MOODY’S verdiği yüksek notlar karşılığında İsrail ve Yunanistan’dan ne kazanç sağlıyor?

Moody's, geçen hafta Türkiye ekonomisine ilişkin takvim dâhilinde değerlendirmeye gitti. Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin kredi notunun "B3" olarak teyit edildiği, daha önce "durağan" olan not görünümünün ise "pozitif"e yükseltildiği bildirildi. Açıklamada, görünümün pozitife çevrilmesinin ana nedeninin "ekonomi politikasındaki belirleyici değişiklik, özellikle de ortodoks para politikasına dönüş" olduğu belirtildi. Manşet enflasyonun yakın vadede artması muhtemel olsa da enflasyon dinamiklerinin değişmeye başladığına dair işaretler olduğu vurgulanan açıklamada, bunun da para politikasının güvenilirliğini ve etkinliğini yeniden kazandığının göstergesi olduğu anlatıldı. Moody’s, emperyalizmin ekonomik tetikçilik araçlarından birisi olarak görüşlerini açıkça ifade etmiş. Açıklamada mealen ortodoks yani neoliberal politikalar uygulandığı için Türkiye’nin görünümünü düzeltiyoruz diyor. Neden? Çünkü neoliberal ekonomi politikaları emperyalizmin bir ülkeyi içerden fethetmesinin önünü açan en temel politikalardır. Peki, Yunanistan gibi borç batağında çırpınan bir ülke, İsrail gibi soykırımcı, emperyalizmin maşası olan bir ülke nasıl oluyor da ‘yatırım yapılabilir’ notu alıyorken Türkiye’nin notu ‘yatırım yapılabilir’ seviyenin beş kademe altında yer alıyor? Önce Moody’s ve benzeri derecelendirme şirketlerinin özelliklerine bakalım.

DERECELENDİRME NASIL YAPILIYOR?

Derecelendirme yapılırken objektif kıstaslar ve subjektif kıstaslar kullanılıyor. Objektif kıstaslar matematik olarak ölçülebilen unsurları kapsıyor; örneğin bütçe açığı, cari açık, borç/GSYİH oranı gibi. Subjektif kıstaslar ise ağırlıklı olarak politik kıstaslara dayanıyor. Derecelendirmede kullanılan objektif kıstaslardan batma riski hesaplamalarında kullanılan matematik modelin ne kadar başarısız olduğunu 2008 krizinde ve 2023 ABD bankacılık krizinde yaşayarak gördük. Buna rağmen derecelendirme kuruluşları bu matematik modeli ısrarla kullanmaya devam ediyor! Subjektif kıstaslara gelince; bu kıstasların içinde bazı matematiksel ölçümler de bulunuyor ancak subjektif kıstasların ve yorumların ağırlığı bu ölçümleri değersizleştiriyor. ‘Etkinlik, istikrar, kurumsallaşma, şeffaflık, güvenirlik, dış güvenlik riskleri, hesap verebilirlik’ gibi kavramlar kullanılıyor. Bu kavramların tanımlamalarına detaylı olarak baktığımız zaman ne kadar yoruma açık olduğu, tek taraflı ve keyfi olarak belirlenmiş olduklarını görürüz. Bu kavramların sık sık kimler tarafından telaffuz edildiğine okuyucuların dikkatini çekerim. Atlantikçi neoliberal ekonomistlerin, muhalefetin, Türkiye karşıtı kara propaganda yapanların dayandığı kavramlar aynı çerçevededir. Aynı kavramlar emperyalizme direnen tüm ülkelere karşı yürütülen kara propagandanın aracıdır ve bu tesadüf değildir.

FAŞİZM ABİDESİ İSRAİL’E NEDEN ‘YAPISAL REFORM’ YAPILMAZ?

Siyonist, soykırımcı İsrail kuruluşundan beri inişli çıkışlı da olsa iç savaş ortamında bulunmuştur. Filistin halkına yönelik uygulanan soykırım, İsrail’in kuruluşundan önce başladı ve bugüne dek devam etti. Her türlü insan hakları ihlalleri, ölüleri soyacak kadar düşkünlük, haydutluk, hukuksuzluk, yağma, gizli kapaklı çok sayıda pislik İsrail’de gerçekleşti. Gazze’ye yaptığı son saldırılarla birlikte İsrail’in maskesi düştü. Artık dünya Filistin halkına on yıllardır uygulanan soykırımı daha açık olarak görüyor. Sürekli olarak savaş halinde yaşayan, komşularıyla ticareti olmayan, arkasına ABD’yi alarak sağa sola sataşan, savaş çığırtkanlığı yapan bir ülkenin hangi kıstaslara dayanarak yatırım yapılabilir bir ülke olduğu büyük bir soru işaretidir. İş gücü sıkıntısı çeken, dar çerçeveye sıkışmış, ticaretini hemen hemen tamamını destek aldığı ABD ve bazı AB ülkeleriyle yapan, hukuk namına hiçbir şeyin olmadığı hatta açık faşizmin hüküm sürdüğü İsrail, yabancı yatırımcı için nasıl yatırım yapılabilir oluyor? Neden faşizmin hüküm sürdüğü kabilevari yapıya ‘yapısal reform’ önerilmiyor? Ortadoğu’da çetecilik yapmaktan başka bir fonksiyonu olmayan bir ülkeye kim yatırım yapar? Bilmediğimiz başka kıstaslar var da bunlar açıklanmıyor mu?

AHI GİTMİŞ VAHI KALMIŞ YUNANİSTAN YATIRIMCILARA NE SAĞLAYABİLİR?

Batının diğer şımarık çocuğu Yunanistan, yüzde 172,60 ile dünyada kamu borcu/GSYİH oranı en yüksek olan ülkelerden birisidir. Avrupa Konseyi’nin aldığı bir karara göre IMF’nin dayattığı özelleştirme reçeteleri Yunan vatandaşların barınma, eğitim ve sağlık hizmetlerini büyük oranda sekteye uğrattığı için insan haklarına aykırı bulundu! Yani IMF’nin tefeciler gibi bir ülkeye ‘çökmesinin’ sonuçları yine batının bir kurumu tarafından tescillenmiş oldu. Yüksek kamu borcuna rağmen altyapı sorunları çok büyük ve ülkenin her yeri dökülüyor. Yani bu borçlar har vurulup harman savrulmuş, nereye gittiği belli değil. Defalarca borcu ertelenen ve silinen Yunanistan ekonomisi ağırlıklı olarak turizme dayanıyor, dolayısıyla ülke krizlere karşı çok kırılgandır. Sözde ‘yapısal reform’lara rağmen Yunanistan sorunlu bürokrasisi ve adalet sistemi ile ‘ünlüdür’. Üstüne üstlük NATO’da savunma harcaması/GSYİH en yüksek üçüncü ülke Yunanistan’dır. Yunanistan Türkiye’ye karşı saldırgan bir silahlanma politikası ve dış politika izlerken batı tarafından sık sık sırtı sıvazlanarak daha da büyük borç batağı içine itiliyor. Geleceğe dair hiçbir şey vaat etmeyen bu ülkenin notunun yatırım yapılabilir olması neye yarar? Borç veren ülkeler mi korunmak isteniyor? Yoksa bir ‘diyet’ mi ödeniyor? Sonuç olarak, derecelendirme kuruluşlarının yolsuzlukları, para karşılığı, hatır için veya diğer menfaat karşılığı nasıl raporlar hazırladığı ayyuka çıkmıştır. Güvenirlikleri çoktan sona ermiş bu kurumların Türkiye’de faaliyetleri yasaklanmalıdır. Eğer illa yabancı bir derecelendirme şirketi isteniyorsa ‘üçlü çete’ olarak adlandırılan S&P, Moody’s ve Fitch dışında çok sayıda şirket içinden tercih yapılabilir. Türkiye gibi üreten, gelecek vaat eden, iddiası büyük ülkeler her zaman yabancı yatırımcı çekme gücüne sahiptir. Ama ortodoks politikalardan dolayı değil, bağımsız üreten Türkiye olduğu için bu teveccüh olacaktır. Türkiye, IMF, Dünya Bankası ve çeşitli yabancı bankaların raporlarında tespit edildiği gibi gelecek 10 yıl içinde ilk 10 ekonomi içinde yer alacaktır. Bu süreçte ne İsrail ne de Yunanistan sınırlarını dahi koruyamayacak duruma düşeceklerdir. Ancak Türkiye eskisinden çok daha güçlü olarak varlığını devam ettirecek, iddiasını büyütecektir. Yani Moody’s her zaman olduğu gibi yeniden yanılacaktır. Yol yakınken Moody’s bu hatadan dönebilir. Ya da ‘masrafı neyse verelim’ diye sormamız mı bekleniyor acaba?