Türk'ün depremle imtihanı

ÜNİVERSİTE yıllarımda Kandilli Rasathanesi'ndeydim. Sismometreleri incelerken, birinde dalgalanmalar olmuştu. 1992'de İzmir'deki depremi aynı anda İstanbul'da hissetmiştim, heyecanlanmıştım.

Haftaya acı bir haberle başladık. Kahramanmaraş ve çevresindeki illerdeki acıyı, Türkiye'nin her noktasında hissettik. Vatanın bir noktasında yaşanan bir felaketi hissetmek için sismometreye gerek yok, vicdanımızın olması yeterli; vatanımızın olması yeterli…

TEK YÜREK

Depremden hemen sonra, birçok kulübümüz yardım kampanyaları başlattı. Demokratik kitle örgütleri, belediyeler, partiler… Hepimiz acımızda birleştik, tek yürek olduk…

Çalınmayan penaltılar, ofsayt ya da el nedeniyle iptal edilen goller, kaybedilen puanlar… Saatlerce televizyon kanallarında konuşulanlar, meğer ne kadar değersizmiş. Tuttuğunuz takımın aldığı puanının önemi yok; topladığı yardım ile kulübünüzün büyüklüğünden bahsedebilirsiniz. Örneğin tuttuğunuz kulüp yabancılara harcadığı bütçeyi deprem bölgesine aktarabiliyor mu? Ya da kamu ya da özel müessese kulüpleri, deprem bölgesine daha fazla katkı sağlamak için yabancı voleybolcularına verdikleri bütçeden vazgeçebiliyor mu?

MİLLET OLMANIN GÜCÜ

Askerimiz, polisimiz, sivil kurtarma ekiplerimiz; herkes deprem bölgesinde. Deprem bölgesine gidenler fedakârca koşturuyor, gidemeyenler nasıl yardım edebileceğini düşünüyor. Tuttuğunuz takım, oy verdiğiniz parti, dini tercihiniz, etnik kökeniniz; konu bir cana elini uzatıp onu enkazın altından çıkarmak olunca, bizi ayıramaz. Acımız büyük; ama millet olmanın birleştirici gücü daha büyük, acımızı hafifletiyor…

Tüm ulusal spor etkinliklerinin durdurulması yerinde bir karardır. Hangi kulüp taraftarı, milletimiz bu acılar içindeyken attığı gole ya da baskete sevinebilir? Bu sayede ülkemizin her yerinde spor salonları boşaldı. Antrenman için kullanılan saatler dışında, ülkemizdeki tüm spor salonları depremzedelere açılmalı. En azından tribünler, evsizlere ev sahipliği yapmalı. Türkiye’nin neresinde olursa olsun; oteller ve misafirhaneler de depremzedelere kapılarını açmalı. Soğukta hiçbir aile kalmamalı.

SPOR UMUT OLMALI

Her spor kulübü, depremde ailesini kaybeden çocukları sahiplenip yetiştirmeli. On yıl sonra; kulüplerimiz, yabancı oyuncularından çok yetiştirdiği depremzede çocuklarla övünmeli. Yeni fırsatlar, biten hayatlara umut olmalı.

Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu, deprem sonrası engelli kalan tüm yurttaşlarımıza paralimpik sporları yapma fırsatı sağlamalı. Deprem bölgesinde paralimpik dallarda mücadele eden spor kulüpleri kurulmalı.

RTÜK YASAYA UYMAYANLARI CEZALANDIRMALI

Milletimiz acı içindedir. İlan edilen yas, kaybettiklerimize saygımızdır. Ancak, hala bazı televizyon kanallarının hareketli müzik yayınına ya da yas ile uygunsuz dizi yayınına devam etmesi, büyük saygısızlıktır. Türk Milleti'ni duyarsız olmaya alıştıramazsınız. 11 Şubat'ta Erzurum'da 400 sporcunun katılacağı Dünya Okul Federasyonu Kış Oyunları başlayacak. 9 ve 12 Şubat'ta Kadın Milli Basketbol Takımımızın Polonya ve Arnavutluk karşılaşmaları var. Takım sporlarında Avrupa Kupası mücadelesi devam ediyor. Ay sonunda, iddiasını kaybetse bile Erkek Milli Basketbol Takımımızın mücadelesi başlayacak. Kadın Buz Hokeyi Milli Takımı Mart'ın başında 2'nci Lig karşılaşmalarını oynayacak. Mart başında İstanbul'da Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası'nı düzenleyeceğiz. Tüm bu spor organizasyonlarında Türk sporcu ve takımlarının alacağı başarı, hepimize umut olacak. Asla vazgeçmeyeceğimizi kanıtlayacağız. Daha da birleşeceğiz. Küçük başarılarla büyük mutluluklar yaşayacağız, büyük acılarımızı yeneceğiz.

DEPREM RİSKİNİ AZALTMAK

Daha küçüğünü istemek ya da yapmak bazen daha doğrudur. Deprem bölgesinde Avrupa'nın en büyük barajı Atatürk Barajımız var. Büyük tek bir baraj yapmak yerine küçük birçok barajımız olamaz mıydı? Belki suyun yarattığı gerilme yükü daha az olabilirdi. Deprem bölgesindeki büyük linyit maden sahalarımız yerine daha küçük maden işletmelerimiz olabilir miydi? Topraktan daha az suyu çekerdik, belki. Gökdelenler dikmek yerine, en fazla iki katlı evlerde yaşamayı tercih edemez miydik? Belki, toprağa kazıkları bıçak gibi saplamazdık o zaman. Ne barajlarımızdan vazgeçeriz ne madenlerimizden. Ancak, bazen küçük mutluluklar büyük acıların önüne geçebilir.

Acılarla birleşiyoruz, güçleniyoruz. Bin yıla meydan okuyoruz!