Modernitenin çöplüğü olan Fransa

“dedefensa.org” internet sitesinde köşesine taşıyan Philippe Grasset yazıyı şöyle değerlendirmiş: “Dugin’i hiç bu kadar güzel okumadığım doğru! Bu kısa, dostça alay eden ve acımasızca ironik metnin sonunda, modernitenin çöplüğü olan Fransa’dan geriye pek bir şey kalmadı”

DUGİN’İN BANLİYÖ İSYANINI DEĞERLENDİRMESİ

“Öfkeli Fransızların sokaklardaki şiddet içeren davranışlarına baktığınızda, özellikle de ilk kez gördüğünüzde, hemen şöyle düşünürsünüz: işte devrim geliyor! Rejim dayanamayacak! Fransa bitti. Hükümet düşecek. Banliyölerden Arap veya Afrikalı gençler, popülist Sarı Yelekliler, hoşnutsuz çiftçiler, cinsel azınlıkların destekçileri, cinsel azınlıkların muhalifleri veya tam tersine aile ve geleneksel değerlerin destekçileri, milliyetçiler, antifaşistler, anarşistler, öğrenciler, emekliler, bisikletçiler, hayvan koruyucuları, sendikacılar (CGT), çevreciler veya emekliler. Sayısız, binlerce, on, yüzbinlerce, bazen milyonlarca. Fransız şehirlerinin sokaklarını dolduruyorlar, trafiği durduruyorlar, istasyonları ve havaalanlarını kapatıyorlar, bazı kurum ve okulların özerkliğini ilan ediyorlar, benzin yakıyorlar, arabaları deviriyorlar, çılgınca bağırıyorlar, pankartlar sallıyorlar ve polisi ısırıyorlar. Ve sonra... sakinleşiyorlar, kendilerine geliyorlar, sakinleştirici alıyorlar ve işe geri dönüyorlar, öğle yemeğinde küçük restoranlarda fiyatlar, hayat, komşular ve siyaset tartışıyorlar, burada yine bağırıyorlar ama çok daha sakince, sonra eve gidiyorlar.”

SOKAKLARIN ISYANINI UMURSAMAYAN FRANSIZ HÜKÜMETLERİ

Özellikle 1968’den bu yana yaşanan kitle eylemleriyle, Fransız halkı birtakım kazanımlar elde etmiştir ama hiçbir zaman hükümetlerin yıkımına yol açan başarılar kazanılmamıştır. Siyasi bir önderlikten ve programdan yoksun bu eylemlerin iktidarı değiştirecek boyutta bir başarı elde edemeyeceği açıktır.
Bu eylemler sendikaların önderliğinde olsa bile. Dugin, bu durumu yazısında şöyle değerlendirmiş:
“1968’den sonra milyonlarca insanı bir araya getiren en büyük kitlesel gösterilerin bile bir etkisi olmadı. Sonuç sıfırdı. Her zaman ve her koşulda Fransa’yı daha iyi tanıyorsanız, onun sadece bir psikopatlar ülkesi olduğunu anlarsınız. Ve bu hiç de göçmenlerle ilgili değil. Fransız yetkililer, yerli Fransızları umursamadıkları gibi göçmenleri de umursamıyor. Ve göçmenlerin sırayla psikopat olmalarının nedeni de bu soğuk kayıtsızlıktır. Bu, sosyal bütünleşmenin yeni biçimidir: bir psikopat uygarlığına ulaşırsınız ve bir psikopat olursunuz.”

Mayıs 1968’de gerçekleşen büyük gösteri ve grevler de Gaulle iktidarını sallamıştı. De Gaulle önce, Almanya’daki Fransız birliklerinin komutanı General Massu ile olayları askeri müdahale ile önlemeyi düşündü. Daha sonra parlamentoyu feshetti ve yeni seçimler yapıldı. Seçimlerde de Gaulle’ün partisi çoğunluğu sağlamıştı. Fakat, 28 Nisan 1969’da de Gaulle, Fransız senatosunun yetkilerini sınırlandırıp yerel meclislere daha çok yetki vermek isteyen değişikliğin referandumda reddedilmesiyle birlikte, devlet başkanlığından istifa etti. Dugin de Gaulle’ün 1968 eylemlerine boyun eğdiği düşüncesinde:
“General De Gaulle halkını daha iyi tanısaydı, 1968’de solcuların sokaklardaki öfkesine aldırış etmezdi. Bir süre sonra, basitçe ortadan kaybolurlardı. Ama onları ciddiye aldı. Ondan sonra başka hiçbir başkan aynı hatayı yapmadı. Sokakta olduğu kadar ekonomide, siyasette, toplumda ve finansta da ne olursa olsun, Fransız hükümetleri her zaman sakinliğini korumuştur. Ve basını tam kontrol altına almıştır.”

FRANSIZLAR APTAL AMA MACRON DA FRANSIZ

Dugin Macron’un nefret edilen biri olmasına rağmen ikinci kez yeniden seçilmesini Fransızların aptallığına bağlıyor. Birinci dönemde Sarı Yelekliler ayaklanıyor, milyonlarca insan emekli reformuna karşı ayağa kalkıyor ama Macron buna rağmen yeniden seçiliyor. Dugin Fransız siyasetinin çürümüşlüğüne ve seçmenin çıkmazına işaret ediyor: “Macron ilk seçildiğinde, sağcı- ve çok daha rasyonel- aday Marine Le Pen’in kazanma şansı yüksek olduğunda, etkili Liberation gazetesi “Ne istersen yap ama Macron’a oy ver!” manşetini attı. Sağ, sol, göçmen yanlısı, göçmen karşıtı, vergi artışına karşı olan, vergi artışını savunan, her neyse. Macron için oy verin dendi… Macron’dan, ilk döneminde zaten nefret ediliyordu. Artık nedenini bilmiyorum. Görünüşe göre her şey yüzünden. Ama Aynı Fransızlar tarafından yine seçildi… ve yeniden protestolara başladılar, arabaları devirdiler ve camları kırdılar. (Fransız düşünür ve sosyolog) Baudrillard’ın dediği gibi: Fransızlar aptal ama Macron da Fransız. Yani bir denge sağlandı.”. Tencere kapak misali.

EMPERYALİST BATININ ÇÖKEN UYGARLIĞI

Batı uygarlığı/sistemi 19. Yüzyılın sonlarından itibaren kapitalizmin emperyalizm dönemine girmesiyle birlikte iflas etti, çürümeye başladı ve her alanda yıkıma uğradı. 20. Yüzyılın başında artık Avrupa Gerici, Asya İlericiydi. Dugin’in belirttiği gibi modernitenin çöplüğü olan Fransa’dan geriye pek bir şey kalmadı.
“Parlak Orta Çağ’ın Katoliklerinin dediği gibi Kilise’nin en büyük kızı olan güzel Fransa, ruhtan sokaklara ve banliyölere kadar geri dönüşü olmayan bir çöplük alanına dönüştü.”
(*) https://www.geopolitika.ru/article/makron-spuskaetsya-v-ad
(**) https://www.dedefensa.org/article/heureux-comme-macron-en-france