Türkiye’nin tasarruf yeteneği

Tasarruf, bir ülkenin ürettiği değerlerin tüketilmeyen ve yatırıma ayrılan bölümüdür.

“Yatırıma ayrılan” saptamasını tasarruf tanımına özellikle katıyoruz. Çünkü ünlü İngiliz iktisatçısı Keynes’in de kanıtladığı gibi, tasarruf en sonunda yatırıma eşitlenir.

Tasarrufa en basit örnek, çiftçinin ürettiği buğdayın bir kısmını tüketmeyerek gelecek yılın üretimi için tohumluğa, başka değişle yatırıma ayırmasıdır.

İÇ TASARRUF BİRİCİK YATIRIM KAYNAĞI

Bugün Üretim Devrimi zorunluluğuyla karşı karşıya olan Türkiye’de tasarrufa duyduğumuz ilgi de, yatırımın biricik kaynağı olması dolayısıyladır. Kuşkusuz dış krediler de yatırım kaynağıdır, ancak onlar da en sonunda iç tasarrufla ödeneceği için, yatırımın iç tasarruftan başka kaynağı yoktur.

Bizim üretme eylemini tasarrufla başlatmamız, önümüzdeki programın anahtarıdır. Bir ülke tasarruf yapabildiği kadar yatırım yapar, daha çok insanı üretim faaliyetine katar ve üretir.

Tasarruf kavramı, halkın günlük dilinde daha çok savurganlıktan (israftan) kaçınma anlamında kullanılıyor. Savurganlığın önlenmesi kuşkusuz toplam tasarrufu etkiler. Ancak esas sorun, bölüşüm ve mülkiyet ilişkilerine müdahalede düğümleniyor.

Elbette tasarruf, en sonunda işgücüyle, emekle yaratılan değerlerin yatırıma yöneltilmesidir. Ancak ülkedeki mülkiyet ve bölüşüm ilişkileri, işgücünün yarattığı değerlerin ne kadarının o değerleri üretenlere ve ne kadarının da sermaye sahiplerine ait olacağını belirler.

TASARRUF ORANINI YÜZDE 40’A YÜKSELTMEK

Sonuç olarak vergi, ücret, maaş koşulları ve siyasetleri tasarruf oranını belirler. Bugün Üretim Devrimi için Plan, Tasarruf, Yatırım, Üretim, İstihdam ve Hakça Bölüşüm programıyla tasarruf oranını yüzde 30’lardan yüzde 40’a çıkartacak bir kalkınma planı hazırlanması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Devlet kaynakları kamu yatırımına ayrılmalı, özel yatırımcı özendirilmelidir.

ASIL GELMEK İSTEDİĞİMİZ NOKTA

Asıl gelmek istediğimiz nokta, Türkiye’nin tasarruf yeteneğidir. Birkaç rakamla bu yeteneğin hatırı sayılır oranda olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.

1- Türk vatandaşlarına ait 500 Milyar Doların, yabancı bankalara yatırılmış olduğu kamu makamları tarafından da biliniyor. Tasarruf emekçinin gelirlerine el konarak yapılıyor. Ancak bu tasarruf, Batı ülkelerinde yatırıma dönüşüyor. Emperyalist sermaye, bizim milletimizin tasarrufuyla yatırım yapıyor ve faiz geliri elde ediyor. Bu kaynak, Batı emperyalistlerin yaptırımlarına fırsat verilmeden, bir an önce Türkiye’ye getirtilerek yatırım sermayesine dönüştürülmelidir. Böylece milyonlarca insanımıza iş ve insanca yaşama koşulu sağlayabiliriz.

2- Birkaç ay kadar önceydi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Banka kasalarında saklanan 300 Milyar Dolar değerinde altının yatırım piyasasına yönlendirilmesi ihtiyacından söz etmişti. Ancak zülfüyâre dokunduğu için olsa gerek, bu zorunluluk bir daha anılmadı. 4760 ton altının sahipleri tarafından yatırım sermayesin dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Vatandaşın tasarruf ya da süs eşyası olarak sakladığı altın bu önlemlerin dışında tutulacaktır.

3- Yabancı bankalar başta olmak üzere bankaların olağanüstü ölçülerdeki faiz geliri ve kârları da Türkiye’nin tasarruf yeteneğinin bir başka göstergesidir. Denebilir ki, banka kazançları zaten yatırıma yöneliyor. Öyle değil, bir bölümü yabancı banka kazancı olarak yurt dışına gidiyor. Öte yandan bankaların kredi sisteminin beslediği özel yatırımlar ile vergi gelirlerinin plan çerçevesinde kamu kaynağı olarak kullanılması, kalkınma siyaseti açısından çok farklı sonuçlar yaratır.

4- Yabancı ülkelerdeki Türk vatandaşı işçilerimizin ve işadamlarımızın tasarrufları da, sonuç olarak Türk vatandaşlarının emeklerinin ürünüdür ve ülke tasarrufu içinde görülmese bile, Türkiye emekçilerinin tasarrufu olarak, Türkiye’nin yatırım kaynaklarına katılabilir. Bu amaçla Avrupa’daki ve Amerika’daki 300 milyar Avro tutarındaki tasarrufun Türkiye’de yatırıma dönüştürmesi için gerekli özendirmeler uygulanmalıdır.

5- Devlet organlarında cari harcamalar için alınacak tedbirlerle ilgili olarak kararlı bir tasarruf uygulamasına geçilmesi de zorunludur. Hükümetin savurganlığa karşı belli uygulamalara yöneldiği haberleri çıktı. Ancak bu yoldan elde edilen kaynakların tekrar tüketime mi yoksa yatırıma mı yönlendirileceği önemlidir. Her durumda Devlet yöneticilerinin ve yüksek düzey görevlilerin sade yaşaması ve halka hizmet kültürüyle çalışmaları ülkede tasarrufa, yatırıma ve ekonominin verimli yönetimine katkıda bulunacaktır.

6- Vergi sistemi yeniden düzenlenerek doğrudan vergilere ağırlık verilmesi sayesinde hem gelir dağılımı düzenlenebilir hem de kamu yatırımı için yeni kaynak yaratılabilir.

MÜLKİYET VE BÖLÜŞÜM İLİŞKİLERİNE ÜRETİM DEVRİMİ AMACIYLA MÜDAHALE

Yukarda verilen rakamları dikkate alırsak, Türkiye’nin güçlü bir tasarruf birikimi olduğu görülüyor. Yabancı bankalara ve ülkelere el açmak yerine bu tasarrufu özel çıkar sahiplerini de özendirerek yatırıma dönüştürme olanağını değerlendirmek biricik esaslı çözümdür. Ancak bunu başarabilmek için, mülkiyet ve bölüşüm ilişkilerine kamu yararına müdahaleler gerekiyor.

Üretim Devrimi, ancak böyle başarılabilir ve Türkiye bu zorunluluğun eşiğindedir. Vatan Partisi de, bu zorunluluğun önder gücüdür.