Türkiye hakkındaki o kıyamet senaryosu tutar mı?

Geçtiğimiz haftalarda ‘sıfırcı hoca’ lakabı ile tanıdığımız derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un Türkiye’nin kredi notu ve görünümüne ilişkin düzenlenen panelde kullandığı ifadeler dikkat çekti.

S&P panelde ana hatları ile Türkiye için şu görüşleri dile getirdi:

*Kurumsal riskler ve ödemeler dengesi reyting açısından temel kısıtlayıcı olmaya devam ediyor. Geçen seneki para birimi krizinin ardından stagflasyon (durgunluk içinde fiyatların artması) dengelenmesi devam ediyor

*Türk lirasında dengelenmenin görüldüğünü fakat bu yılın sonunda ekonominin yüzde 0,5 seviyesinde daralması bekleniyor.

* Türkiye’nin bu yıl IMF (Uluslararası Para Fonu) programına başvurması beklenmiyor. Şu an itibarıyla Türkiye’nin acil finansmana ihtiyacı bulunmuyor.

* Halihazırda takipteki kredilerin toplam kredilere olan oranının yüzde 4 seviyesinde. Önümüzdeki dönemde sorunlu kredilerin toplam krediler içerisindeki payının yüzde 10-15 seviyelerine ulaşması bekleniyor.

S&P açıklamalarında önemli iki nokta var: Birincisi Türkiye’nin acil finansman ihtiyacının olmadığı, IMF’e başvurmayacağı… Bu tespit doğru. Ancak Türkiye’nin IMF’in kapısını çalmamasının nedeni ekonomisinin düzelip borca ihtiyacının kalmamasından değil. Küresel finansman kaynakları 90’lı yıllara göre çok gelişmiş ve yaygınlaşmış durumda, faizi bastırıp istediğiniz borcu alabilirsiniz. Şimdi borç almanın da övünülecek bir tarafı olmasa da, ne acı bir hikayedir ki borç bulmak bile başarı olabiliyor…

IMF’in daha düşük faizli kredi vereceğini söyleyen uzmanların, IMF kredilerinin alınması için ABD politikalarına uyulması gerektiğini de bilmesi faydalı olacaktır. Yani hem S400 hem Fırat’ın doğusu diyerek IMF kredisi alınmasının bir arada olması oldukça zor gibi gözüküyor...

BATIKLAR NE DÜZEYDE OLACAK?

Bu yazıda benim sizlere arz etmek istediğim ana konu IMF değil. S&P’nin işaret ettiği bankalardaki batık kredi oranı… Yani Türk firmaları S&P’nin dediği gibi %15 batak oranı ile kılıçtan mı geçecek, yoksa oluşacak hasar ekonomi politikasını yönetenlerin öngörüsünde olduğu gibi %6’da mı kalacak?

Haydi buna cevap vermeye çalışalım:

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK) Aralık 2018 raporunda toplam krediler 2 trilyon 395 milyar TL olarak görülüyor. Bu kredilerin sektörel dağılımı ise aşağıdaki gibidir.

Aralık 2018 dönemi itibarıyla takipteki kredilerin (brüt) tutarı 97 milyar TL olarak görülüyor. Oran ise toplam kredilerin %3,87’sine karşılık geliyor. S&P ise bu oran %15 olacak diyor…

Takibe dönen kredilerin en çok hangi sektörlerde yoğunlaştığına baktığımızda da yukarıdaki tablonun ilk üç satırında karşımıza çıkan inşaat, ticaret ve enerji sektörlerini görüyoruz.

İnşaatın aldığı kredinin 220 milyar TL, ticaret ve komisyonculuğun 217 milyar TL, elektrik ve gaz dağıtım firmalarının 187 milyar TL kredi aldığını görüyoruz. S&P’nin beklentisine göre batığın kabaca 360 milyara ulaşması söz konusu.

Bu rakamın oluşması için yukarıdaki sektörlerin aldığı kredilerin %40-50 arası kısmının batması gerekiyor. İşte bu çok uç bir senaryo ve oldukça kötümser bir bakış açısı.

Şahsi fikrim bu senaryonun gerçekleşmeyeceği. Batık oranının %8-9 civarında kalacağı şeklinde.

Ancak S&P senaryosunun gerçekleşme olasılığı için kapıyı açık bırakmak gerek. Peki senaryonun sağlaması nasıl yapılabilir? Çok basit iki koşulum var:

1-Aralık 2018’de Sanayi Üretim Endeksinin %9.8 gerilediğini gördük. Ocak rakamında da %8 ve üzeri bir azalma görürsek,

2-Konut satış rakamları Ocak 2019’da %24,8 düştü. Şubat ayında %15 ve üzeri bir geri çekilme karşımıza çıkarsa S&P senaryosunun ‘potaya girme’ ihtimalini konuşabiliriz.

Neticede bütün bu yazdıklarımız senaryolar… Ama net olduğum bir konu var: Nisan ve Mayıs aylarında Türk makro ekonomik rakamlarında ciddi toparlanmalar görülmezse, yani seçim nedeni ile ertelenen yatırımların devreye girmediğini, çarkların dönmediğini görürsek, bu yaz gördüğümüz en sıcak yaz olur…