Ateş ve Aydınlık’lar gördük

Anatoly Miziev, geçenlerde nereden estiyse, “Aydınlık” yazarı Henri Barbüsse’ten söz edince, Cağaloğlu’nun kâğıt ve mürekkep kokulu anılarında kayboluyorum: Kimi yakalasam götürüyordum Öncü Kitabevi’ne. Lenin çok övmüştü onu. Özellikle “Ateş”te, savaşın dehşetli acılarını, generallerin kendi askerlerine acımasız davranış ve eziyetini, erlerin üstlerine yaranma derdini yaşanmış örneklerle sergiliyordu Barbüsse. Kimi bencil tutarsızlıklar savaştan sonra baktı ki sivil yaşamda da sürüyor, tuttu Moskova’ya gitti; emek edebiyatının ilkelerini orada savundu ölünceye kadar. Fransa’da onu eleştirenlerin bir teki anımsanmıyor bugün.
Suikasta kurban gidişinin hemen ardından I. Dünya Savaşı’nın başlatıldığı o ateşli savaş karşıtı ve sosyalist liderin, Jean Jaurès’nin ilkesine nasıl da bağlıydı Barbüsse: “Yurtseverliğin azı bizi enternasyonalizmden uzaklaştırır, enternasyonalizmin azı yurtseverlikten...”

SOLDA 50 YIL
Bir rastlantı mı yoksa tarihsel zorunluluğun verili koşullarda benzerliği yakalayınca kendini dayatması mıydı, her ne olursa olsun, son günlerde Jaurès’yi ve Barbüsse’ü anımsamanın hiç de boşuna olmayışı Aydınlık sayfalarında uç verdi: Hüseyin Karanlık; “Solda 50 Yıl” adlı yazı dizisiyle, Türkiye’de solun beş yılda 50 yılı belirleyen en coşkulu dönemini içerden yaşamış bir devrimci olarak kalın izler ve derslerle günümüze taşırken, solun yeniden mayalanıp tarihsel geleceği üstlenmesine ışık tutuyor.

Dizinin dünkü bölümünde Milli Demokratik Devrim (MDD) saflarındaki bölünmenin gerekçesini açıklarken iki temel noktayı vurguladı. İlk vurgu şöyleydi: “Perinçek ve arkadaşları, MDD’ye işçi sınıfının önderlik etmesi gerektiğini, Mihri Belli ise ‘sivil asker aydın zümre’nin başını çektiği ‘zinde güçler’in de pekâlâ MDD’ye önderlik edebileceğini savunuyordu.”

Yine Mihri Belli’nin teziyle farklı olduğunu öne sürse de örgütlenme ve mücadele biçiminde onun teziyle aynı kapıya çıkan “Öncü Savaş” eylemlerinin özde ve eylemde değil, sözde parti yandaşı oldukları gerçeği de açık biçimde vurgulanıyordu.

ÖLÜ BİR SERÇEYİ SAHİPLENMEK
Bütün o hızlı mücadele yıllarındaki yazılı kültürde postmodernizmin kof sözlerle küfre dayalı tüketici söylemi yoktu. Aynı saflardaki kişilerin amacı her ne pahasına yenmek, hele hele muhatabını yok etmek değildi; yeni bir aşamaya kazanmaktı. İnsanı dönüştürmek, devrimcinin önce kendini ve yoldaşlarını dönüştürmesiyle mümkündü.

Türkiye’nin nüfusu bugünkünün yarısı kadardı ama alanları her gün binlerce devrimci, Bağımsız Türkiye ve Kahrolsun Amerika sloganlarıyla dolduruyordu. Her türlü karşıtlığı ödünsüz ama yoldaşça saygıyla değerlendirmek, geçmişi yok sayarak değil, barikatlarda yaşamını yitirivermiş ölü bir serçeyi bile sahiplenerek bugünü yüklenmek ve geleceğe bu donanımla yönelmek herkesin tutkuyla bağlı olduğu bir görevdi. Hüseyin Karanlık, geçmişten söz açılınca sıkılanlara bu yazıyla bir ders daha vermiş oluyor: Örgüt içi değil, sol içi eleştiri bile fikirlere ve gerçeğe dayanıyor, palavraya değil...

YÜKSEK POLİTİK BİLİNÇ
O günlerde bir temel gerçek daha, Jaurés’nin yukardaki sözüyle aydınlanıyor: Mihri Belli, yurtseverlik kavramına milliyetçilik kavramını ikame ederek onu tahrif edince, bu tahrifatı Aydınlık’ta (PDA) ortaya çıkaran Doğu Perinçek, Belli’nin devrimcilere yalan söylediğini göstermekle onun saygınlığını da oldukça zedelemişti.

Aydınların mücadeledeki yeri belirleyici önemdeydi. Lenin, işçi sınıfının kendiliğinden bilinci partili aydınlarca politik bilince dönüştürülür, diyordu. Gramsci ise, partili aydını “organik aydın” kavramıyla işçi sınıfının organik bütünselliği içinde değerlendirmişti. Bu tutum, sol partilerde tartışmaların Marksist terminolojiyle yürütüldüğü yıllar boyunca ilkesel ağırlığını korudu. Somut ve küçük bir örnek: Çeyrek yüzyıl önce Doğu Perinçek; günlük Aydınlık’ta Gramsci ve aydınlar üzerine bir yazısında, “ülkemizde Cemal Süreya’nın simgelediği aydın kişiliğinin yaşayan örneğini Seyyit Nezir üstleniyor” deyivermiş, geçtiğimiz yıllarda ise, bu organik bütünselliği pekiştirmek üzere, Başkanlık Danışmanlığını üstlenmesini isteyip meselenin güncel önemini vurgularcasına onu bu göreve atamıştı.

Sadedim şudur: Karanlık; 68’lilerin anılarını tazelerken, öğrenme tutkusuyla yanıp tutuşan genç Aydınlık saflarına bu dizisiyle geçmişten geleceğe uzanan sağlam bir köprü uzatıyor.