taarruzdan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın emir, talimat ve yazışmalarını Atatürk’ün Bütün Eserleri’nin 13. cildinden okuyabilirsiniz.

KOCATEPE’DEKİ SOVYET KOMUTANI
26 Ağustos tarihi, bugün 2018 yılında yalnız Cumartesi gününe denk gelmedi. Türkiye, İkinci İstiklâl Savaşında Rusya ile bugün yine aynı mevzilerde birleşti.
26 Ağustos 1922 günü Büyük Taarruz şafağındaki Kocatepe fotoğrafı, Türk-Rus dostluğunun komuta kademelerindeki arkadaşlığa kadar vardığını hatırlatıyor. Atatürk’ün arkasında siperde yatan asker, Sovyet şapkalı ve Sovyet kaputlu Kızıl Ordu subayıdır.
BATI ASYA’DAKİ SİLAH ARKADAŞLIĞI
Türk ve Rus askeri, bugün Batı Asya’da yine silah arkadaşı oldular. Bu buluşma, vatan için buluşmadır, devrimci bir buluşmadır.
Türk ve Rus devrimlerinin 20. Yüzyılın başından bugünlere kadar el ele gitmesinin bir anlamı olmalı. Her iki ülke de eski imparatorluklardır. Her ikisi de kapitalizme geç yöneldiler. Kapitalist-emperyalist ülkelerin paylaşma haritalarında en geniş alanlarda onların bayrakları dalgalanıyordu. Paylaşmanın hedefi oldular. Bugün yine hedefteler.
Türkiye ve Rusya’nın padişahlık ve çarlığa karşı hürriyet hareketleri ve emperyalizme karşı vatan savunmaları, Asya devrimlerinin kıvılcımlarını çaktı. Asya Devrimleri, 1905 yılında Rusya’da başladı, 1908 Hürriyet devrimimizle Türkiye’de devam etti. Bizim emperyalizme karşı Çanakkale direnişimiz, Rusya’da 1917 Şubat ve Ekim devrimlerinin koşullarını yarattı. 1917 Ekim Devrimiyle kurulan Lenin’in önderliğindeki Devrimci Rusya, artık Türkiye’nin yanındaydı. Devrimden sonra Lenin yönetimi, Rus Çarlığının İngiliz ve Fransızlarla yaptığı gizli anlaşmaları açıkladı. Yine Lenin yönetimi, Kars, Ardahan ve Batum’dan çekildi. Vatanımızın o yöresini tek kurşun atmadan kazandık. Mustafa Kemal’in Devrimci Ankara Hükümeti, Sovyet Hükümeti ile el ele vererek İngilizlerin Kafkas Seddini yıktı ve Doğu bölgemiz Ermeni bölücülüğünden kurtarıldı. Böylece İzmir’i kurtarmak için Doğuda dayanak yarattık. 26 Ağustos 1922 günü Sovyet Komutanlarının Kocatepe’de Mustafa Kemal Paşa’nın yanında bulunmaları, bugün yeniden canlanan stratejik sürecin anlamlı fotoğrafıdır.
TAKSİM ABİDESİNDEKİ STRATEJİK ORTAKLIK
24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasına Sovyet dostluğuyla geldik. Lozan masasında da yanımızda onlar vardı. Atatürk’ün 1928 yılında Taksim Abidesi’ne hemen kendisinin ve İsmet Paşa’nın arkasına kasketli Aralov heykelini koydurması, iki devrim arasındaki dayanışmanın stratejik değerini gösterir. O dostluk taktik düzlemde olsaydı, heykeli olmazdı.

STRATEJİK ORTAKLIĞIN MUCİZESİ
Atatürk yönetimi 1930’larda Batılıların “Türk Mucizesi” dediği dünya ölçeğindeki ekonomik kalkınmayı gerçekleştirdi. 1930’ların on yılında dünyanın en hızlı gelişen iki ülkesi Türkiye ve Sovyetler Birliği idi. İki ülke el ele vermişti. İkisi de plan yapıyordu. İkisi de liberalizme karşıydı. İkisi de halkçıydı, emekten yanaydı. Altı Ok’un üçü bizi Fransız Büyük Devrimiyle birleştiriyordu, diğer üçü ise Rus Devrimiyle. Türkiye, kendi gerçeklerinden hareketle devletçilik ve halkçılık yoluyla kalkınıyordu.
STRATEJİK VASİYET
Atatürk, yalnız ekonomide değil, güvenlik açısından da Sovyetler Birliği ile işbirliğine stratejik değer verdi. Son yılında Başbakan Celal Bayar, Dışişleri Bakanı Tevfik Aras ve yakın arkadaşı Kılıç Ali’ye vasiyet olarak Sovyet dostluğunu kararlı olarak sürdürmelerini belirtti. Atatürk’ün o gün vurguladığı üzere dünya savaşı ufuktaydı ve Türkiye, ancak Sovyet Devrimiyle dostlukta ısrar ederek kendi güvenliğini koruyabilir ve kendi devrimini sürdürebilirdi. Aynı vasiyeti Dolmabahçe’deki veda görüşmesinde İsmet Paşa’ya ve Ali Fuat Paşa’ya da söyledi. Mektuplarla Atatürk’ün vasiyetini soran okuyucularımız var. İşte Atatürk’ün vasiyeti buydu. Bu konuda Mehmet Perinçek’in Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri kitabında geniş bilgi bulabilirsiniz.

STRATEJİK ÇÖZÜM
Atatürk’ün son vasiyetinin taşıdığı stratejik değeri artık anlamış olmalıyız. Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra Rusya düşmanlığı kışkırtmalarıyla Atlantik sistemine bağlandı. Ve o sistem içinde bağımsızlığını, üretim ekonomisini, çağdaş topluma ilerleme kararını, özetle Atatürk Devriminin önemli kazanımlarını kaybetti. Ve geldiğimiz yerde, toprak bütünlüğümüz ve ekonomimiz tehdit altında.
Türkiye’nin durumu ve çözüm şöyle özetlenebilir: Atlantik sistemi içinde borca battık ve bölünüyorduk, Avrasya’da ayağa kalkıyor, toprak bütünlüğümüzü sağlıyoruz. Üretim ekonomisini inşa ederek Kemalist Devrimi tamamlama hedefine de Avrasya ikliminde ulaşabiliriz. Türkiye, bu yola girmiştir.
AVRASYA İKLİMİ
Bugün Rusya ve Türkiye, İran ile birlikte dünyanın geleceğini etkileyen bir kale oluşturdular. Çin, Hindistan ve Orta Asya, bu ittifakın Doğu kanadında, ABD baskısına itiraz dönemine giren Almanya-Fransa gibi Batı Avrupa ülkeleri ise Batı kanadında bulunuyorlar. Afrika ve Latin Amerika da Avrasya ile aynı geleceği paylaşıyorlar. Türkiye ve Rusya, Yeni Dünyanın kuruluşunda merkezî bir konumda gözüküyorlar.
BANDIRASI BELLİ
Hangi gemideyiz konusu, bugün yalnız millî düzlemde değildir, aynı zamanda uluslararası düzlemdedir. Bu soruya verilen yanıt, dünyanın yaşadığı devrimci sürecin içinde ya da karşısında olma anlamlarını taşımaktadır.
Rusya, İran ve Çin düşmanlığı yapanlar, elbette Türk Milletiyle, Türk Ordusuyla, Türkiye hükümetiyle ve Vatan Partisi’yle aynı gemide değiller. Çünkü gemilerinin bandırası, ABD bandırasıdır.