TÜİK'i yıpratmak kime ne fayda sağlıyor?

Asgari ücret tespiti için taraflar bir araya geldi. Gelişmeleri Aydınlık sayfalarından takip ediyorsunuz. TEPAV da geçenlerde ücretlerle ilgili detaylı bir çalışma paylaştı. TEPAV Direktörü Prof. Dr. Güven Sak hocam dikkatimi çekti. Çalışmayı haberleştirdik. Bundan önce de bölgesel ve sektörel asgari ücretle ilgili KOSAM'ın yayınladığı iki raporu dikkatinize sunduk. Raporu iktisatçılarla da paylaştım hayli ilgi uyandırdı.

MAAŞ KİRAYA GİDİYOR

Asgari ücret görüşmeleri sürerken gözler yine tutara kilitlendi. Sohbet ettiğimiz iş insanları büyükşehirlerdeki yaşam koşulları dikkate alındığında 16-17 bin TL'lik asgari ücretin yetersiz olacağı görüşündeler. İşin bir de maliyet boyutu var. İşveren yükleri de ücret artınca yükseliyor. Asgari ücret 17 bin TL olursa bugünkü kurdan 580 doları aşıyor. Seçimlerden sonra enflasyonun da gerilemesi ile TL'de bir miktar değer kaybına izin verilmesi ortalama tahminlere göre de dolar fiyatının 35 TL civarına oluşması bekleniyor. Elbette bu beklenti kesin gerçekleşecek diye bir kaide yok. Sadece tahmin. Şayet böyle olursa asgari ücret 480 dolar civarında oluşacak. Dolar bazında asgari ücret bilhassa basit mal üreten sektörler için kritik önemde. Ücretlerin daha düşük olduğu ve enerji maliyeti bakımından da avantajlı olan ülkelerdeki rakiplerine karşı ellerindeki tek silah verimli, yetkin ve uygun (ucuz demiyorum) işgücü. Bu anlamda özellikle KOBİ'ler düzeyinde bir endişe de yok değil. 17 bin TL'nin bile kendilerini zorlayacağı 15 bin TL'nin uygun olacağı öne sürülüyor. Anadolu illeri için belki ama İstanbul başta olmak üzere metropoller için zor. O halde metropolde istihdam üreten firmaların ya taşraya kayması ya da çalışanına daha yüksek zam yapması, asgari ücret ve yakın tutarda ödeme yapanların da yan haklar sağlaması gerekecek. Malum ev kiraları anlamsız bir yere doğru gidiyor.

İSTATİSTİK İNANÇ MESELESİ DEĞİLDİR

Öte yandan asgari ücret tartışmalarında TÜİK'e de gözler çevrildi. Enflasyon oranı vs. konusunda toplumda bir 'inanış paradoksu' var. İstatistiki verilerin bir inanıp inanmama meselesi olmadığı ortada. Biri çıkıyor eline doğruluk cetveli varmış gibi "enflasyon yanlış" diyebiliyor. Oysa enflasyon meselesi bütün dünyada tartışma konusu. Aynı şekilde milli gelir hesaplamaları da öyle. İstatistik böyle bir şey; veri toplar, derler, anlamlı sonuçlar çıkarırsınız. TÜİK, devletin kurumu. Yüzlerce uzman çalışıyor. Dünyanın en erken enflasyonunu açıklıyoruz. Elbette herkesin harcama sepetine göre enflasyonu farklı. TÜİK sepetindeki mal ve hizmetler açık. Glutensiz gıdalar tüketen biri ile halk ekmek yiyen birinin enflasyonu elbette aynı olamaz. Keza BİM'den ürün alan ile Macro'dan alanın aynı olmayacağı gibi. TÜİK öteden beri bizlere bir enflasyon verisi sunuyor. Ben esasen "En düşük fiyatlar toplanıyor" eleştirisine de katılmıyorum. Annem markete, pazara gittiğinde hangisinde en uygun fiyat varsa alacağı ürünü oradan alır. TÜİK'in de makul insan davranışına göre enflasyon datasını toplaması gayet normal.

TÜİK GÖREVİNİ YAPMASIN MI?

Bunun yanında, asgari ücret meselesinde oklar TÜİK'e çevrilince. Baktım öteden beri uygulanan yöntem belli. Kurum ürettiği istatistikler doğrultusunda, ücret tespiti için göz önünde bulundurulması faydalı olan ekonomik göstergeleri komisyon ile kapsamlı bir raporla paylaşıyor. TÜİK, asgari geçim tutarı veya endeksi gibi bir gösterge ise üretmiyor. Yani TÜİK'in, Türk-İş gibi açlık yoksulluk sınırı gibi bir veri yayınlaması söz konusu değil. Özetle, komisyon tarafından belirlenen asgari ücret tutarı, genel kanının aksine TÜİK'in yaptığı bir hesaplama üzerine ortaya çıkmıyor. TÜİK tarafından üretilen ve yayımlanan yüzlerce gösterge, tarafların fikirlerini paylaşmaları ve pazarlık yapmaları için bilgilerine sunuluyor. Haliyle görevi veri sunmak olan kurum, burada görevini yaptığı halde neden mütemadiyen manşetlere çekilip hedef alınır ve kamuoyu nezdinde itibar suikastı yapılır anlamış değilim. Kurumlara yönelik elbette eleştirilerimiz olabilir. Dönem dönem ben de TÜİK başta olmak üzere eleştirilerimi kaleme alıyorum. Eksik bilgiye dayalı olduğunda kurumlarda görevli kişiler irtibata geçip gayet açık olarak bilgilendiriyorlar. İletişime de gayet açıklar; Merkez Bankası olsun, BDDK olsun, SPK olsun, TÜİK olsun, bakanlıklar olsun anlama ve anlatma odaklı medya mensuplarına karşı gayet açık bir iletişim halindeler. Bu noktada geçen hafta TRT World'ün düzenlediği ve çok başarılı bulduğum forumda dezenformasyon konusunda ders niteliğinde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun'un, benim de yıllardır sosyal medya hesabımda sabit iletim olan, "Algılar yerine olgulara bakılmalı" mesajını yinelemek isterim. Olgular yerine algılara bakarsak gerçeğe ulaşamayız. Bizim işimiz gerçekle, çünkü herkesin doğrusu kendine.