35 yaş altında 1000 genç

Türkçemizin ses bayrağı Cahit Sıtkı Tarancı’nın “yaş otuz beş yolun yarısı” dizelerinden söz etmeyeceğiz; bu yazımda sembolik başlığımız “35” ve vurguladığım konu; özellikle iktisadi kurum ve kuruluşlarımızın başına, üniversite, yüksekokul mezunu ve 35 yaşın altında gençlerin getirilmesi düşüncemdir… Türkiye, ‘nüfusu genç bir ülkedir’ ve Atatürk’ümüz de ülkemizi gençliğe emanet etmiştir, diyelim ve devam edelim…

ORTAK DEĞERLER YETERLİ

Elbette bu radikal bir karar olurdu, ancak elimde yetki olsa inanın bunu denemeye değer bulurdum. Çünkü ben de Türk gençlerine güveniyorum, hiçbir siyasi görüş ayrımı yapmadan, onların paylaştıklarına inandığım ve toplumumuzu birleştiren ortak değerlerimizin yeterli referans olduğunu düşünüyorum… Nedir o ortak değerler: Atatürk’ün Türk milliyetçiliği düşünüşüne bağlılık, ulus devletimizin önemini içselleştirmiş olmak, geleneklerimizin yapıcı yönünü özümsemiş, inancımızı insancıl anlayışla yorumlamak ve güzel dilimize tıpkı Tarancı ozan gibi saygı…

GENÇLİK: DİNAMİZİM VE ÇAĞDAŞLIK

Bunların üstüne bir de gençliğin dinamizmini, dürüstlüğünü, dayanışmacılığını eklersek ve yine gençlerin her türlü yozlaşmışlığı, ayrımcılığı, hurafeciliği bir yana itecek dirayeti göstereceğini bilirsek; gönül ferahlığıyla en değerli ve kritik kurumlarımızda ve kuruluşlarımızda, gençlerimizi göreve getirebiliriz... Dahası, gençlerin, teknoloji çağında internet programcılığı ve okur yazarlığı konusunda ve de dünyayı takip etme anlamında yaşları itibariyle olgun yaştakilere göre çok daha yetkin oldukları da ayrı bir gerçekliktir.

GENÇLER YÖNETMELİ !

Türkiye’de ne olacaksa gençlerle olacaktır! Köhnemiş, kalıplaşmış, tabakalaşmış bir idari yapının doksan milyon nüfusa giden bir ülkeyi 21. yüzyıla taşıması konusunda verilecek avans, açılacak kredi yoktur. Fakat doğal kaynakları, çalışkan işçileri ve yetenekli girişimcileri ile kabına sığmayan bir Türkiye için, gençliğe, yönetimde şans verilmesi ise, son derecede gerçekçi bir yaklaşımdır…

Düşünelim: yatırımcı bakanlıkların ve bankaların, DSİ, GAP, İller Bankası gibi kurumların, FİSKOBİRLİK, ÇUKOBİRLİK, PANKOBİRLİK, TARİŞ gibi kuruluşların, o arada, YÖK’ten sağlık kurumlarına, ppera baleden spor idaresine, enerji madencilik şirketlerinden tarım satış kooperatiflerine; 35 yaşın altındaki pırıl ışıl gençlerin en tepede, yönetim organizasyonunun en kilit noktalarında yer aldıklarını ve de karar alma süreçlerini belirlediklerini… 

İşte o zaman, halkın talepleri belki daha iyi dinlenir, çağın gerekleri yerine belki de tam olarak getirildi… “Korkma…” diye başlayan İstiklal Marşımıza kulak verelim; gençleri göreve getirmekten korkmayalım; değil korkmak tam tersine, onların sağduyusuna güvenerek, onlara görev verelim…

1000 NOKTAYA GENÇLER

Türkiye’de yukarıda adları anılan kurum ve kuruluşları da düşünerek, dahası idari bürokrasiyi de ihtiva edecek şekilde örneğin 1000 noktaya 35 yaş altında üniversite veya (meslek) yüksek okul mezunu 1000 idealist genç atayabilirsek, Türkiye’ye dinamizm ve sinerji katmış oluruz… Evet, Türkiye’nin üniversite mazisi yüz yılı aşıyor, her ne kadar halen dünyanın en iyi 100 üniversitesi arasında bizim üniversitelerimiz sıralamada yer bulmakta zorlanıyor olsa da, bu eğitim kademesinde çok değerli akademisyenlerin yol göstericiliğinde ve belli başlı disiplin alanlarında gençlerimizin dünyadaki gençlerden hiç de aşağı olmayan bir öğrenim aldıklarına inanıyorum. Yeter ki, onlara kredi açalım, şans verelim…

İŞSİZLİĞİ AZALTIR, UMUTLARI ARTIRIR

35 yaşın altındaki gençlerimizin yönetimlerde etkin yer bulması genç işsizliği de azaltacak bir yönelimdir… Bugün her 5 üniversiteliden 1’i işsizdir, üniversite / yüksek okul mezunlarından 4 milyon 77 bini iş bulabilirken, 995 bin üniversite mezunu işsize ek olarak 1 milyon 257 bin mezun işgücünde dahi bulunmamaktadır.

O arada, genel olarak 10 milyon 423 bin genç, işgücünün içinde yer almamakta, genç işsizlik oranı yüzde 21,6 olarak belirmektedir… İşte gençlerin özellikle iktisadi kurumlarda yönetime gelmeleri kendileri gibi gençlerin işsizliğinin azaltılacağı programların ve tasarrufların da önünü açacak motivasyonu sağlayacak, bu da gençliğin özgüvenini ve umutlarını yükseltecektir.

MİLLİ ÜRETİMİN DEĞERİNİ GENÇLER BİLİR

Öte yandan gençler, üretimin, üretken yatırımların önemini en iyi bilen kesimdir. Hayata gençliğin bakışı hakim olmalıdır. Yok değilse, borsaların 'savaşı fiyatlaması', bilmem hangi ekonomik veriyi satın alması gibi çarpık bir ağızla ekonomik hayatı sözüm ona yorumlayanlar vardır. Bu kesimlerin hepsinin dilinin altında servetin el değiştirmesine dair kaygılar vardır... Her biri; borsa, finansman, fırsatçılık üzerinden herhangi bir bireysel, toplumsal, ekonomik gelişmenin olacağını vaaz etmektedir… Bu çarpık ağızların memlekete faydası olmadığı ispatlıdır, fakat ağızlarına bu kadar bakılmasının öğrenilmiş bir çaresizlik, kanıksanmış bir tembellik ve dayatılmış bir neoliberal seçeneksizlikten (!) kaynaklandığı apaçıktır... Bunların ağzına bakan Türkiye, geride kalan yıllarda, TÜPRAŞ, TEKEL, TELEKOM, şeker fabrikaları, SEKA ve tarımda haksız özelleştirmelerle, borç batağına batırılmıştır… İşte gençler bu kara düzeni, bu para düzenini değiştirecek olan kesimdir.

TÜRK GENÇLERİ DÜNYANIN FARKINDADIR

Türk gençleri madenlerinin değerini bilir; boruna, toryumuna sahip çıkar… Türk gençleri TCDD ve THY’nin ve limanların dünyanın “gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi” kamunun elinde kalmasının önemini bilir ve onları gözü gibi korur… Türk gençleri, bir kişiye iş sağlamanın yüz binlerce dolar ettiğini bilir, o nedenle istihdamı korumaktan ve geliştirmekten kendisini sorumlu sayar ve de görevini kamucu bir anlayışla yerine getirir… Türk gençleri, Akdeniz’de Mavi Vatan’a, dünyada Türkiye coğrafyasına sahip çıkmak için gece gündüz çalışmanın gereğini bilir ve sürekli kendisini geliştirerek, mutlu ve umutlu bir Türkiye’yi kurma idealinde var gücüyle çırpınır…

Gelin 35 yaş altı bin gencimizi özellikle iktisadi alandaki kurumlarımızın başına getirmeyi planlayalım. Onlara güvenle yaklaştığımız, onlara yetki ve inisiyatif verdiğimiz oranda geleceğimize güvenle bakabiliriz…