Trump’ın Güvenlik Stratejisi

ABD Başkanı Trump, 55 sayfalık “Millî Güvenlik Stratejisi”ni açıkladı.

Sağ olsunlar Vatan Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkan Yardımcısı Yunus Soner ve aydinlik.com.tr dış siyaset yazarı Mustafa Birol Güger, bizi hemen bilgilendirdiler. Onlar sayesinde Salı akşamı Ulusal Kanal’da Çıkış Yolu programında Aydınlık yazarı Rafet Ballı ile içeriğini verdik ve değerlendirdik.

DEVLETLERİN GERÇEKÇİ OLMA ZORUNLULUĞU

Çeşitli yorumlara bakıyoruz, Trump’ın açıkladığı stratejiyi incelemeden, hatta şöyle bir göz gezdirme gereği bile duymadan eli kulağa atarak yazılmış. Nasıl olsa ABD’nin emperyalist, saldırgan, savaşçı vb. karakterini bilmek yetiyor. Gerçeklerin, kuvvet dengelerinin vb. hiçbir önemi yok! “ABD yenilgi kabul etmez, napar yapar üste çıkar” türünden değerlendirmeler sıralanıyor. Ve elbette ABD denince akla ilk gelen sözcükler: Savaş, saldırı, vurmak, kırmak, yıldırmak vb.

Önce şunu unutmamak gerekir. Devletlerin stratejilerini yaşanan süreçler, daha basit bir deyişle gerçekler belirler. Hele büyük devletler gerçekler zemininde strateji üretmek zorundadırlar. ABD’nin “yenilmezliği” türünden saplantılar, ABD’ye boyun eğmeyi meslek haline getirmişler arasında yaygın olabilir ama ABD yöneticileri gerçeklere dayanmak zorundadırlar. Çünkü mahalle kavgası vermiyorlar, büyük bir devletin geleceğini belirleyen kararlar almak durumundalar.

Bu tür güvenlik stratejileri birer propaganda metni değildir. Gerçekleri dikkate almadıkları zaman, bedeli çok ağırdır. Devlet geleneği, aynı zamanda gerçekçi olma geleneğidir. Kuşkusuz devletler yanlış hesap yapmazlar mı diye sorulacaktır. İlk akla gelen Hitler örneği. Doğru, ancak stratejiler doğru hesap yapmak amacıyla yazılır. Hesap doğru çıkmayabilir ama hesabı yapanların amacı yanlış hesap yapmak değildir.

ABD stratejisinin de dünyayı aldatmak amacıyla yazılmadığını bilmeliyiz. Çünkü dünyayı kandırayım derken, kendilerini kandırmış olurlar.

KAYBETTİK VE KAYBEDİYORUZ İTİRAFI

Her güvenlik stratejisinde olduğu gibi ABD yönetimi de işe durum değerlendirmesiyle başlıyor. Yaşanan süreçle ilgili saptamalar şunlar:

Soğuk Savaş’tan sonra tek süper güç kaldık. Ama başarı rehavete neden oldu.

Amerikan gücü artık yenilmez sandık. Ama ABD inişe geçmeye başladı.

Vaşington’daki eski liderler, egemenliğimizi uzak diyarlardaki bürokratlara teslim etti.

Amerikan liderleri Amerika’nın üstünlüğüne inançlarını kaybetti. Sonucunda vatandaş hükümete ve geleceğe güveni kaybetti.

Güven krizi yaşadık ve anahtar alanlarda üstünlüğümüzü başkalarına teslim ettik.

Kuruduğumuz uluslararası örgütleri başkaları kullandı.

Başkaları sanayilerini destekledi, teknoloji çaldı, pazarları yönlendirdi. ABD’nin ekonomik güvenliği tehdit ediliyor.

Sınırı olmayan millet millet değildir!

Evinde refahı koruyamayan, dışarda çıkarlarını koruyamaz.

Savaşı kazanmaya hazır olmayan millet, savaşı önlemeye hazır değildir.

Çin ve Rusya gibi baş rakiplerimiz bize meydan okuyor, Amerikan güvenlik ve refahının altını oyuyorlar.

Kore DHC ve İran, ABD’yi tehdit ediyor.

Son 20 yılın siyasetlerini gözden geçirmeliyiz: Rakipleri işbirliğiyle ve uluslararası düzene katarak dönüştürme siyaseti genel olarak iflas etti.

Bu saptamaların özeti şudur: Kaybettik ve kaybediyoruz.

DÜŞÜŞTE OLAN ABD’NİN GÜVENLİĞİ

Mustafa Birol Güger’in aydinlik.com.tr’de aktardığı yorumda da aynı değerlendirmeyi görüyoruz. ABD’li strateji uzmanı Dennis Etler’e göre, “yeni strateji, düşüşte olan ABD emperyalizminin yeni dış politika çizgisini yansıtıyor.”

Evet düşüş!

Bugün düşüş, ABD’nin en temel gerçeğidir.

Dünün güneşi ile bugününüzü ısıtamazsınız! ABD’nin güneşi artık Batı tepelerinin arkasında batmaktadır.

ABD, inişte olan emperyalisttir. ABD’nin rakip ilan ettiği ülkelerle ve genel olarak dünya ile ilişkisinde gerileme halinde olduğu görülüyor. Ekonomi, siyaset, askeriye, ideoloji alanlarındaki veriler, bu gerçeği sergilemektedir. Trump’ın stratejisini de bu gerçekler belirlemektedir, yoksa dünyadaki “Çirkin Trump” imgesi değil.

Bu nedenle artık ABD açısından mümkün olmayan tek bir strateji vardır: “Küresel hegemonyayı korumak ve topyekûn egemenlik.”

Dünya gerçekleri, ABD’nin dünya efendiliği iddiasına artık izin vermiyor.

O nedenle artık ABD, kaybettiklerini geri kazanmayı amaçlayan bir strateji belirleyemez.

ABD için tek çözüm, baş aşağı gidişi dizginlemek, ABD’nin emperyalist çıkarlarını yeni dünya dengeleri zemininde korumaya çalışmaktır.

Trump, Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında, “Ben ABD Başkanı seçildim, yoksa Dünyanın Başkanı seçilmedim” demişti. Bu ifade, ABD’nin durumunu ve Trump’ın konumunu çok güzel açıklıyor.