2019 Göbeklitepe Yılı yalnız ‘turizm yılı’ değil, bilim yılı olsun

Göbeklitepe, 1 Temmuz 2018 günü Unesco Tarihsel Miras Listesine alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 25 Aralık 2018 Salı günü 2019 yılını “Şanlıurfa- Göbeklitepe Yılı” ilan etti.

TARİH GÖBEKLİTEPE’DE BAŞLIYOR

Göbeklitepe denince, artık hepimiz biliyoruz, tarih yeniden yazılacak.

Doğrudur, sınıflı toplum en uzak MÖ 4000’lerde Sümerlerden başlatılıyordu.

Göbeklitepe’nin ortaya çıkartılması, bu değerlendirmeyi altüst etti. 6 bin yıllık sınıflı toplum ya da uygarlık tarihi, 12 bin yıla çıktı. Kazıları yapan Arkeolog Klaus Schmidt’in saptamasına göre, Göbeklitepe’nin inşa edilmesi MÖ 9600’lü yıllarda başlamış. O günden bugüne aşağı yukarı 11 bin 600 yıl geçmiş.

Tarih, artık Göbeklitepe’de başlıyor.

Çünkü şu anki bulgulara göre, özel mülkiyet, üretim fazlası, sınıflı toplum, zorun gücü, kul ya da köle emeği, mühendislik, matematik, geometri, sanat, din, tanrı, hepsi Göbeklitepe’de başlıyor. Tarih öncesi ile tarih sonrasını ayıran insan eylemini, artık Göbeklitepe’de buluyoruz.

TAPINAK VARSA SINIFLI TOPLUM VAR

Göbeklitepe’de bulunan taş yapıların tapınak olduğu konusunda görüş birliği var. Tapınak varsa, artık eşitlikçi kabile toplumunun varlığından söz edilemez. Tapınağın olduğu her yerde, sınıflara bölünmüş bir toplum vardır.

Tarih, toplumsal-ekonomik kuruluşun dışında uydurulduğu zaman, 6 tondan 50 tona kadar ağırlıkta dikili taşlarla yapılan bir tapınağı, sınıfsız toplumun gönüllü seferberliğine bağlayanlar olabiliyor.

Oysa sınıfsız toplum, avcılık ve toplayıcılıkla ancak kendi karnını doyurabilen hatta doyuramayan ve açlığın sınırında yaşayan toplumdur. O toplumun teknolojisi, olsa olsa karın doyurmaya elverir, daha fazlasına değil. Bir toplum, istikrarlı olarak üretim fazlası yarattığı zaman, o üretim fazlasına kimin sahip olacağı sorunu da ortaya çıkar ve özel mülkiyet oluşur. Artık toplum sınıflara bölünmüştür.

Göbeklitepe tapınağı, sınıflara bölünmüş bir toplumu kanıtlıyor. 200 kadar her biri tonlarca ağırlıkta dikilitaşları çok uzaklardan taşıyacak kadar emek-zamanın varlığı, bir üretim fazlasının varlığına işaret ediyor. O dikilitaşlar karın doyurmayacağına göre, Göbeklitepe toplumunun hayatta kalmak için gerekli ürünleri üretmek için harcadığı zamanın ötesinde bir zamanı olduğu anlaşılıyor. Karnını doyuramayan sınıfsız toplumun tapınak yapmaya harcayacak zamanı yoktur. Artı ürün olmasa, taşları taşıyanların karnı neyle doyurulacak? Demek ki, artı ürün var ve sınıflar var.

TAPINAK VARSA BEYLER VE RAHİPLER VAR

Bir yerde tapınak varsa, orada sınıflar vardır ve kul emeği de vardır. Çünkü tapınak ancak bir üretim fazlasının (artı ürünün) oluştuğu toplumda, kulların emeğiyle yapılabilir. Artık toplum, üretim fazlasına el koyan beyler ile üreten emekçiler diye iki sınıfa bölünmüştür. Toprağın ve sürülerin sahibi olan beylere hizmet eden kulların yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan miktarda üretim yapılmasının ötesinde, hâkim sınıfın zenginliğini oluşturan bir artı ürün de üretilmektedir.

TAPINAK VARSA KUL EMEĞİ VAR

Tapınak olan yerde, “sınıfsız toplumun gönüllü seferberliğini” bulmak, öküzün altında buzağı bulmak gibidir. Hele Göbeklitepe gibi ağır emek isteyen tapınağın varlığı, tıpkı Mısır piramitlerinde veya Çin’in sulama kanallarında olduğu gibi, köle emeğine veya kul emeğine işaret eder.

Yunan ve Roma örneklerinde görüldüğü gibi, kölenin kendisi de üretim araçları gibi özel mülkiyetin konusudur. Kul ise, beye bağlı çobandır ya da ağanın kapısında yanaşmadır, ancak alınıp satılmaz. Göbeklitepe’de o tapınaklar köle veya kul emeğiyle yapılmıştır. Yoksa eşitlikçi kabile toplumunun gönüllü seferberliğiyle değil.

TAPINAK VARSA İKNA DEĞİL ZOR VAR

Tarihin ekonomi politiğini bilmeyenlerin uydurdukları gibi, hiçbir avcı veya toplayıcı, “ikna yoluyla” toplam binlerce ton ağırlığındaki dikilitaşları çok uzaklardan taşımaya seferber edilemez. Bir kez onları seferber edecek bir hâkim sınıf yoktur, ikincisi o yekpare dikilitaşlar sırtta taşınmaz, üçüncüsü kabile üyelerinin taş taşımaya zamanları yoktur. Dikilitaş taşıyanlar aç kalır. Hiç kimse ikna yoluyla aç kalmaya seferber edilemez. Kaldı ki, açlıktan ölenler taş taşıyamaz. Bunları bilmeyenlerin tarih yazıcılığına kalkışmaları, 50 bin tonluk taşı sırtta taşımaya benzer.

Hele bu dikilitaşları taşımak için birden çok kabilenin ikna yoluyla seferber edildiğini ileri sürmek, bir kurgu film senaryosu olabilir ama bilimsel bir görüş olamaz. Çünkü kabileler birliği, kabile toplumunun çözülmekte olduğu ve sınıfların oluşmakta olduğu bir aşamaya işaret eder. O kabileler birliğinde ya da konfederasyonunda toplumu seferber eden otorite, bir tür kralın ya da hakanın otoritesidir. O zaman da artık “ikna ve gönüllülük” değil, zor vardır.

Tapınak, zor gücüne sahip olan bir hakim sınıfın, emekçiler üzerindeki hakimiyetini aynı zamanda rızaya dayandırmasının bir aracıdır. O tapınakta bir bakıma hakim sınıfın zoruna ibadet edilir, zor gücüne tapılır. İbadet etmek, kulluk etmek anlamına gelir. Bu nedenlerle Neolitik Çağda yaşayan avcı veya toplayıcılar ile tapınağı yan yana getirmek safsatadır.

TAPINAK VARSA TARIM VAR

Avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan sınıfsız toplumlar, karınlarını doyurabiliyorlarsa ne mutlu onlara!

Üretim fazlası, ancak hayvancılıkla ve tarla tarımıyla yaratılabilir. Orhun Yazıtları’nda, Kül Tigin’in on bin koyununun olduğu belirtiliyor. Yine Fırat, Dicle, Nil, Sarı Nehir, İndus gibi ırmaklarla sulanan verimli tarım topraklarında tarla tarımıyla büyük zenginlikler yaratıldığını biliyoruz. Ancak avcılık ya da toplayıcılıkla bir üretim fazlası ya da zenginlik yaratılmasına olanak bulunmuyor.

Avcılık ve toplayıcılık da bir üretimdir. Bunlar bilinmeden Göbeklitepe üzerine ahkâm kesilmesi doğru değildir.

Göbeklitepe toplumunun avcılık ve toplayıcılıktan tarım ve hayvancılığa geçiş devrimini yaptığını söyledikten sonra, hâlâ kabile toplumunun gönüllü seferberliğinden söz etmek tarihin dışında tarih yazma alanında kolay kolay rastlanmayan bir örnektir.

Göbeklitepe ve çevresinde yapılan araştırmalar, o tarihte tarım faaliyetine işaret etmektedir. Buğdayın atası Göbeklitepe’de bulunmuştur ve orada tahıl tarımının yapıldığı bizzat Klaus Schmidt tarafından saptanmıştır.

TAPINAK VARSA DİN, TANRI VE RAHİPLER VAR

Göbeklitepe’de bütün alâmetler Şamanizmin değil, dinin varlığına işaret ediyor. Nitekim sınıflara bölünmüş olan eski Türk toplumları, Tek Tengriye inanıyordu. Ancak uygarlığın kenarında dağlarda ve ormanlarda yaşayan sınıfsız toplumlarda Şamanizm vardı.

Kimi tarihin dışında sözde tarih uyduranlar, Göbeklitepe’de Şamanizm keşfedebiliyorlar. Oysa Şamanizm, din değildir; büyücülüktür. Şamanizm, çeşitli törensel eylemlerle doğayı etkileme iddiasındadır. Dinler ise, doğayı ve her şeyi yönetme gücünde bir efendinin varlığını kabul eder. O gökyüzündeki efendi, toplumdaki efendi-kul bölünmesini güvence altına alır.

ŞAMANİZMİN DAVULU VARDIR, DİNLERİN İSE TAPINAĞI

Şamanizmin davulu vardır, dinlerin ise tapınakları. Bir yerde tapınak varsa, Şaman davulu artık geçmişte kalmıştır ya da kalmaktadır. Davul artık hakan ordularının moral çalgısı olmuştur.

Yine tapınak varsa, artık orada beyler sınıfıyla birlikte hakim sınıfı oluşturan bir rahipler zümresi de oluşmuştur. Krallar ilk zamanlar, Tanrı Krallardır ya da Rahip Krallardır. Bilge Kağan’ın oğlunun adının Tengri Kağan olması gibi.

Göbeklitepe’de kabile toplumu uyduranların, aynı zamanda “dinsel düşünce”den ve “insan biçimi tanrılar”dan söz etmeleri, bilimsel üretim içinde bulunamayacak bir çelişmedir.

TAPINAK VARSA MÜHENDİSLİK VAR

Göbeklitepe çevresinde o dikilitaşları yapmak için kayalıklar yok. Bilim adamları, bundan 12 bin yıl önce 50 tonluk dikilitaşların çok uzaklardan nasıl taşındığını ve nasıl dikildiğini araştırıyor ve tartışıyorlar. Kabile toplumu şamanlarının davullarını çalarak o taşları yerlerinden oynatamayacağını ve ayağa kaldıramayacağını hepimiz biliyoruz. O kadar açıktır ki, o tapınağın ve o dikilitaşların varlığı, göreli gelişmiş bir teknolojiyi, gelişmiş bir mühendisliği, matematik ve geometriyi, gelişmiş bir örgütlenmeyi ve bir tür kırbaçla çalıştırılan emek gücünü (işgücü değil!) gerekli kılar. Bütün bunlar, Göbeklitepe tapınağını yapan toplumun “ikna yoluyla gönüllü seferber edilen bir kabile toplumu” olmadığını, gelişmiş teknolojiye sahip olan, örgütlü ve sınıflı bir toplum olduğunu gösterir.

Göbeklitepe tapınağındaki kimi kabartmalardan anlaşılıyor ki o toplum gökteki takım yıldızlarını izleyen bir bilimsel düzeye gelmişti. Kabile toplumu, büyü yaparak yağmur yağdıracağına ve yıldızları etkileyeceğine inanır. Tarım ve hayvancılık yapan sınıflı toplum ise, Göbeklitepe’de olduğu gibi gökyüzündeki yıldızları gözlemler ve araştırır.

GÖBEKLİTEPE SAFSATALARI

Hadi ekonomi-politik dışında tarih yazmaya kalkışanları hoş görelim ve amatör tarihçiliği şevklendirelim, ancak tarih bilimi adına öne sürülen öyle tezler var ki, şöyle özetleyebiliriz:

Göbeklitepe’deki buluntular, Taş Devrinde yaşayan avcı-toplayıcı insanların hayatta kalma ve günlük gereksinimlerini gidermenin yanı sıra doğayı anlamaya çalışma, doğaüstü güçlerin ya da tanrının/tanrıların varlığına inanma, dinsel törenler için düzenli aralıklarla bir araya gelme eylemlerini gerçekleştirdiklerini göstermekte imiş. Bu dinsel törenlerde hep birlikte, inançlarını simgeleyen hayvan ve insan kabartmalarıyla süslü tapınaklar, dev boyutlu dikilitaşlar yapmışlar.

Bu tarihçilerin avcı-toplayıcı toplumda, doğayı anlama faaliyetinin değil, doğayı yönlendirme faaliyetinin önde olduğunu öğrenmeye ihtiyaçları var. Yine kabile toplumunda doğaüstü tanrıların varlığından kimsenin haberi bulunmuyordu. İlkel kabile toplumunda dinsel inanç yoktu, bu nedenle dinsel törenler yapılmıyordu.

SÜMERLERİN DAMA ATILAN PABUCU

“Hayvan ve insan kabartmalarıyla süslü tapınaklar yapan ve dev boyutlu dikili taşlar diken” Göbeklitepe toplumunda, kralların ve beylerin izlerinin bulunması kaçınılmazdır. Bütün bulgular buna işaret ediyor.

Göbeklitepe tarihi, herhangi bir tarih değildir. Şu andaki bilimsel bulgulara göre dünya tarihi orada başlıyor. Başka deyişle uygarlık orada başlıyor. Daha öncesine kültür diyoruz ama uygarlık demiyoruz. Çünkü uygarlık, özel mülkiyetin ve sınıflara bölünmenin ürünüdür. Göbeklitepe gerçeği, taş devrinin sınırları içine sığmıyor. Toplumların Neolitik Çağdan, başka deyişle Cilalı Taş Devrinden, Taş Devrinin son çağından çıkışı, farklı coğrafyalarda farklı tarihlerdedir. Göbeklitepe, şu anda uygarlığa en erken geçişi temsil ediyor. Tarih orada başlıyor. Daha öncesine tarih öncesi diyoruz.

Sümerlerin pabucu, Göbeklitepe’de dama atılmıştır.

Göbeklitepe Yılında o dama atılan pabucu bulmak için uğraşmalıyız. Devletin araştırma kurumları ve üniversitelerimiz bu işe önem vermeliler.

Ulusal Strateji Merkezimiz (USMER) ile Bilim ve Ütopya dergimize de bu konuda iş düşüyor, umudumuz onlardadır.

YALNIZ döviz açığını değil tarih açığımızı da kapatalım

Türkiye, Üretim Devrimini başaracaktır, döviz açığını önünde sonunda kapatacaktır. Ancak asıl ürkütücü olan, Türkiye’nin bilim açığıdır, tarih açığıdır. Göbeklitepe üzerine her elini kulağına atanın tarihsel tezler döktürmesi, bu açığın boyutlarını bir kez daha ortaya koyuyor.

2019 Göbeklitepe yılı, yalnız bir turizm yılı olarak anlaşılmasın, Göbeklitepe tarihinin keşfi için de uygun bir zemin oluşturalım.