Truva’dan Gazze’ye 3000 yıllık delilik!

Tarih tekerrürden, yani tekrardan ibarettir der, Türkçenin en güzel deyimlerinden biri. Aslında, insanlığın ortak tecrübelerinin bir sonucu olarak, hemen her kültürde bu anlama gelecek bir deyim bulunur. Belki de, her şeyin bir anlamda sürekli yineleniyor olması, bizim torpil yapıp dünyaya gönderilen en muazzam yaratık zannettiğimiz insan denilen varlığın, ne kadar azgelişmiş olduğunu da gösterir sanırız. Öyle ya, atlar hiçbir değişiklik yapmadan on binlerce yıldır atlık yapmaktalar. Sivrisinekler de, martılar da, geyikler de, aynen başladıkları gibi yaratıklıklarını sürdürmekteler. Eğer insanoğlunun elleriyle yarattığı tarih de tekrardan ibaret ise, bu sivrisineklerden o kadar da farklı bir varlığımızın olmadığını gösterir diyebiliriz.

MEDENİYETİN BEŞİĞİ DOĞU’YA TARİHİ DÜŞMANLIK

Bu uzun girişe neden ihtiyaç duyduk? Orta Doğu ve Doğu’nun Batı’dan çektiklerini düşününce, aklımıza tarihin sürekli tekrar ettiği geldi de ondan. Truva Savaşı ile Batı’dan gelen saldırganların, Batı Asya’daki Truva uygarlığını yok ettiğini hatırlayalım. Büyük İskender’in milattan önce 300’lerde, Perslerin Akamenidlerinden intikam için, Persepolis dahil tüm Orta Doğu’yu perişan ettiğini aklımıza getirelim. Son iki bin yıl içindeki sayısız Batı saldırısını sıralamaya, yerimiz bile el vermez burada.

Bu tarihi tekrarlardan Truva, bizler için oldukça önemlidir. Truva Savaşı’nda Batı’dan gelip saldıran Akalılar vardı. 1915’te Gelibolu’da Türklere saldıran yine Batı’dan gelen İngiliz ve Fransızlar oldu. Truva’da Aka kuvvetlerinin komutanı Agamemnon’du. Çanakkale’de İngiliz donanmasının en önemli savaş gemilerinden birinin adı da Agamemnon’du. Tesadüf mü dersiniz? Truva’dan 3 bin yıl sonra, 1915’te Çanakkale’ye saldıran Batı’nın Haçlı ordularını Mustafa Kemal durdurdu. Onun için, Büyük Taarruz’da Yunan ordusunu Dumlupınar’da mağlup eden Mustafa Kemal Paşa, “Truva’nın öcünü aldık” diyecekti.

İsrailli Haçlılar çocukları bile esir aldılar

FATİH’TEN ATATÜRK’E TRUVA RUHU

Atatürk’ün Truva intikamından daha 500 sene önce, İstanbul fatihi Fatih Sultan Mehmet’in de aynı sözleri söylediğini bazı tarihçiler yazar. Batı dünyasını şehzadeliği döneminden itibaren yakından takip eden Fatih, Truva'yı çok detaylı olarak biliyordu. O, 1462'de Midilli'nin fethi sırasında, Çanakkale'de Truva'nın kalıntılarının bulunduğu yere gelerek, şehirden geriye kalanları ve Truva'nın çevresini incelemişti. Bütün bu Truva rivayetlerini bilen Fatih, “….bunların biz Asyalılar’a karşı defalarca yaptıkları kötü davranışlarının intikamını, torunlarından aldık” demişti.

Doğu’nun Batı hayranı aydınları, yazarları ve iktidarlari sayesinde unuttuğu bu Haçlı zihniyetini, daha 20 sene önce, 2001’deki İkiz Kuleler saldırısından sonra, Başkan George Bush “yeni bir Haçlı Seferi düzenlediklerini” belirterek bizlere hatırlatmamış mıydı?

ÇOK SOFU AMA ÇOK AZ KAFALI HAÇLILAR

Haçlı Seferlerinin felsefi analizini yapan birçok Batılı tarihçi de, bunların dünya milletlerinin başına ne denli bir bela açtığını açıkça ifade eder. Bunlardan en önemlisi de Sir Steven Runciman’dır. Batı dünyasındaki yüceltilen ve övgülere boğulan iyi niyetli Haçlı imajına karşı, ders verici şu analizi yapar:

“Haçlıların zaferleri inancın zaferleridir. Fakat bilgelik olmadan elde edilen inanç, çok tehlikeli bir şeydir. Tarihin acımasız kanunlarına göre, tüm dünya, her şahsın işlediği suçların ve aptallıkların bedelini öder. Bizim kendi medeniyetimizin kaynaklandığı, Doğu ve Batı’nın uzun süredir oluşturduğu sentez sürecinde, Haçlı Seferleri çok trajik ve yıkıcı bir bölümdür. Haçlılarda çok miktarda cesaret ama çok az onur; çok miktarda sofuluk ama çok az anlayış mevcuttu. Ve bu Kutsal Savaş’ın kendisi bile, Tanrı adına işlenmiş çok uzun bir hoşgörüsüzlüktür. Bu da zaten Kutsal Ruha karşı işlenmiş büyük bir suçtur.”

İSTANBUL’UN KABUS GÜNÜ: 12 NİSAN 1204

Batı Haçlılarının Doğu kültürü ve insanından nefretini en iyi açıklayan tarihlerden biri de 12 Nisan 1204 idi. Şehri kuşatan Haçlılar, 12 Nisan günü duvarları aşıp girdiler Konstantinopolis’e. Şehrin bir bölümü yanmaktaydı. Orada bulunanlardan biri şöyle hatırlar o günü: “Bizim gelişimizden beri şehirdeki üçüncü yangındı bu. Bu yangınlarda, Fransa’nın en büyük üç şehrindeki toplam evlerden daha çok sayıda ev yandı bugün.” Şehirdeki talan, o tarihe kadar Avrupa’nın hiçbir şehrinde görülmemiş bir boyuttaydı. Tarihçi Gibbon, Konstantinopolis’teki talandan elde edilen gelirin, o zamanki İngiltere’nin yıllık gelirinin yedi katına eşit olduğunu belirtir. Bu talanda en çok zarar gören ise Ortodoks Kiliseleri oldu. Haçlı askerleri at arabaları ile kiliselere girip, avizelerden masalara kadar her şeyi doldurup çaldılar. Kiliselerdeki tüm altın ve gümüş sanat eserleri ve heykelleri eritip götürdüler. Talan öylesine büyüktü ki, yıllar sonra bile, Avrupa’nın kuzeyindeki soğuk şatolarda yaşayan Norman çocukları, Bizans’tan çalınan kutsal gereçleri oyuncak olarak kullandılar. Latin Haçlıları, belki de talandan sonra Konstantinopolis’te kalmak yerine, Venedik’e geri döneceklerini hesapladıkları için Ayasofya civarında buldukları bir fahişeyi Kraliçe ilan edip bir süre Bizans tahtını da yönettirmişlerdi. Ama sonra kalmaya karar verdikleri için, hem yeni bir İmparator hem de yeni bir Başpiskopos atayacaklar ve 60 sene, Bizans Latinlerin elinde kalacaktı.

Baş̧ Haçlılar el ele

BUGÜNÜN HAÇLI SEFERİ: FİLİSTİN’DEKİ KATLİAM

Son kullanma tarihine iyice yaklaşan Batı emperyalizmi, bir rüya alemindeymiş gibi, içindeki ekonomik, kültürel, ahlaki ve insani çöküntüleri, artık Doğu’ya toptan saldırarak tedavi etmeye çalışmakta. Onlar, Vietnam’dan Hindiçin’e, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Ukrayna’ya ellerinden gelen tüm imkanları kullanarak, Batı hegemonyasını sürdürme gafleti içindedirler. Şimdi de, zaten 75 senedir zulüm altında işgal ettirdikleri, sözde “vaadedilmiş topraklardan”, o toprakların orjinal sahipleri olan Filistin halkını sürüp atmak çabasındalar. İsrail’in her türlü işkencesine ses çıkarmayan, ya da sahte timsah gözyaşları döküp, “iyi polis-kötü polis” rolleriyle dünyayı kandırmaya çalışan ABD ve Avrupa ülkeleri, bu yeni Haçlı Seferi dalgasının asıl sahipleridirler. Sadece liderlerin adı değişmektedir bu süreçte. Frederick Barbarossa, Aslan Yürekli Richard veya Bohemond yerine, şimdilerde sürekli Netanyahu, Biden, Blinken, Macron komutanlık etmektedirler bu yeni saldırıya.

Bu yeni Haçlıların, kendi yazdıkları tarihten bile bir türlü öğrenemedikleri anlaşılan bir gerçek vardır: 3000 senedir, her Batı saldırısında Doğu galip gelmiştir. Yani, son gülen Haçlıların eli kanlı komutanları değil, Asya’nın Selahaddin Eyyubi’leri olmuştur hep. Filistin’de de böyle olacaktır, mutlaka!