AB kime 6 milyar deprem yardımı veriyor?

Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye 6 milyar avro deprem yardımı yapacağı haberi geçen hafta medyamızda yankı buldu. Başlıklar hep ‘yardım’ lafını kullanınca heyecanlandık, sevindik, sonuçta 6 milyar avro büyük bir meblağ sayılır!
Deprem sonrası ilk haftalarda yoksul ülkelerden gelen karşılıksız ve bağış şeklinde gelen nakit para yardımı çeyrek milyar avroyu aşmış, zengin Avrupa’nın nakit para yardımı sönük kalmıştı. Avrupa merhamete geliyor, siyasal emelleri bir kenara koyup, karşılıksız yardım mı dağıtacak acaba diye şaşırdık? Durum mu değişti? Hep birlikte bir bakalım.

Aslında daha hemen depremin ilk günlerinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Batılı devlet, banka ve önemli kurumlarının temsilcilerini konferansa çağıracaklarını ve Türkiye ile Suriye’deki deprem için yardım toplayacaklarını açıklamıştı ve nihayet o konferans işte 20 Mart günü Brüksel’de gerçekleşti.

Avrupa Komisyonu ve İsveç dönem başkanlığının düzenlediği uluslararası bağışçılar konferansına, AB ve üye ülkeler, BM Kalkınma Programı başta olmak üzere BM örgütleri, Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Yeniden İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) gibi önemli finans ve yatırım kuruluşları ve birçok ülke katıldı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson tarafından açılan konferansa, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu yerinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise video mesajla katıldı.

Von der Leyen’in “beklenilenin çok üzerinde başarılı oldu” sözleriyle ifade ettiği bağış konferansının sonunda Türkiye için 6 milyar avro sözü alınırken, Suriye için de 1 milyara yakın nakit sağlandı. Konferanstan ayrılırken memnun kaldığı izlenimini bırakan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, yardımın, özellikle şu andaki acil ihtiyaçlara yönelik olarak çabuk gönderilmesi gerektiğini vurguladı: “Acil ihtiyaçlar var. Bir kısmı bunlara harcanacak, kendileri ile de görüştük ve onların bir an önce gönderilmesinde fayda var.” ‘Bir an önce’ gönderirler mi acaba?

Cumhurbaşkanı Erdoğan da video mesajında depremin ekonomik zararının 104 milyar avro oluğunu aktararak bağış konferansına teşekkürlerini sunacaktı.

Yardım taahhüdünde bulunanlar arasında 1.78 milyar avroyla Dünya Bankası, 1,5 milyar avroyla EBRD, 500 milyon avroyla Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası ve 1 milyar avroyla Avrupa Komisyonu başı çekiyor. Ancak taahhüd edilen toplam 6 milyarın aslında 4,3 milyar avrosu karşılıksız değil, uygun faizli BORÇ olarak veriliyor. Yani Türkiye bunu geriye ödemek zorunda. 1 milyar 750 bin avrosu hibe, yani karşılıksız yardım. Neyse, ‘borcun’ bile yardım sayıldığı günlere kaldığımız için çoğu insan buna da memnun kaldı. Teşekkür ederiz.

SEÇİM ÖNCESİ TEK KURUŞ YOK

Ama gelgelelim ki vaadedilen bu 6 milyarın arka planına biraz daha yakından baktığınızda inşallah sevinciniz kursağınızda kalmaz!

Birincisi bu nakit parayı, Çavuşoğlu’nun beklentisinin aksine, ufak üç beş acil şey dışında hemen vermeyeceklerini, mutlaka seçimlerin sonucunu bekleyeceklerini ve en erken hazirandan sonra işlemlere başlayacaklarını ve ondan sonra da ‘gıdım gıdım’ vereceklerini açıkladılar. Nakit para iki bölümden oluşacak; barınma ve hijyen gibi acil ihtiyaçlar için olan bölüm, ikincisi ise kentlerin yeniden inşası ve alt yapısı için harcanacak olan bölüm. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu özellikle acil ihtiyaçlar için olan bölümünün daha fazla olması gerektiğine ve en kısa zamanda verilmesine vurgu yaptı ama Avrupa Komisyonu’ndaki eğilim ise bunun tam tersi. Niçin!

ŞİMDİ VERİRSEK MUHALEFET KIZAR DİYORLAR

Bazı AB yetkilileri ve yakınlarındaki yorumcuların sözlerine bakarsak, AB 6 milyarın seçim öncesi verilmemesinde son derece kararlı. ABD merkezli ama Avrupa Komisyonu’nun akıl hocalığını yapan Carnegie Europe bunun nedenini açıkça şöyle belirtiyor: “Ankara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deprem sonrası ilan ettiği, iktidar amaçlı ama gerçekçi olmayan, “bir yıl içinde yeniden inşa etme” planlarına destek istiyor. Yani milyarlarca dolarlık AB yardımı görevdeki cumhurbaşkanı için bir zafer olarak sunulacak, halkta da (muhalefette) tepki toplayacaktır. Batılı liderler iktidarın bu siyasetinden kesinlikle uzak duracak.”

Yani AB için, depremzedelere acil yardım değil, Erdoğan’ı seçtirtmemek ve muhalefeti kızdırtmamak daha büyük önem taşımaktadır. Taahhüd edilen 6 milyar bu nedenle seçim sonrasına ertelenecektir.

Hatta Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası’nın 500 milyon kredi açması da bu bakımdan biraz endişeyle karşılanıyor komisyon çevrelerinde. Çünkü Ankara’ya muhalif olan bu banka 7 yıldır Türkiye’ye kredi vermekten kaçınırken birden kendi boykot kararını böylece çiğneyince, bazı AB liderleri bunun da Türkiye’deki muhalefetin tepkisine yol açacağından çekiniyorlar.

Diğer taraftan AB’de, para yardımını vermemenin ise Türk halkında tepki uyandıracağından da korkuluyor ve 6 milyarın halkta Avrupa’yı ‘umut’ yapacağına dikkat çekiliyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Achim Steiner, bağış konferansı sonrası Alman Haber Ajansı dpa’ya verdiği demeçte, afetzedelere ‘umut’ olmanın yeni binalara başlamaktan daha acil olduğunu ve AB’nin ‘o insanları hayatlarını yeniden kurabileceklerine ikna etmesi gerektiğini’ söyleyecekti. Carnegie Europe da ‘halkla dayanışmakla iktidara yaranmaktan kaçınmak arasındaki ince çizgiye dikkat’ çekerek ve bunun zorluğuna işaret ederek, Avrupa Komisyonu’nu AKP iktidarına ‘açık taviz vermeden’ hareket etmesi konusunda uyardı.

6 MİLYAR İSVEÇ’İN NATO’YA ÜYELİK FİYATI DEĞİL DİYORLAR

AB ülkelerini Brüksel bağış konferasında toplamak ve 6 milyar yardım vaadinde bulunmak NATO, AB dönem başkanı İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve başka bazı AB liderleri açısından, Ankara’yı İsveç’in NATO üyeliğine muhalefetini kaldırmaya ikna etmek için bir fırsat olarak da görülüyor. En azından birçok Batı medyasında yorumlar böyle. Ama AB bu konuda kendi içinde çelişkili ve tereddütlü: “Bu fırsat tam tersine Ankara'ya çıtayı bir kez daha yükseltme fırsatı verebilir.”

Aslında bağış konferansı çağrısı çoğu AB lideri için bir sürpriz olmuş. Von Der Leyen’le beraber bu çağrıyı yapan en istekli kişi ise: İsveç Başbakanı Kristersson.

Gelelim kritik bir başka noktaya: Bazı basınımızda, ayrıntılarına girilmeden, 6 milyarın Türkiye’ye verileceği şeklinde verilen haberin gözden kaçan çok önemli bir püf noktası daha var. Öyle değil işte! Bu paranın hemen hemen tamamı, devletimize verilmeyeceği gibi, harcanması da zorunlu AB tercih ve denetimine tabi kılınıyor. Meclis gruplarının başkanlığını yapan 9 çok önemli AB milletvekilinin bağış konferansı sonrası altına imza attığı ortak basın açıklamasında şöyle deniliyor:

“Tüm parasal desteğin güvenilir ortaklar aracılığıyla yerine ulaşması en şeffaf ve hesap verebilir şekilde dağılımının yapılması gerekir.”

AB’deki bu yaklaşımın farkında olan Çavuşoğlu acaba bu nedenle mi, bağış konferansı sonrası, yardımın tek tek projeler hayata geçtikçe aktarılacağını açıklayarak, hepsinin ‘denetime açık ve şeffaf şekilde sadece depremle ilgili olarak’ kullanılacağına vurgu yapıyordu? Demek ki o herşeye rağmen, 6 milyar taahhüdün Türk hükümeti tarafından yönlendirileceğine inanıyordu.

6 MİLYARI ANKARA DEĞİL BAĞIŞÇILAR KEYFİNCE KULLANACAK

Carnegie Europe bu kilit noktaya daha da açıklık getiriyor: “Batılı bağışçılar, BM sistemi, STK'lar ve çeşitli kurumlar aracılığıyla yardım taahhüdlerini yerine ulaştıracak, böylece taahhütlerinin yalnızca hükümet aracılığıyla kanalize edilmesinden kaçınacaklardır. Onlar sıkı, şeffaf ve zorunlu mali ve teknik kontroller yapacaklarından, yardım hükümet için açık çek veya bütçe desteği anlamına gelmemiş olur.”

Ve hatta daha da ileri gidilerek şöyle deniliyor: “Tahmin edilebileceği gibi, Suriyeli ve Türk liderler mümkün olduğu kadar siyasal iktidar çıkarı elde etmeye çalışırken, çevre ve güvenlikli inşaat standartları gibi konuları bir kenara iteceklerdir. Bu nedenle her bağışçı (banka veya kurum) taahhütlerini kendi operasyonel kurallarına ve büyük ihtimalle kendi siyasal tercihlerine göre yerine getirmelidir.”

Özetlersek şunu kastediyorlar: 6 milyar avroyu Ankara’daki iktidarın eline teslim etmeyeceğiz, onlar şeffaf olamaz zaten, bu parayı veren banka ve kurumlarımız kendi kafalarına göre gidip Türkiye’de istedikleri kurumlarla beraber yardımları yerlerine ulaştıracaklar ve Türkiye karışamayacaktır. Yani taahhüd ettikleri 6 milyarı seçimlerden sonra kendi isteklerini dayatarak Türkiye’de harcayacaklar.

Bu, 6 milyarı, AB komisyonu ve bankalarının kendi siyasal çıkarlarına göre, Türkiye’nin iç işlerine müdahale amacıyla kullanabilecekleri anlamına gelmiyor da ne! Karşılıksız hibe deprem yardımı böyle mi olur? İpini elinde tutuyor! “Tutar tabii, parayı veren düdüğü çalar” diyenler olabilir?

Carnegie Europe’da bu konudaki bir manşet şöyle : “Suriyeli ve Türk liderlerin siyasal emelleri insani yardım emellerinin çok ötesinde.”

Peki ama, durum böyleyse AB açısından, o zaman AB’nin bu 6 milyar yardımdaki emelleri neyin ötesinde?