Yüksek faizlere rağmen döviz kurları neden artıyor?

İkinci yarıyılın ilk haftasında Türk lirası, döviz sepeti bazında yüzde 3’e yakın oranda değer kaybedince ortalık yeniden karışmaya başladı. Beklentilerin yeniden olumsuzlaşma eğilimine girmesi, hem ekonomi yönetimini ve hem de sistemi oluşturan kurumsal yapıyı fazlası ile rahatsız etti. Kısa vadeli bakış açısı ile gelişmeleri anlamaya çalışan veya bu tür yaklaşımlar ile yönlendirilenler ne olup bittiğini anlayamadı. Beklenenden iyi çıkan enflasyon rakamlarını, kendi çıkarları lehine kullanma fırsatını bile bulamadılar!
Ne tesadüf ki, bu yılın ilk yarısının birinci haftasında da benzer gelişmelere tanık olmuştuk! Belli ki birbirlerine güvenmeyen fakat günü kurtarmak nedeni ile işbirliği yapmak zorunda kalanların ortaklığı uzun ömürlü olamıyor! Makyajlı bilançoların tescil edilmesi ile birlikte ortalık karışıyor; dış koşulların geçici desteği ile yapay bir şekilde geciktirilen fiyat hareketleri daha yıkıcı hale gelebiliyor! Giderek büyüyen kaynak sıkıntısı ve yükselen faizler, hiç istenmeyen gelişmelerin yaşanmasını önleyemiyor!

İRDELEMEK İÇİN İKİ SORU

Tabi bir de işin küresel boyutu var! Bu yılın ilk yarısının hemen başında, Yeni ABD yönetiminin korumacı söylemleri en temel belirsizlik unsuru idi; geride bıraktığımız hafta boyunca bunun yerini gelişmiş ülke para otoritelerinin orta ve uzun vadeli faizler üzerindeki etkisi aldı. Özellikle gelişen ekonomiler açısından kırmızı alarm anlamına gelen riskten kaçınma eğilimi belirleyici olmaya başladı. Bu olumsuzlukların yarıyıl bilançoları şekillendikten sonra fiyatlanmaya başlanması, sebep sonuç ilişkilerinin yapay bir şekilde farklılaştıran masalların yazılması anlamsız değildi!
Bu aşamada biraz içeriye dönmek ve yakın geçmişte yaşananları irdelemek gerekiyor. Ocak ayının ilk yarısındaki oldukça sert kur hareketi olmasa idi, bankalar Kredi Garanti Sistemini kullanmak ve kaynak sıkıntısının büyümesine katkı yapmak konusunda bu kadar istekli olur muydu? İkinci yarıyılda benzer bir gelişmenin tekrarlanması söz konusu olabilir mi ve işe yarar mı?

SINIRLAR ZORLANDI

Hatırlayalım! Kredi Garanti konusu 2016 yılının son çeyrek döneminde devreye girmişti. Ekonomi Yönetimi ile finansal yapının öncelikleri belirgin bir şekilde farklılaşmaya başlamıştı; biri büyümeye öncelik verir ve düşük faizlerden yana tavır alırken, diğeri maliyet kökenli enflasyon baskısındaki artış nedeniyle faizlerin sert bir şekilde yükseltilmesinden yana tavır alıyordu. Belirsizlik ve kırılganlık algısı oldukça yüksek olduğu için riskten kaçınma eğilimi güçlüydü.
Ocak ayının ilk yarısındaki sert döviz kuru hareketleri bu ortamda gerçekleşti ve mali yapının kredi garantisi konusuna ilgisi aniden arttı. Kredi hacmi artmasına rağmen bankaların taşıdığı risk kısmen azaldı; bu süreçte büyüyen kaynak sıkıntısı ise faizleri yükselterek Türk lirasının kayıplarını geri almasına yardım etti. Öncelikleri farklı olan kesimler arasındaki gerginlik geçici bir süre için azaldı, maliye politikası uygulamaları ile sınırlar zorlandı; varlık fiyatları da bu süreçten ve geçici küresel iyimserlikten yararlanarak yükseldi. Fakat Temmuz ayının ilk haftası ile birlikte, sene başındaki gerginlikler daha da ağırlaşmış sorunlar eşliğinde geri dönmeye başladı.

YÜKSELİŞE TAHAMMÜL YOK

Mevcut koşullarda, ilk yarıyılda yaşananın benzeri bir durumun tekrarı ve geçici bir uzlaşının sahne alması pek olası görünmüyor. Küresel koşulların olumsuzlaşması ve içeride büyüyen kaynak sıkıntısı, en önemli sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Zira bazı eşikler aşıldığı için, bilançoların ne döviz kuru ve ne de faiz yükselişine tahammülü bulunmuyor; siyasi iradenin elinde ise riskten kaçınma eğilimini bloke edecek ve büyümeyi mümkün kılacak araç kalmadı! Enflasyon, döviz kurları ve faizlerdeki yapısal yükseliş eğiliminin nasıl kontrol altına alınacağının reçetesi yazılamıyor! Kapalı kapılar ardındaki görüşmeler veya açık tehditler boşlukları dolduramıyor!
Son on gün içinde yaşanan gelişmeler, ekonomik açıdan yaz aylarının hayli sıcak geçebileceğini ve makroekonomik beklentilerin bozulacağını düşündürüyor. Son çeyreğe ve yıl sonuna ilişkin endişeleri ise kimse düşünmek bile istemiyor! Altı ay öncesine göre, sorunlarımız daha ağır ve hareket yeteneğimiz çok daha sınırlı!