Evet! Ben de adalet istiyorum!

Şule Perinçek

Şule Perinçek

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Evet. Ben de adalet istiyorum. Onun için gitmedim yürüyüşe. Onun için o meydanda değilim. Yargılansınlar istiyorum Ta ilk günden bu yana. Beşiktaş adliyesinden otobüslerle alıp götürdüklerinde arkalarından söylemiştim.
Bu gözler onların o cezaevlerine gireceklerini görecek demiştim.
Oyunlarını bozduk. Duvarlarını yıktık.
Şimdi o gerçek suçlular yargılanıyor.
Suçluyu suçsuzdan ayırt etmek için yargılanıyorlar.
Kapıları açamazsınız!
Hepsine özgürlük diyemezsiniz.
O dediğiniz adaletsizlik!
Adalet gerçekten can damarından vurulurken selamı esirgeyen dostlar vardı.
Biz ellerini bırakmadık.
Teröre karşı, birliğimiz, bütünlüğümüz için, ekonomik bağımsızlığımız için uygun adım yürümek gerekir dedik.
Ama bu nedir?
Adalet gerçekten candamarından vurulurken alkış tutan Batı!
Vurmanın projesini yapan emperyalist Batı!
Teröre kapılarını açan, barındıran emperyalist Batı.
Terörün eline silahları tutuşturan emperyalist Batı.
Ayrılıkçılığın, bölücülüğün yol açıcısı, Kürdümün, dinimin düşmanı emperyalist Batı.
Vatanseverler kapalı kapılar ardında yargılanırken yalan üretme tasarımları üreten emperyalist Batı.
O şimdi sizi alkışlıyor.
Siz onu çağırıyorsunuz.
Bizi değil.
Adaleti katledenlerle adaleti mi yargılayacaksınız?

HER KÖŞESİ CENNET VATANIMIN

Kısa bir kaçamak. İki günlüğüne Datça, Bozburundayız. Mesut ve Semra Gümüştaş istemişler ki dostları birbirleriyle tanışsın. Sabrinas Haus'u 15 yıl önce bir Alman'dan devir almışlar. Gerçekten özel bir yere dönüştürmüşler. Doğa ve ince zevk birleşince neler olabiliyor.
Turizm Türkiye'yi uçurabilir mi?
Beline kazmayı vurmazsanız, hem de nasıl!!
Dış politikadan getirilen yasaklara, konulan vergilere kadar şimdi bana saydırmayın.
Havaalanında saydım zaten.
Bu mevsimde garip bir hüzün vardı. Bomboş. İlk kez tanık oluyorum.
Ne yerli ne yabancı kimseler yok.
Oysa hani şarkıda söylüyor ya “her köşesi cennet vatanımın...”
Veren hiç sakınmamış.
Bir de insanımız var ki...
Dokununca mucizeler yaratılabiliyor.
Ancak samanlık seyran hesabı bir yer doslarıyla güzelleşiyor. Mesut Bey 1905 Kültür Sanat ve Spor Derneği Başkanı olunca dostlar, ağırlıklı olarak kulüp gelmiş geçmiş yöneticileri elbette. Gerçi gelin hanım (biz hem Eğin hem de Galatasaray'dan tutturunca mecburen erkek tarafı oluyoruz) aslanlar gibi Fenerbahçeli (bu da kadın dayanışması)... ama olsun dostluk kazansın!!
Beşiktaş'la nedense zaten iki kulübün de “ezeli” bir sorunu yok.
Spor ve dostluk. Ne de yakışıyor.
Hamza Hamzaoğlu ve atletizmci eşine bakın anlarsınız.
Kimler vardı?
Kırk kişiyi saymam gerekir. Hatır kıramayacağım kişiler.
Kimi Mülkiye'den üstelik de mali şubeden abim, kimi yeğenimizin can dostu. Doğu Perinçek içerideyken her akşam ah.. ah... uykusuz kalmışlar... kimi dertlerini paylaştığım, çıkış yolu bulmaya çabaladığımız tekstilci, kimi yatılı okul öğrenciliğinden gelme alışkanlıklarımızın benzeştiği genç meslektaşım gazeteci... kimi kız babası olmanın müthişliğini anlat anlat bitiremeyen üst düzey yönetici...
Her renk.
Bir rengi daha anamadan geçmeyeyim. Baba dostumuz Prof. Dr. Mesut Parlak. İstanbul Üniversitesi eski rektörü ve çok değerli eşi. Onun yalancısıyım. Her gün bir Malatyalı ile konuşmak sağlığa iyi gelirmiş. Yalnızca Malatyalı değil, hekim ayrıca. Bir bildiği vardır.
Ama hepimizin ortak noktası ne olacak bu memleketin hali...
Bu kadar kafa yoran olunca bir çare bulacağız kesinlikle!
Oh, rahatladım dönüyorum.


Can Dündar, AP raporunu yazanTürkiye raportörü Kati Piri ve Selahaddin Demirtaş.

KISA HİSSELER

**Eren Aysan. Babasının kızı. Bayrağını yüksekte tutan. Başka canların canı yanmasın kaygısını yüreğinde duyan. Değerli şairimiz Behçet Aysan'ın kızı. Şunları yazdı:
“Sıvas'ta katledilen bir şairin, Behçet Aysan'ın kızı olarak Başbağlar'da ölen canları sgıyla anıyorum. Bu ülkede aynı acıyı paylaşıyoruz.”
**İsrailli yazar, “Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kürt devletinin kurulamamasının nedeni Atatürk'tü” demiş. Ah Atatürk, ah!
Yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da saflar netleşiyor.
Siz neredesiniz?
**Bir Türkmen atasözü: “Biz namaza durduğumuzda yüzümüzü kıbleye, sırtımızı Türkiye'ye döneriz.”
Türkiye'ye güveniriz diyorlar.
Komşularımızın bu sözünü kara çıkarmamak gerekir.
**BBC'nin bir araştırmasına göre son üç yılda Türkiye'de Amerikan karşıtlığı yüzde 28 artmış. Bunun sebebinin de ABD'nin PKK'ya, FETÖ'ye ve YPG'ye karşı tutumunun neden olduğu belirtiliyor.
** ABD Dışişleri Bakanı: “Büyükada'da insan hakları savunucularının tutuklanmasından ”derin endişe” duyuyoruz.
Bu ne derinlik!
Öyle ya biz tutuklanırken alkışlamanız, bizim için onurdur!
Altında bir okuyucu yorumu şöyleydi:
“Bu insan hakları savunucuları bir şehit ailesinin evini ziyaret edip terör örgütlerini lanetlemişler mi görev tanımlarında teröristler var.”
Doğru söze ne denir.

Rıfat Börekçi. Biriktirdiği kefen parasını milli mücadeleye bağışlayan, 4 Nisan 1924'te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı. Sıvas Kongresi'nde milli mücadeleye katıldı. Özellikle Ankara Fetvası’nı hazırlaması Damat Ferit hükümetini çileden çıkardı. “Kuva-yı Milliye adı altında çıkarılan fitne ve fesadın hazırlayıcısı ve teşvikçilerinden olduğu” ölüme mahkum edildi. Ama o milli hükümetin ilk Meclisi'nde milletvekili olarak görev yaptı.​

SİLİKON KADINLAR

Japon erkekleri aşkı silikon kadınlarda bulmuş. “Bir daha asla gerçek kadınlarla birlikte olmayacağım. Onlar kalpsiz” demiş biri.
Belli ki yaşamında “gerçek kadını” bulamamış bir Japon.
Artık zor iş, anlaşılan.
Kapitalizmin kalp öldürdüğü de bir gerçek. Telefonlar, bilgisayarlar, teknolojik ilerleme, gökdelenler, yollar, hızlı trenler...
Japonya çok ileri!!
İlerilik nedir?
“Kalp” ölmüş. Oysa Japonlar en “kalpli” insanlardı.
Her toplumda cana can veren, besleyip büyüten kadınlar da hep en kalplidirler.
Onlar bile gidebiliyormuş demek ki...
Şu dünya düzeninin ettiğine bakınız!
Hem toplumun ve ekonominin ilerlemesi hem de “kalpli” olmak mümkün mü?
Elbette.
Hedefe neyi koyduğunuza bağlı.
İnsanın mutluluğuna hizmet eden anlayışı merkeze koyarsanız, çok kolay.
Oklar size doğru yolu gösterir.
Biz dayattık.
Mecbur bıraktık!
Bir okuyucumuz geçen haftaki Türkiye ekonomisi üzerine yazıma ilişkin şunları söylemiş: “Şule Hanım, VP başkanı Doğu Perinçek'e sorar mısınız, ülkeyi bu duruma getiren bir hükümetin adalet dağıtması mümkün mü?”
Onu Doğu Perinçek'e ayrıca sorun. Ama ben kendi fikrimi söyleyeyim. Ben kan davası gütmüyorum. Siyaset o değil. Ben Türkiye'mde işler iyi gitsin istiyorum. Onun için siyaset yapıyorum. Adalet olsun istiyorum. Eğer gerçekten FETÖ ve PKK yargılanıyorsa sevinirim. Sen kötüsün, iyi iş yapamazsın demem.
Eğer durum koşullar değiştiğinde değişik tutum almazsanız, değiştiniz anlamına gelir. BOP eşbaşkanıyken yapma diyorsunuz, şimdi PKK'nın üzerine gidiliyor. Sen eşbaşkandın gidemezsin mi diyelim.
Varlık nedeniniz “vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığını savunmak ve korumak” ? AKP'ye muhalefet için muhalefet değil.
İkincisi AKP de kendiliğinden mi onların üzerine gidiyor? Gül gibi geçinip yiyip içiyorlardı... Açıla saçıla koşuyorlardı.
Sizin sayenizde, benim sayemde... Biz dayattık. Mecbur bıraktık. Ya yok olacaktık, ya üzerlerine gidecektik.
Ne yapalım şimdi? Siz ne öneriyorsunuz?
“Ben daha çok, daha çok git”, “daha iyi, daha mükemmel git” demeyi... öneriyorum.
Ekonomiyi de şöyle düzelt. Yok düzeltemezsen çekil kenara. Biz yapalım... diyorum.
Ya siz?


Bereketli topraklar. Adıyaman’da bir tarlada 1600 yıllık mozaik bulundu.