Batı medeniyetini yaşayan gençlerden öğrenelim

Medeniyet tartışmasına Avrupa’da yaşayan bir gencin mektubuyla devam ediyoruz: “İsviçre’de ve Fransa’da yaşıyorum. Gözlemlerimi paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Öncelikle Türk halkı ve gençliği olarak kendi kültürümüzün ve köklerimizin değerini bilmemize benim de bir katkım olsun istedim.

“İkincisi, bugün Türkiye’deki medeniyet tartışmasına bilgi sunmaktır. Modern Batı kültürü diye parlatılan medeniyetin gerçekleri o ülkelerde yaşayanlarca bilinir, Gelin görün, sizler de anlayacaksınız. Madalyonun bize gösterilen yüzü cilalıdır. Yakından bakınca pas tuttuğunu görüyorsunuz.

YOKSULLAŞMA

“Fransa, Avrupa Birliği’ni son birkaç yıldır saran ekonomik kriz tufanından en çok etkilenen ülkeler arasında gösteriliyor. Enflasyon verileri yüksek olmamasına rağmen Fransa’da ekonomik daralma ve insanların alım gücünün düştüğü görülüyor. Daha önemlisi devlet, yoksul insanlara yönelik yeni gelir kalemleri açıyor kendisine. Geliri az olandan daha çok vergi alıyor; trafikte, park yerlerinde daha çok ceza kesmek için tuzaklar kuruluyor. Kısacası yoksulu ve orta halliyi daha da yoksullaştıran bir ekonomik sistem var.

“ İsviçre ekonomisi diğer Avrupa ülkelerine göre daha iyi bir konumda. Buna rağmen İsviçre’de de yoksullar daha yoksullaşıyor. Federal İstatistik Dairesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre 5 milyon nüfuslu İsviçre’de 600 bin kişi fakirlik sınırının altında. İsviçre devleti bu açığı kapatmak için sosyal hizmetleri kısıtlamaya ve halkı soyan gelir kalemleri açma yolunu seçiyor. Bu konuda Sosyolog Peter Steckeisen şöyle diyor: ‘Fakirlik, işsizlik, nüfus ve malulen emeklilik giderek artıyor. Bunların yanında sosyal devlet krize girdi, sosyal yardımlarını kısıtlama yolunu seçti.’

BİREYCİLİK DORUKTA

“Bu ekonomik bunalım ortamı elbette insanların maddi hayatını derinden etkiliyor. Fakat vurgulamak istediğimiz nokta bu değil. Avrupa’nın kaçınılmaz olarak içine düştüğü bu ekonomik bunalım ve aşağıda sözünü edeceğimiz diğer etkenler Avrupa’da yaşayan insanları ve özellikle gençleri manevi bunalımlara sürüklüyor.

“En önemlisi bireycilik. Avrupa ülkelerinde bireycilik had safhada. Kapitalizm, toplumu parçalıyor. Bu nedenle çürüyor. Eğitim hayatından iş ortamına kadar arkadaşının üstüne basmadan başarı vaat etmiyor. İnsana yabancı bir sistem kurulmuş. Kapitalizmin emperyalist bir nitelik kazanmasıyla bir zamanların toplumcu, dayanışmacı kültüründen iz kalmamış. Batı ülkelerinde bireycilik büyük bunalımlara yol açıyor.

“Türkiye farklı. Emperyalizmin yıkıcı etkilerine rağmen, dayanışmacı kültürün insan ilişkileri yine de varlığını koruyor. Bizde bireyciliğin etkileri Avrupa ülkelerine göre sınırlı. Ülkemizde ve genel olarak Doğu kültüründe dayanışma, sadakat, arkadaşlık, dostluk, fedakârlık gibi nice kavram değerini hâlâ korurken, Batı ülkelerinde bu kavramlardan eser kalmamış.

PSİKOLOGLARIN REÇETELERİ

“İsviçre’de kapısı en çok aşındırılan meslek sahipleri psikologlar. Kendilerine gelen gençlere şu öğütte bulunuyorlar: ‘Sen üzülme. Sen üzüleceğine başkaları üzülsün.’

“Ya da Fransa’da bir müzede sıra beklerken sağanak yağmur altında şemsiyeniz yoksa hiç kimse şemsiye tutmaz. İnsanların aklından şu düşünce geçer: “Sen de para verip şemsiye alsaydın!”

ARKADAŞSIZLIK

“Bir diğer önemli etken ise insan ilişkilerinin ve aile bağlarının zayıflaması. Çoğunun bir veya iki arkadaşı var, kimisinin hiç arkadaşı yok. Türklerin ve yabancıların durumları daha da olumsuz. Ayrıca bu nedenle toplumun kenarına itiliyorlar. İnsan ilişkileri asgariye inmiş durumda.

“Birbirinden kazık yiyen, birbirinin üstüne basan genç sayısı oldukça yüksek. Herkesin bir hikâyesi var aldatılmaya dair. Benzer hikayeleri yetişkin insanlardan da dinlersiniz. Özellikle çalışma hayatında, işyerlerinde.

“Türkiye’deki çevremle karşılaştırdığımda az sayıda arkadaşı olan genellikle istisna olarak görülür. Bu insanların aksi, uyumsuz veya sorunları olduğu düşünülür. Ne yazık ki Batı ülkelerinde olağan olan arkadaşsızlık ve yalnızlıktır. Yedisinden yetmişine kadar insanlar yalnız. Omuz omuza vermenin, beraber sorunların üstesinden gelmenin unutulduğu bir toplumda yaşıyoruz. Herkes bunalımla boğuşmaktan yorgun düşmüş.

AİLENİN DAĞILMASI

Aile ilişkileri de öyle. İsviçreli ve Fransalı ana babalar, çocuklarının “birey olmasını sağlamak” adına onlara toplumdan koparan bir kültürü veriyorlar. Çocuklarını koruyup kollama, onlara hayatlarında yaptıkları seçimlerde rehber olma, onlarla dertleşme ve sorunlarına ortak olmak gibi sorumluluklar tarih oluyor. Çocuğun gelişimine katkı sağlayacak davranışları bir kenara bırakmışlar. Çocuklar ve gençler, sözümona özgür olarak kendi yolunu çizsin anlayışıyla, insanlık dışı sistemin kucağına bırakılıyor. Ana babalar ne yazık ki, çocukları hata yaptıklarında onlara doğrusunu anlatmak, destek olmak yerine şu cümleleri sarf ediyorlar: “Kendi seçimini yaptı. İstediğini yapsın, bedelini ödeyecektir.”

DELİRMEYE DELİRENLER

İşte bu tip insanın kendisine ve dolayısıyla diğer insanlara yabancılaştığı bir Batı’yla karşı karşıyayız. Peki bunların sonucu neler mi oluyor? Yukarıda değindiğimiz gibi çözümler psikologta aranıyor. Psikoloğa gidenlerde, öyle rahatlama, gevşeme yok, çok ciddi bunalımlarla giriyorlar.

Bu bunalımlar o kadar sıradanlaşmış ki, nerdeyse ruhsal sorunu olmadığını düşünenlere anormal diye bakılıyor. Psikologlara başvurup emekli olmak için kendilerini “delirtmelerini” talep edenler bile var. Bu insanlar çeşitli ilaçlarla ruhsal bozukluklara sürüklenip emekli ediliyorlar. Fakat bu yolun maalesef dönüşü olmuyor. İsviçre’de bu uygulama oldukça yaygın, maalesef insanlar delirmeye delirmiş durumdalar.

UYUŞTURUCU

İsviçre’de ve Fransa’da gençler arasında uyuşturucu kullanımı yüksek. Gençler bunalımdan ve yalnızlıktan bir kaçış olarak görüyor uyuşturucuyu. Örneğin Fransa’da ülkenin en büyük gazetelerinden Le Monde Mayıs 2013’te şu manşetle çıkmıştı: ‘Gençlik için alarm zilleri: Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı tırmanışta.’

“Paris’te herkesin ortasında, mesela sitelerin önlerinde uyuşturucu satıcıları geziyor. Araştırmalara göre uyuşturucu kullanımında yaş ortalamasının 15 olduğu belirtiliyor. Öyle bir boyuta gelmiş ki, esrar kullanımı serbest bırakılıyor. Kentlerin en güzel meydanları esrara teslim olmuş. Yaşayan herkes kimlerin uyuşturucu sattığını, nerede içildiğini biliyor. İsviçre’de bir arkadaşa İsviçre’de genel anlamda en büyük sorunlar nedir diye sorduğumda söylediği ilk kelime şu oluyor: Eroin.

İNTİHAR

Bunalımdan ve yalnızlıktan kaçışın daha ileri noktası ise intihar. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı raporunda Avrupa’da intihar oranlarında Fransa birinci sırada. İntiharın 15-29 yaş arası gençlerde oldukça yaygın olduğu belirtilen raporda, en yaygın sebeplerin dışlanma, fakirlik ve bunalım olduğu ifade edilmiş.

Sayılar ise çarpıcı: Fransa’da her gün ortalama 28 kişi intihar ediyor. İsviçre’de de durum farksız. Şehirlerin çoğunda -örneğin Bern ve Lozan’da- köprülere tel örgüler çekilmiş. Nedeni çok acı. Gençler arasında intihar oldukça yüksek, atlamalarını engellemek için. Bern’de çekilen tel örgülerde köprünün denize denk gelen kısımları açık bırakılmış. Devlet, on metre daha fazla tel örgü çekmemek için, gençlerin sakat kalmasına veya ölmesi ihtimaline göz yumuyor. İnsana verilen değerin geldiği noktayı anlatan bir örnek.

BUNALIMIN KAYNAĞI

Evet, bugün Avrupa ekonomik gelişmişliğini de kaybediyor. Fakat bunalımların asıl kaynağı, yaşadığı ekonomik kriz kadar yeni değil. Bunalımların ve sonuçlarının asıl kaynağı Aydınlanmadan koparılmış, çürümüş kapitalizme köle yapılan Batı kültürüdür. Bu kültür, Türk toplumuna ve özellikle gençliğine emperyalizm tarafından dayatılan “bunalım, uyuşturucu ve intihar kültürü”dür.

“Almanya’da yıllarını geçirmiş bir ağabeyimin dediği gibi, Batı bir mirasyedi konumundadır. Demokratik devrimler döneminin değerlerinin ve sosyal devletin mirasıyla geçinmektedir. Gelişmiş dediğimiz değerler o günlerin eseridir. Fakat o değerler de yavaş yavaş erimektedir. Bu eriyiş ayrıca ele alınabilecek bir konu. Ama şunu belirtmeliyiz: Yalnızlaşma ve bireycileşmenin kol gezdiği bir Batı, ekonomik bunalımların açtığı yaralarla baş edemez ve ilerici olamaz, ilerici olmadıkça daha da yalnızlaşır ve bireycileşir. Maalesef Batı’nın önünde Aydınlanma dönemindeki gibi insani değerlerin geliştiği bir çıkış yolu, şimdilik gözükmüyor.

TEHLİKE

Bu satırları okuyan kardeşlerim, ağabeylerim, ablalarım!

Uyuşturucu ve intihar gibi olaylar size tanıdık geldi değil mi? Cevabınız evetse, yani bireycilik, yabancılaşma ve yalnızlaşma gibi kavramlar az da olsa toplumumuza nüfuz etmişse; bizim ve bizi biz yapan değerlerimiz tehlikede demektir.

“Mutsuzluk kara bulut gibi Batı’nın üstüne çökmüş, mutlu insan bulmak güçleşmiştir. Fakat gözlemlediğimiz kadarıyla Türkiye gibi ülkeler bunalım kültürüne direnmektedir. Bu da tarihimizden gelen köklü paylaşımcı ve dayanışmacı kültürün direnişidir. Bu kültür kardeşlik, dayanışma, mutluluk ve bunların beraberinde iyi bir ekonomik sistemle birleştiğinde refahın kültürüdür.

ÇIKIŞ YOLU

“Biz çürümüş kapitalizmin bunalım kültürünü değil Asya’nın yükselen paylaşmacı değerlerini örnek almalı ve benimsemeliyiz. Bireycilik bizim de köprülerimize tel örgüler çektirir, en güzel meydanlarımıza uyuşturucu çetelerini ve yoz kültürü getirir

“Çözüm, Batı medeniyeti dedikleri çürümede değil, Atatürk’le yöneldiğimiz Devrimci Doğunun değerlerindedir.”