Paylaşma rekoru kıran halk

Ama üç farklı Avrupa’yı aynı anda yaşadık. Avrupa’lı Türklerin Avrupa’sı, Avrupa halklarının Avrupa’sı ve Avrupa hükümetlerinin Avrupa’sı.

AVRUPA’LI TÜRKLER

Belki de son yüzyıldır hiç görülmemiş büyüklükte bir yardım seferberliği. Bu tanımlama yerinde olur. Yıldırım hızında, devasa, örgütlü, örgütsüz ve içten.

Daha depremin ilk günü yüksek tirajlı Hollanda gazetesi De Volkskrant “Hollanda Türk toplumu harekete geçmek için yerinde duramıyor” manşetini atmıştı. Böylece Avrupa’da göçmen Türklerin yeni adı, ‘yardım için yerinde duramayan Türkler’ oldu.

Hollanda’da yaşayan Türkler tarafından toplanan yardımların toplamı bir haftada 40 milyon avroyu geçerek, AB Komisyonu’nun yardım toplamını bile (5,5 milyon avro) kat kat aştı. Başkonsolosluk, camiler, Diyanet Vakfı HDV, Milli Görüş, cemevleri, Alevi dernekleri, sosyal ve kültürel onlarca dernek, Türk federasyonları, Türk futbol kulüpleri, HOTİAD ve MÜSİAD gibi işveren dernekleri ve daha bir çok kuruluş yardım kampanyaları yürüttü. Kadınlar şehir şehir sokaklarda alanlarda Türk yemekleri sattı, parasını gönderdi, onlarca tır malzeme toplandı gönderildi.

Türk yerel meclis üyelerinin etkisiyle 90’ı aşkın Hollanda belediyesi ‘her şehir sakini için 1 avro’ kampanyasına katılarak 25 milyon avroyu aşkın nakit yardımda bulundu.

Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği DİTİB’e bağlı 980 camide toplanan yardımlar bir kaç günde 25 milyon avroyu aşarken, 10 bin konteyner konuttan oluşan yerleşim yeri için yardım toplandı. Merkezi Almanya’da bulunan Uluslararası Demokratlar Birliği’nin (UİD) açtığı, ‘Türkiye’deki evlerinizi depremzedelere tahsis edin’ kampanyasına vatandaşlar akın edecekti.

UİD ile DİTİB, İGMG, Hasene, Türk Federasyon ve Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB) gibi büyük STK'ların topladığı bağışların tutarı 125 milyon avroyu geçti.

Ayrıca sayısız vatandaşın bireysel girişimiyle de milyonlarca avroluk nakdi ve ayni yardım toplandı. Malzemeler bini aşkın tır, uçak ve trenlerlerle ülkeye gönderildi.

Avusturya’da Türk Büyükeliçiliği başta olmak üzere birçok Türk kuruluşunun girişimiyle, binlerce ton battaniye, giyisi, ısıtıcı, jeneratör ve çadır toplanılıp gönderildi, Viyana’daki bazı düğün salonları toplama yerlerine dönüştürüldü. Bireylerin ilk hafta nakdi yardımı 1 milyon avroyu bulurken, Kızılay’ın Kızılhaç’ı harekete geçirerek başlattığı kampanyada da 7 milyon avroyu aştı. Avusturya, Hatay’da enkazdan 9 insanı kurtaran Avusturya Silahlı Kuvvetleri’ne mensup yardım ekibine duygulu bir törenle üstün başarı madalyası verecekti.

Konteyner konuttan oluşan yerleşim yerleri kurma amaçlı, malzeme toplama amaçlı ve nakit bağış toplama amaçlı yardım kampanyaları Fransa, İsviçre gibi ülkelerde de aynı başarıyla sürdürüldü. Makedonya, Bosna, Arnavutluk halkları da kendi mütevazi ekonomik güclerine rağmen canla başla kampanyalar açarak ellerinden geleni yaptılar, onlarca tır eşya gönderdiler, nakit para yardımında bulundular. Fransa’dan kendi tırlarıyla yardım taşıyan bir kadın “4 bin 300 kilometre yol geldim, yorgunluk hissetmiyorum” diyordu.

AVRUPA’LI TÜRKLERE EŞLİK EDEN YERLİ AVRUPALI HALK

Avrupalı Türklerin kendi, doğrudan kampanyalarının yanısıra, Avrupa’nın yerli halklarının da duyarlılığı ve yardımseverliği gözlerden kaçmadı. Onlar da Türklerin yardım kampanyalarına destek olurken, çoğu yerde kendileri de yardım kampanyaları açtılar. Örneğin, Fransa’da Türk Futbol Federasyonu’nun bağış kampanyasına Paris Saint Germain'in dünyaca ünlü oyuncuları Neymar, Mbappe ve Messi de katılacaklarını açıklıyordu.

Yerliler, Türklerin duyarlılık ve fedakarlığından da ayrıca etkilenmişlerdi. Örneğin, İsviçreli arama kurtarma görevlisi depremzedelerin çorbasını paylaşmasını unutamamıştı. Arama kurtarma çalışmalarına katılan İsviçreli Monika Suter, "Türkiye'deki görevimde en çok hatırımda kalan, bazılarının minnettarlıklarından dolayı son çorbalarını bizimle paylaşmak istemesi olacak" diyecekti.

Monika bu konuda yalnız kalmadı. Avusturya arama kurtarma ekibinden Binbaşı Lindenberg de dugulanmıştı. Türkiye’deki görevi sırasında: "Misafirperverlik sınırsızdı, ellerinde çok bir şeyleri olmamasına rağmen, bize su ve yemek ikramında bulundular."

HOLLANDA’NIN ŞAŞIRTICI NAKİT YARDIM KAMPANYASI

Avrupa’dan NAKİT PARA yardımında Hollanda bir istisna oldu. Belediyelerin 25 milyon avro yardımı, hükümetin 10 milyon avro ek yardımı ve ayrıca bir çok kuruluşun yardımı dışında, Avrupa’daki sivil girişimli en büyük NAKİT bağış kampanyasını yürüten ülke küçük Hollanda oldu. Türkiye’deki ‘Tek Yürek kampanyası’nın bir benzeri, yani Hollanda televizyonlarının 15 Şubat gecesi ortak kampanyasında Giro555 adlı ortak hesaba Hollanda halkı bir gecede 90 milyon avro bağışta bulundu.

Giro555 yaklaşık 40 yıllık geçmişinde en büyük bağışa Asya- Hint Okyanusu tsunami ve depreminde ulaşmıştı: 208 milyon avro. 230 bin insan yaşamını yitirmişti o felakette. 2010 yılında meydana gelen Haiti depreminde 111 milyon avro, geçen yıl Ukrayna için ise 179 milyon avro toplamıştı. Yaklaşık 90 milyon avro bağışla Türkiye depremi son kırk yılda dördüncü sıraya oturdu.

Üstelik Hollanda halkındaki Kalvenist tutumluluk geleneğini (kimileri Kuzey’in Yahudileri de diyor parasal açıdan) hesaba katarsak, Hollanda halkı bu kampanyada Avrupa’ya örnek oldu diyebiliriz. Geçen yıl ki AB istatistiklerine göre, aşırı sağcı ayrımcılık ve yabancı düşmanlığında AB ülkeleri arasında Avusturya ve Fransa’dan sonra üçüncü sıraya otursa da Hollanda. Ama halk her yerde halktır, bilmediği ya da ırkçı Wilders gibileri kendisini kandırdığı için halklar bazan ön yargılı olurlar. Yoksa doğası iyidir her halkın.

Giro555 hesap numaralı kampanya kuruluşunun başkanı, ertesi günü medyadaki açıklamasında bu büyük miktara ulaşılmasında Hollanda’da yaşayan Türklerin etkili olduğunu belirtecekti. Kampanya akşamı televizyonlar, Hatay’da 16 yakınını yitirmiş Türk ses sanatçısı Karsu’nun , “Gönlüm hep seni arıyor, Neredesin sen” şarkısını söylerken, Hollandalı seyircilerin ağlayışını gösteriyordu.

Avrupa’lı Türklerin can siperane dayanışma ruhunun yerli Avrupalı’ya bulaşması kaçınılmazdı ve sonunda işte bu da oldu: dayanışma salgına dönüştü.

BATIDA HÜKÜMETLER İSE CİDDİ NAKİT YARDIMDAN KAÇINDI

Batı hükümetleri bir miktar malzeme ve kurtarma ekipleri göndererek yardımda bulundu, ama çoğu NAKİT yardımdan kaçındı. Hollanda hariç.

İngiliz hükümeti nakit yardım yapmadı, bağış kampanyalarıyla 70 milyon sterlin topladı. Nakit yardım açısından diğer bazı Batı ülkeleri de şöyleydi: Kanada 10 milyon dolar, Avustralya 7 milyon dolar, İsveç 5,5 milyon dolar, Belçika 8 milyon dolar, İspanya 1,5 milyon dolar… Almanya, İtalya, Fransa da dahil Avrupa hükümetlerinin hatırı sayılır bir NAKİT yardımı olmadı.

Örneğin, 300 milyon nüfuslu ABD dünyanın halen en zengin ülkesi olmasına ve Elon Musk, Bill Gates, Mark Zuckerberg, Jeff Bezos gibi çok sayıda trilyonere sahip olmasına rağmen, Amerikan hükümetinin gönderdiği toplam NAKİT yardım 85 milyon dolarda kaldı. Bu da, bazı gözlemcilere göre, kısmen Beyaz Saray’ın kendi ülke içi hassasiyetlerinden, kısmen de Türkiye’deki bir kısım yandaşının ağzına bir kaşık bal çalmak düşüncesinden kaynaklandı. Parasal olanakları büyük olmasına rağmen, Batı ülkelerinin ciddi nakit yardımından kaçınmaları siyasal nedenlerden ileri geldi. Suriye’ye, yaptırımları bahane ederek, bir iki istisna hariç hemen hiç yardımda bulunmazlarken, Türkiye konusunda da; ‘tavşana kaç, tazıya tut’

SURİYE BENZERİ SİYASAL ENGELLER YARDIMA ENGEL OLUYORMUŞ

Washington merkezli ama Avrupa odaklı Carnegie Europe, Suriye Devlet Başkanı Esad’a Beyaz Miğferler ya da El Nusra gibi kendi yandaş örgütlerinin iddialarına dayanarak yaptığı ‘Esad yardımların halka ulaşmasını engelliyor’ suçlamasına Türkiye’yi de ekleyerek, şu manşeti attı : “Suriye’de savaş ve Türkiye’nin otokratik rejimi uluslararası yardım çabalarını engelliyor.”

Batı medyası 6 Şubat sonrası medyayı pıtrak gibi saran depremle ilgili yayınlarında, depremzedelerin acılarına bir yer vermişse, depremin Türk hükümetini devirmek için fırsat olduğunu ileri süren yayınlara beş yer ayıracaktı. Yayınlar daha çok Türkiye’nin iç işlerine karışma içerikliydi.

6 MİLYAR AVRO TOPLAYAN ‘TEK YÜREK’İ GÖRMEZLİKTEN GELENLER

Hatta Türk hükümetinin lehine olabileceğini düşündükleri haberleri de es geçtiler, örneğin depremzedelere rekor yardım sağlayan ‘Tek Yürek’ bağış kampanyasını.

Depremzedelerin yaralarını sarmak için 15 Şubat gecesi düzenlenen ve Türkiye, Azerbaycan ve KKTC’de 213 televizyon kanalı ve 562 radyonun canlı yayınladığı ‘Türkiye Tek Yürek’ programında toplanan bağış ile bir dünya rekoruna imza attık.

Farkına siz de vardınız mı: ama o gün aslında bir DÜNYA DAYANIŞMA REKORUNU da tarihe altın harflerle yazdırdık.

Ama ne yazık ki, çeşitli dillerdeki Batı medyasını araştırınız, göreceksiniz ki Türkiye’nin 6 milyar avro topladığı Tek Yürek bağış rekoruyla ilgili haber bir elin beş parmağı kadardır ve bu haberlerde de bunun dünya rekoru olduğu belirtilmez.

OYSA BU, DÜNYA ÇAPINDA TARİHSEL BIR REKORDU. Düşünün, herhangi bir Batı ülkesi böyle bir dayanışma rekoru kıracak da, onu Batı medyası öve öve bitiremeyecek.

Mesela koca ekonomili ABD’nin bile rekoru bunun yarısı kadardır. 2004 yılında Asya – Hint Okyanusu depremi ve tsunami için, ABD bile kendi kampanyasında 3,2 milyar doları aşamamıştı.

ARAP DÜNYASI İSE GÜÇLÜ YARDIMI ESİRGEMEDİ

Rusya, İran ve Çin yardımda seferber oldu. Kazakistan gibi yoksul bir ülkenin bile 3 milyon dolar, Filistin gibi minicik yoksul ve İsrail baskısı altındaki kardeş halkın bile 1,5 milyon dolar nakit yardım gönderebilmesi duygulandırıcıdır.

Son yıllarda körüklenmeye çalışılan Arap düşmanlığının aksine, Araplar güçlü destek verdi. Çok miktarda malzeme yardımı ve nakit para yardımında Katar’ın yanısıra başka bazı Arap ülkeleri Avrupa’yı gerilerde bırakarak şaşırttı: Suudi Arabistan 96 milyon dolar, Birleşik Arap Emirlikleri 64 milyon dolar, Kuveyt 70 milyon dolar, Cezayir 30 milyon dolar… ABD’den yüzlerce defa daha küçük olan Katar’ın yardımı bile, görece ondan çok daha fazlaydı: 28 milyon dolar Katar emirinden, 6 milyon dolar Katar Charity’den ve 46 milyon dolar Katar televizyonunun bağış kampanyasından olmak üzere toplam 82 milyon dolar.

PAYLAŞINCA CANLANDIK

Avrupa’da Türkler, bu görülmemiş seferberlik sayesinde yaşadığını anladı.

Depremde yitirdiğimiz on binlerce canımız, giderken, arkalarında kalan insanlara, işte bu dayanışma sayesinde yaşadığını da farkettirmişti.

Depremde şu da görüldü: her kim ki insanı doğuştan bencil ve günahkar sanır, o yanılıyordur. Birbirini seven, dayanışan ve paylaşan insan, haksız toplum biçimlerince ruhu bozulamamış gerçek insandır. Deprem sonrası dayanışma rekoru kıran halkımız bu sosyal gerçeği bir kez daha kanıtladı. Mal mülk tutkusu aslında insanın doğasında yoktur, insan bunu sonradan, yaşamında öğrenmiştir, Felaket bunu insana hatırlatan bir hocadır. Önceleri örtülü ve potansiyel halde var olan ama deprem felaketi sonrası tüm toplumumuzu sarsarak görünür hale gelen dayanışma ruhu, Kurtuluş Savaşındaki Türk halkının ruhunun gerçekte nasıl olduğunu bize çok daha iyi kavrattı. O nesil de bu ruhu fazlasıyla yaşamıştı.

TÜRK HALKINDA PAYLAŞMA ‘AŞKININ’ TARİHSEL KÖKENLERİ

Daha dün kimileri Türk halkında dayanışma ruhunun bittiğini söylüyordu. Kimileri ise Türk halkının geri, cahil ya da aptal olduğunu. Kimileri ise ‘depremzedeler çaresiz, yardım eden yok, yandık bittik kül olduk’ diye moral bozucu kapkaranlık yalan tablolar çiziyorlardı. Ama gerek ülke içinde gerekse yurt dışı Türklerindeki rekor dayanışma ve paylaşma seferberliği, bu iddiaların tam tersini kanıtladı. Moral verdi. Sağol Türkiye.

Yardım kampanyaları; halkımızdaki kökleri çok eskilere dayanan, tarihsel ve derin ‘dayanışma ruhu’ konusunda; cami biraz yıkılsa da, mihrap yerinde duruyor sözünü anımsattı. Yardım ve dayanışma ile ilgili atasözlerinin zirve yaptığı dünya dili de bizim dilimizdir: Dost kara günde belli olur, Komşu komşunun külüne muhtaçtır, Baş başa vermeyince taş yerden kalkmaz, Ne verirsen elinle, o gider seninle, Komşusu açken tok yatan bizden değildir, İki taştan değirmen iki baştan muhabbet olur,… ve daha bunlar gibi onlarcası.

Daha 800 yıl önce “Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir. Gel, Ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana’nın Anadolu’sundandır kökenimiz. Mevlana’nın yaşadığı yıllarda, Anadolu ve Suriye, tam 300 yıl süren çileli Haçlı işgal ve savaşları dönemine sahne olmuştu. Yüzlerce yıllık o felaket Haçlıların yenilgi ve çekilmesiyle son bulurken, on binlerce Haçlı askeri bile, kendilerini savaş süren o zamanın Papalık ve feodal Avrupa krallarını lanetleyerek, ülkelerine dönmeyi reddedecek ve Anadolu’ya yerleşmeyi yeğleyeceklerdi. Bu insanlar da Mevlanı’nın vefat gecesi ‘Seb-i Arus’a katılmayı boyunlarının borcu olarak görmüşler ve Mevlana’nın çağrısına uymuşlardı. Bütün bu felaketlerin akabinde, o dönemin bin parçaya bölünmüş ve eski büyük uygarlıkların mirascısı olan kadim ve bilge Anadolu halkımız, 1200-1300 yıllarında, paylaşma, dayanışma ve hoşgörüyle bir kez daha yeniden tanışarak, dünyanın en erken rönesansına adımlarını atacaktı. Yarım kalsa da.

Bilge Türk halkı, taaa o Mevlana ve Yunus Emre zamanlarından beri unutmadığı o dost paylaşmayı ‘gurbet ilinde’ yollara koyulurken yine düşünde görmüş ve vefalı bir ‘mecnun’ olduğunu bu deprem felaketinde yine göstererek tarihe bir kez daha girmiştir. Hala da o yolda yürümektedir. Aynen Yunus Emre’nin söylediği gibi:

“Gurbet ilinde yürürem

Dostu düşümde görürem

Uyanıp mecnun oluram

Gel gör beni aşk neyledi”

Sağolsun yardımsever Türk halkı. Daha çok şey var sırada yapacağı.