Cari tehlike geçici asıl kriz istihdamda

Türkiye'nin büyük sermayedarlarının oluşturduğu TÜSİAD, dönem dönem küresel ve bölgesel gelişmelere ilişkin önemli etkinlikler düzenliyor. Biz de bu toplantıları ve özellikle de makro ekonomiye ilişkin olanlarını kaçırmadan takip ediyoruz. Perşembe günü Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) Baş Ekonomisti Robin Brooks, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Merkez Bankası'nın eski Baş Ekonomisti Hakan Kara, BETAM Direktörü Seyfettin Gürsel ve Kadir Has Üniversitesi’nden Soli Özel’in katılımcı olduğu bir toplantı düzenlendi. Salgın koşulları yüzünden toplantı sanal ortamda icra edildi. “Salgın Döneminde Dünya Ekonomisi ve Türkiye’nin Makroekonomik Dengeleri” başlıklı toplantı. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski'nin konuşmasıyla başladı. TÜSİAD Başkanı'nın açıklamalarına bu yazının son bölümünde yorumlarımızla birlikte yer vereceğiz. Öncesinde iktisatçıların ekonomiye ilişkin değerlendirmelerini sizlere aktarmak istedik.

İÇERDEKİ KORO KÖTÜLÜYOR ELİN ADAMI TEŞEKKÜR EDİYOR

Toplantı perşembe günü yapıldı fakat önemli değerlendirmelerin yer aldığı bu toplantıya ilişkin notlarımızı daha geniş bir şekilde Aydınlık okurlarının dikkatine sunmak için bir iki gün gecikmeli olarak yayınlıyoruz. IIF Baş Ekonomisti Robin Brooks, Türkiye'yi yakından tanıyan biri. IIF'de dünyada sermaye akımları konusunda en geniş veri setine sahip kurumların başında geliyor. Brooks, son dönemde TL'deki değer kaybına ilişkin yorumlarıyla sosyal medyada ilgiyle takip ediliyor. Öncelikle şunu belirtelim perşembe günü yani Merkez Bankası'nın faiz adımı atacağı gün yayınlanan haberimizde IIF'nin Türkiye'ye özel notunu sizlerin dikkatine sunmuştuk. O not da zaten Brooks'un çalışma arkadaşları tarafından hazırlanmıştı. Orada TL'nin değerini korumak için Türkiye'nin geleneksel faiz politikasına dönmesi gerektiği ifade ediliyordu. Bu nedenle toplantı öncesi gelen faiz artışını IIF Baş Ekonomisti, memnuniyetle karşıladı. Ancak şu notu da düştü; "Ekonomilerin daraldığı bir ortamda cesur bir adım." Bu tek bir söz esasen meseleyi açıklıyor. Çünkü Brooks'un değerlendirmelerine göre, diğer ülkelere kıyasla salgın sürecini daha az kayıpla atlatan Türkiye'nin cari açığını dengelemek ve dış kırılganlığını azaltması için bir durgunluk dönemine girmesi gerekiyor. Bizdeki "veriler güvenilir değil" korosunun tersine Brooks, "Hem kredi kullandırma oranları hem de cari açık açısından bu kadar iyi veri sağlayan çok az ülke var. Dolayısıyla Türkiye İstatistik Kurumu ve Merkez Bankası'na şapka çıkartmam lazım. Bu verileri paylaştıkları için kendilerine çok teşekkür ediyorum” dedi. IIF, gibi kurumlar kendi veri setleri ile ülkelerin verilerini karşılaştırma olanağına sahipler. Bu anlamda Brook'un Türkiye'nin veri sağlayan iki kurumuna teşekkürü oldukça anlamlı bir mesaj.

ÜÇ AYRI ETKEN YÜZÜNDEN REZERVLER ERİDİ

Tam burada ise sözü iktisatçı Prof. Dr. Hakan Kara'ya veriyoruz: Büyümedeki performansın göreli olarak daha iyi olmasının bir bedeli var. Hızlı kredi artışının yan etkileri oluşmaya başladı. Cari işlemler dengesi sene sonu 30 milyar doları aşacak. Cari dengedeki ilk defa net sermaye çıkışı var ama cari denge bozuluyor. Hem cari dengenin getirdiği bir döviz ihtiyacı, hem sermaye çıkışının getirdiği döviz ihtiyacı hem de yurt içi yerleşiklerin TL'den dövize geçmesinin getirdiği bir döviz ihtiyacı var. Bu döviz talebi Merkez Bankası rezervlerini eritti. Cari açığı ön plana çıkarıyoruz. Aslında cari denge düzeltmeye başladı. Bu sene cari açığın neden bu kadar hızlı bozulduğunu anlamak için iki şeye bakmak lazım. Bir tanesi turizm net gelirlerindeki düşüş negatif 20 milyar dolar olacak. Altın ithalatına da baktığımızda ortalamaya göre 10 milyar dolardan fazla olacak. Tek başına turizm gelirlerindeki düşüş ve altın ithalatı artışı bu seneki cari açığını açıklayabiliyor. Bu faktörlerin geçici olduğunu varsayarsak, ihracatın ithalatı karşılama oranı altın hariç tarihsel olarak en yüksek düzeyde. Türk lirasının değer kaybı dış dengeyi düzenliyor ama Kovid-19'a özel faktörlerden dolayı bunu göremiyoruz. 12 aylık birikimli cari dengeye değil de aylığa baktığımızda bunu görebiliyoruz. Altın hariç bakıldığında orada düzelme başladı. Para politikasını normalleştirip, altın ithalatını da törpüleyebilirsek önümüzdeki yılın başından itibaren cari dengede iyileşmeyi görebileceğiz. Bu sene 30 milyar dolar cari açık bekliyorum. Ama önümüzdeki sene geçici faktömrler ortadan kalktığınca cari açık bir sorun olmaktan çıkacak diye düşünüyorum.

ÜÇ YIL SÜREN YÜKSEK İŞSİZLİK TARİHTE GÖRÜLMEMİŞ BİR DURUM

İstihdamdaki gelişmeleri yıllardan beri yakından takip eden Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, Türkiye'nin işgücü piyasasındaki bozulmanın salgından önce Şubat 2020'de görülmeye başladığına dikkat çekti. Yani Türkiye ekonomisi 2020'nin ilk çeyreğinde büyüdü ama büyümenin istihdama katkısı olmadı. Pandemi döneminde (Şubat-Mayıs 2020) ise tarım dışı istihdam kaybının 2 milyonu geçmesine rağmen işsiz sayısındaki artışın sadece 130 bin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Gürsel, özetle şunları aktardı: 2 milyon insan işini kaybetti ama bunlar iş aramıyorlar. Ezber bozuldu dediğimiz bu. Ne oldu? Ben buharlaşan işsizler diyorum. Buzdağının altını oluşturan kesim. Haziran döneminde ise istihdam 400 bin arttı. İşsizlik de arttı. Buzdağının altındaki kesim devreye girdi. Bunların kitle halinde işgücü piyasına döndüklerini görüyoruz. İlave 530 bin. Neredeyse yıllık artış kadar. Büyüme canlanma inşallah devam eder. Demek ki istihdam artmaya devam edecek ama işgücündeki artış istihdamın çok üzerinde olacak. Pandeminin işgücü piyasasında yarattığı asimetriyi, sınırlarda bekleyen kayda geçmemiş işsiz kitlesinin işgücünü artırıcı etkisini göreceğiz. Hem işsizlik oranı hem işsiz sayısı artmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde inanılmaz bir istihdam artışı olmazsa ki muazzam bir büyüme lazım. Türkiye 94, 2001, 2008-2009'da işsizlik şokları yaşadı. Ama bunları çok hızlı atlattı. Çünkü hızlı toparlandı. Ama Şubat 2018'den beri yüksek işsizlik yaşıyoruz. Önümüzdeki yıl şubatta tam üç yıl olacak. Kimse bana 2021'de yüzde 11-12'lere işsizlik oranının düşeceğini söyleyemez. Demek ki tarihinde ilk defa üç yıl süren yüksek işsizlik dönemi. Türkiye'de işsizlik tazminat sistemi dar kapsamlı ve açık işsizlerin beşte biri biri yararlanabiliyor, süreleri de kısıtlı. Tazminat alamayan milyonlarca kişi ne yapacak, nasıl geçiniyor?

2021 Eylül ayında gelir yaşam koşulları araştırmasında yoksulluğun her türlüsünde nasıl bir dram yaşandığını göreceğiz. Buzdağının denizin altında kısmında bir de 4-5 milyona yakın; üç milyon civarında kısa çalışma, 2 milyon da işçi çıkarma yasağı nedeniyle ücretsiz izinde olanlar var. Bu beş milyonun kaderi de önümüzdeki dönemde belli olacak. Güçlü bir canlama olmazsa bir bölümünün işsiz olarak piyasaya çıkması vehamet! 2020 diyelim ki büyüme yüzde 0 oldu. 2018-2019-2020 topla yüzde 2 zor ediyor. Dinamikler itibarıyla istihdam yaratmaya yeterli değil. Geçen üç yılı telafi etmek için önümüzdeki 2-3 yıl yüzde 6 büyümemiz lazım. Makro dengeler buna müsaade etmiyor.

BİDEN'İN SORUNLU EKİBİ ÖZELEŞTİRİ YAPMADI

Öte yandan etkinliğin açılışında TÜSİAD Ekonomi ve Finans Yuvarlak Masa Başkanı Barış Oran da bir konuşma yaparken, katılımcılara TÜSİAD Baş Ekonomisti Zümrüt İmamoğlu çeşitli sorular yöneltti. Soli Özel'in ABD seçimlerine yönelik değerlendirmeleri ise dikkat çekiciydi. Özel, Biden'ın ekibinin Türkiye'yi iyi tanıdığını belirtti. Bunun yanında aynı ekibin ABD'nin ne büyük dış politika hatalarının sorumluları olduğunu ve bu hatalardan dolayı özeleştiri yapmadıklarını da sözlerine ekledi.

TÜSİAD NELERDEN RAHATSIZ?

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, salgın döneminde uygulanan politikaların ortaya çıkardığı tabloya işaret ederek, "Artık döviz rezervlerimizin büyük çoğunluğunun bankalardan ödünç alınan SWAP'lardan oluşuyor olması piyasalarda ciddi bir güvensizlik yaratıyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye hem kamuda hem de özel sektörde önemli ölçüde dış borcunu çevirme ihtiyacında. Bu nedenle ülkemize sermaye girişlerini tekrar başlatacak adımların en kısa zamanda atılması gerekiyor" dedi.

TÜSİAD Başkanı'nın "sermaye girişi" dediği kısa vadeli fon akımları olsa gerek. Çünkü salgın yüzünden dünyada riskten kaçınma eğilimi büyük. Uluslararası Finans Enstitüsü'nün (IIF) sermaye akımları raporlarına bakıldığında, Çin dışındaki gelişen pazarlara sermaye girişi hayli düşük. Türkiye ekonomide küresel sermayeye istediği kolaylıkları sunsa dahi jeopolitik çıkar çatışmaları yüzünden işin dönüp geleceği yerin siyasi tavizler olacağı gün gibi aşikar. TÜSİAD da geçen günlerde Doğu Akdeniz konusunda Türkiye'nin çıkarlarını savunan ama müzakereyi önceleyen bir çıkış yapmıştı. Şu haliyle bu nazik ortamda TÜSİAD Başkanı'nın açıklamasını "sermaye çevreleri açısından söylenmesi gerekeni söylemekten" öte geçmediğini belirtelim.

KİMİN SÖZCÜLÜĞÜNÜ YAPIYOR?

“Salgın Döneminde Dünya Ekonomisi ve Türkiye’nin Makroekonomik Dengeleri” başlıklı çevrimiçi toplantıda konulan Kaslowski, ayrıca şu mesajı verdi: "Uygulanan negatif reel faiz politikasının sonucu olarak yurt içinde dolarizasyon ve altına yönelim devam ederken, yabancı sermayenin TL varlıklardaki payı tarihi düşük seviyelere gerilemiş durumda. En kısa zamanda TL’ye güveni yeniden tesis edecek, normalleşmeyi sağlayacak politikalara ihtiyaç var. Salgın nedeniyle uygulamaya konulmuş olan ve serbest piyasa ilkeleriyle çelişen genel uygulama olarak temettü dağıtımı kısıtlamaları, ek gümrük vergileri gibi geçici düzenlemelerden vazgeçilmeli. Bilimle uyumlu, piyasa ile barışık politikalara geçiş yapmalıyız. Bu adımlar ekonomimizdeki tüm sorunları çözmeyecek ancak kısa vadede ekonomik dengelerimiz üzerinde oluşan olumsuz algıları bir nebze olsun dağıtacaktır."

Uzak Doğu ülkelerinden yapılan ucuz ithalata konulan vergilerin kaldırılması belki ekonomi üzerinde bir kesim için olumsuz algıyı dağıtacak fakat salgın koşullarında ayakta kalmaya çalışan yerli üretici için giyotin görevi görecek. Bütün dünya iç pazarını korumaya gayret ederken Türkiye'nin zaten Gümrük Birliği nedeniyle Avrupa'dan yapılan ithalata vergi uygulamadığı bir dış ticaret rejiminde en azından üçüncü ülkelere karşı kendini korumaya almasının TÜSİAD taarfından eleştirilmesini anlamak güç. Diğer yandan piyasanın büyük oyuncularının kendi çıkarları uğruna, geniş halk kitlelerinin aleyhine olacak şekilde kararlar aldıkları durumlarda, bizce devletlerin düzenleyici rolünün devreye girmesi gerekir.

DEVLETE SINIR ÇEKİLMESİNİ İSTEDİ

Toplantıda, "Önümüzdeki dönemde hem yurt dışından kaynak akışını tekrar başlatmalı hem de kaynakları doğru alanlara yönlendirmeliyiz" diyen TÜSİAD Başkanı, ayrıca şunları söyledi: "Kamunun son zamanlarda özel sektörün halihazırda aktif olduğu alanlarda ağırlığını artırması ve bu piyasalarda aynı zamanda kural koyucu olması adil rekabet ortamını bozmaktadır. Stratejik bazı sektörlerde devletin özel sektörle işbirliği içerisinde yatırım ve teknolojik gelişimde ön ayak olması son derece faydalı olabilir. Ancak bunun sınırlarının net bir şekilde belirlenmesi, şeffaflık ve adil rekabet ortamının bozulmaması esastır. Son zamanlarda maalesef mülkiyet haklarını ihlal edecek türde bazı açıklamaların farklı siyasi partilerce dile getirildiğine şahit oluyoruz. Herhangi bir özel şirketin mülkiyet haklarını çiğneyecek bir şekilde kamulaştırılması asla söz konusu olmamalıdır. Haksızlıklarla mücadele edilmek isteniliyorsa izlenecek yol hukuk kuralları içerisinde olmalıdır." Kamunun hangi alanda adil rekabeti bozduğunu TÜSİAD Başkanı açıkça dile getirmekten kaçınıyor. Yine mülkiyet konusunda devletten sürekli Hazine garantili ihale alarak zenginleşen dar bir kesimi hedef alan CHP Milletvekili Selin Sayek Böke'nin "kamulaştırma" söyleminin, üstelik o kendisi TÜSİAD çevreleri ile çok yakın ilişki halinde olduğu halde, belli ki TÜSİAD cephesinde tedirginlik yaratmış. TÜSİAD Başkanı'nın açıklamasında bizce altı çizilmesi gereken kısımlarını bu şekildeydi. Söz konusu açıklama şu kritik dönemde üzerinde tartışılması gereken bir çıkış diye düşünüyorum.