Korkularını gizlemeye çalışanlara güvenilmez!

Geride bıraktığımız hafta içinde yaşanan bazı gelişmeler, finansal piyasalarda iyimser eğilimlere maya tutturmayı başarmak dışında seçeneği kalmayanları hayal kırıklığına uğrattı. Riskten kaçınma eğilimini besleyecek türden gelişmeler karşısında üç maymunu oynayarak direnmeye, durumun farkında olmayanları aldatmaya devam etmek dışında seçenek bulamadılar.
Pek konuşulmasa da finansal piyasalarda yapay iyimserliği zorlayanlar, en büyük darbeyi hafta başında Çin yönetiminden aldı; bu gelişmenin ardından dolar güçlenmeye, on yıl vadeli devlet tahvili faizleri yükselmeye ve emtia fiyatları gerilemeye başladı. İkinci önemli gelişme ise Perşembe günü yaşandı: beklenenden yüksek çıkan ve dolar faizlerinin yükselmesi beklentilerini güçlendiren ABD enflasyon rakamları idi. Azaltılamayacak kadar büyük risk taşıyanlar bu son verinin açıklanması sonrasında harekete geçmek zorunda kaldı; gelişmelerin kontrolden çıkmasını önlemek adına, güçlenmesi beklenen olumsuz eğilimleri terse çevirmeye çalıştı!

ÇİN’İN TOKADI

Çin ile ilgili gelişmeyi daha anlaşılır kılmak için biraz bilgi aktarmak gerekiyor. 2016 yılı genelinde oldukça ciddi bir döviz rezervi erimesi yaşanmış, yerel para kontrollü bir şekilde değer kaybetmiş ve maliyet kökenli enflasyon baskıları artmıştı. Sene başından bu yana ise yerel paranın değer kaybı ve rezerv erimesi durmuştu. Fakat üretici fiyatları artmaya devam ediyordu ve tüketici fiyatlarındaki artışın iki katını aşan bir baskı söz konusu idi! Haziran ayından bu yana ise yerel paranın kısmen değerlenmesine izin verilmişti; bu durum iyimser senaryolara maya tutturmaya çalışan küreselcilerin çok hoşuna gitmiş, aşırılıkları zorlamalarına katkı yapmıştı.
Bu hafta başında Çin’deki üretici fiyatlarının yıllık bazda yüzde 5.5’dan yüzde 6.3’e yükseldiği açıklandı. Bu durum iyimserliği zorlayanların çok hoşuna gitmişti; Çin parası biraz daha değerlenebilir ve diğer gelişen ekonomi paralarını da aynı yönde etkileyebilirdi! Gökte aradıklarını yerde bulduklarını sanmaya başlamışlardı ki, Çin yönetiminin tokadı ile tanıştılar! Çin parasının açığa satılmasını engelleyen kuralları kaldırdıklarını açıklayarak, paralarının daha fazla değerlenmesini istemediklerini net bir şekilde ortaya koydular. Bu açıklamanın ardından gelişen ekonomi paraları da değer kaybetmeye başladı, riskten kaçınma eğilimi güçlenir oldu!
Hemen yukarıda özetlemeye çalıştığımız gelişme, küresel güç dengelerindeki değişim açısından önemliydi. Çin parasının dolara karşı değerindeki değişimin yönü, diğer gelişen ekonomi paralarını da aynı yönde etkiliyordu; belirleyicilik konusunda Çin yönetimi, küreselleşmecilerden daha muktedir hale gelmiş olabilir! Bu durum Batılılar açısından hazmedilmesi oldukça güç bir durumdu ve geleceklerine yönelik belirsizliğin çok yükseldiği anlamında idi. Bu konuyu hiç konuşmamayı ve renk vermemeyi tercih etmek zorunda kaldılar!

SİYASİ ENDİŞELER

Perşembe günü açıklanan Ağustos ayı ABD tüketici fiyatlarındaki artış ise beklenenden yüksek çıktı ve faiz yükseliş beklentilerini uyardı. Bu durum riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi, önüne çıkanlara hatırı sayılır zararlar yazdırması olasılıklarını güçlendiriyordu. Fakat göle maya çalmaya çalışanlar iş üstünde yakalanmıştı ve yaşanacakları en azından geciktirmeye çalışmak ve mucize beklemek dışında şansları kalmamıştı! Nafile olduğunu bildikleri bir direnişle kendileri açısından çok olumsuz olan eğilimleri durdurmaya çalışmak için hesapsızca risk almak zorunda kaldılar! Kafaları karıştırmak ve ne olup bittiğinin anlaşılmasını engellemek için, Kuzey Kore’nin yeni bir füze denemesi yapacağı dedikodusunu ön plana çıkararak korkularını gizlemeye çalıştılar!
Bu yazıya konu ettiğimiz gelişmeler Türk lirasının değerindeki dalgalanmalar üzerinde de belirleyici oldu. Fakat ekonomik beklentilerden çok siyasi endişeler, gelişmeleri etkilemiş olabilir! İçerideki işbirlikçilerin de desteği ile ülkemizdeki Siyasi İradenin ekonomik eğilimler konusundaki zafiyetlerini kullanmaya ve Orta Doğu’da hiç istemedikleri yöndeki olası yaklaşımları engellemeye çalışıyor olabilirler! Yüksek düzeyli finansal bağımlılıklara ve yerleşiklerin azalmayan güvensizliklerine rağmen, Türk lirasını olumlu yönde ayrıştırma çabaları bu olasılığın ciddiye alınmasını gerektiriyor!