Cahiliye döneminde aklımıza mukayyet olmalıyız!

Ülke gündeminde ve yönetiminde, öyle şeyler oluyor, öyle şeyler konuşuluyor ve öyle şeyler yapılıyor ki, insanın aklı havsalası almıyor.

Akıldan, mantıktan, bilinçten yoksun bir biçimde, toplumu saran bir kalitesizlik, niteliksizlik, bağnazlık, basitlik ve vasatlık her yerde ve her biçimde önümüze çıkıyor ne yazık ki.

Bu kadarı da olmaz dedirten gelişmeler karşısında sözün bittiği yerdeyiz adeta.

Bu akıl ve izan tutulmasının yaşandığı dönemde, bize de mütevazi birkaç katkıda bulunmaktan başka bir şey kalmıyor herhalde.

1- Milli uçak ve yerli arabadan sonra, sıra uzayın ve ayın fethine geldi anlaşılan. Siz bakmayın bazı münafıkların, “ayranı yok içmeye, roketle gider uzaya” dediklerine. Ne yani eller aya, biz yaya mı kalalım?

Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, Ay'a gidecek ilk astronotun, NASA’ya nazire yaparcasına bir “bayan bile” olabileceğinden bahsederek, kadınlara pozitif ayrımcılık yapabileceklerini söylemiş. Bana göre az bile söylemiş, Ay'a bir kadın hatta mümkünse “türbanlı bir bacımızın” yollanması fena mı olur yani? Aşıyı bulamasak da Ay'a gideceğiz ne güzel… Tabii ki, hem 500 milyar dolara yakın dış borcu olan, kişi başına düşen milli gelir sıralamasında dünyada 75'inci sıraya düşen bir ekonomiye sahip olup da hem de ayın ve uzayın fethine bir bacımızı göndermek gibi bir büyük misyon ancak bize yakışır değil mi?

2- Uzaya gidecek iktidar, sınırları içinde kalabilir mi? Hangi güç engel olabilir bize? Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin tam da istediği üzere, bizzat “istikrarsızlaştırdığımız” bölgede, fakülte ve yüksekokullar açarız, böylece ilim ve bilimde sınırlarımızdan taşarız.

Tabii bunu yaparken, komşumuz Suriye Devleti ile herhangi bir anlaşmaya veya izne de ihtiyaç duymayız evvelallah. Benim önerim, Suriye’nin kuzeyinde Suriye Devleti'nden, izinsiz olarak açtığımız bu üniversitelere, rektör olarak, ünlü ve başarılı bilim ve ilim insanı Tekirdağ Üniversitesi Genel Sekreteri de olan İlahiyatçı Profesörümüzü atayalım.

Böylece dost-düşman, yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla ne denli bilgili, entelektüel, saygın ve nazik ilahiyatçı akademisyenlere sahip olduğumuzu görür ve anlar. Biz de mutlu ve mesut oluruz.

3- Son olarak Metropoll Araştırma Şirketi’nin sahibi ve yöneticisi Prof. Dr. Özer Sencar’ın bir TV kanalında yaptığı akıllara ziyan önerisiyle bitirelim. Esasında ciddi ve güvenilir kamuoyu araştırmaları yaptığı bilinen, masa başında ve ısmarlanmış anketlerden kaçındığı yolunda bir kanaate sahip olduğumuz söz konusu şirketin sahibi, şaşırtan ve kimsenin de aklına gelmeyen bir öneri yaptı. Özer Sencar’a göre; “…Cumhuriyetin kurucu ilkelerine sahip olan CHP’de, ulusalcılar partilerinden ayrılarak, yeni bir parti kurmalı ve CHP’yi sosyal demokratlara terk etmelilermiş…” İyi mi? Özer Sencar Hoca, gayet bilimsel bir akılla, “dağdan gelenler, bağdakilerini kovmalılar” diyor özetle ve de büyük bir basiretle. Kimse çıkıp da Atatürk’ün Türkiye’de bir sosyal demokrat parti kurulmasına izin vermediğini ve bu konuda İsmet İnönü’nün de imzaladığı Bakanlar Kurulu kararını hatırlatmaya kalkmıyor iyi ki. 10 Aralıkçılar, Sorosçular ve İkinci Cumhuriyetçi sözde Amerikan solcularından ibaret Y-CHP zihniyeti, tabii ki Cumhuriyet’le yaşıt CHP’ye egemen olmalıdır. Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik gibi ilkelerle kurulan, özü itibariyle “ulusalcı” olan gerçek CHP’lilerin ise, Özer Sencar’ın tavsiyesini derhal yerine getirerek, Ata’nın mirası partilerini, sosyal demokratlara terk etmeleri ve de ayrı bir parti kurmaları gerekiyor.

Şaka bir yana, tüm bunları niye yazdım. Yukarıda belirttiğim birkaç örnek bile, insanın “Allah’ım sen aklımıza mukayyet ol” diye dua etmesini gerektirecek türden konular maalesef.

Nasıl bir cahiliye dönemindeyiz? Niteliksiz, vasat, partizan, yobaz ve yolsuz “toplam kalitesizliği” bu ülke nasıl aşacak? İşi gücü bırakıp buna yoğunlaşmak gerekiyor bence.

Çünkü artık her alanda ve her yerde “zıvanadan çıkma” hali yaşanıyor ne yazık ki…