El-Farabi: Türkiye şaşkın devlet

HER çocuğun, yetişkinin, aydının ama özellikle de devlet yöneticilerinin okuması ve içselleştirmesi gereken kitapların başında El-Farabi’nin (Avrupa’da AlPharabius) “Fazilet Şehri- Faziletli, Erdemli Toplum” eseri olmalıdır.

Arabi mi, Türk mü, Kazak mı, Farisi mi, Kürt mü, Süryani mi, Ermeni mi, Latin mi, Yunan mı diye tartışa dursunlar, kendisi bütün bu milletlerin dilini ana dili gibi konuşurdu. En önemli eserlerini, Başkenti Halep olan ‘Alevi’ Hamdani Devleti Hükümdarı Seyf El-Devle El-Hamdani döneminde yazmıştır. Şehir yönetimi (devlet idaresi) hangi esaslara göre olmalıdır, devleti yönetenler hangi hasletlere sahip olmalıdır, toplum kaç sınıftan oluşmalıdır, sınıfların birbirleriyle ilişkileri nasıl tanzim edilmelidir, bu ilişkide terazinin dengesi nasıl sağlanmalıdır, sınıfların hakları ve sorumlulukları nelerdir konularında ‘Üstat” unvanına sahiptir.

DEVLET İDARESİ

Bu husus hakkında ilham aldığı en önemli filozoflar Sokrates (Sokrat), öğrencisi Flaton (Eflatun, Plato), Eflatun’un öğrencisi Aristo, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’dir. Hz. Ali’nin, Mısır’a Vali tayin ettiği ancak Muaviye’nin başdanışmanı Amro Bin El-As tarafından balına zehir koydurtarak katledilen Malik El-Eşter’e hitaben yazdığı, devlet yönetimi nasıl olmalı konusundaki emir ve tavsiyelerini ihtiva eden mektubu esin kaynağı olmuştur. El-Farabi, şehri veya devleti idare eden Reisinde (Belediye Başkanı, Şehir Valisi, Devlet Başkanı) bulunması gereken 12 özellik sayar; “Kavrayışı güçlü olmalı; Hafızası diri ve iyi olmalı; Uyanık ve zeki olmalı; Güzel, akıcı ve etkili konuşmalı; Öğrenmeyi ve öğretmeyi sevmeli; Yemeye, içmeye ve kadınlara düşkün olmamalı; Doğruyu sevip yalandan nefret etmeli; Paraya pula değer vermemeli; Adaletli olmalı; Ilımlı, azimli ve iradeli olmalıdır.”

“Bu özellikler kolaylıkla bir kişide olmayacağı için, her biri bu özelliklerin bir kısmını karşılayan ve birbirleriyle uyumlu bir grup lider de topluma önderlik edebilir. Bu özellikleri olan bir lider bulunamazsa toplum kralsız/başsız kalır ve tehlikeye düşer, sonunda da yıkılır. Faziletli şehir, insanın nihai amacı mutluluk ve erdeme ulaşmak olmalıdır. Bu da ancak erdemli, imanlı, adaletli, üreten, paylaşan ve sorumluluk idrakine varmış bir toplumda mümkündür. Farabi, “faziletli şehir”e aykırı düşen durumları da sıralayıp özelliklerini sıralamaya çalışır. Buna göre cahil şehir, fasık şehir, değişmiş şehir ve şaşkın şehir gibi şehir türleri sıralar. İşleri, yemek, içmek ve şehvet peşinde koşmaktır. Zevkleri zafer ve tiranlıktan ibarettir, başkalarını ezmeye ama hiç ezilmemeye çalışırlar. Liderleri kendisine vahiy olunduğunu ve doğru yolda olduğunu, olduklarını söyleyerek yalan söylemekten, aldatmaktan kaçınmaz.

DELİKLİ FIÇI

Türkiye’yi idare edenleri Farabi’nin hangi devlet kategorisine koymalıyız sorusuna kolay cevap veremiyoruz. Zira 70’li yıllarda Türkiye’nin siyasi ve sosyo-ekonomik rejimini tahlil ederken ülkemizi delikli bir fıçıya benzetirdik. Ülkede Âlemin deneyimlediği tüm sistemler iç içe veya bir arada yaşıyordu. İçte ve dışta yamalı, çarpık ve dengesiz tutumlar gayet normaldi. Bugün küfrettiğinize yarın yoldaşlık teklif etmek sıradan işti. ‘Dün dündü bugün bugündü’ zihniyeti hakimdi. 24 saat içinde değişene kulp bulmak kolaydı. Yalaka taife ve kemikleşmiş taraftarlar bile topaç gibi dönen açıklama ve kararlarına yetişmekte zorlanırdı. Feodalizm, kapitalizm, sosyalizm, faşizm aynı anda vardı. Polis teşkilatı bile devrimci polis (pol-der) ülkücü polis (pol-bir) diye ikiye bölünmüştü. Yani ülkücü afiş asarken, sağın sloganlarını duvara yazarken sizi Pol-Derliler enselerse üzerinize faşizm veya sol raconla söylersek “devrimci şiddet” çökerdi. Yolunuz Pol-Birlilere düşerse birlikte slogan atar hatta eyleminize katılır yakalanmamanız için nöbet bile tutarlardı. “Komünist” Moskova’ya her Allah’ın günü saldıran iktidarlar Türkiye’ye en kıymetli ağır sanayi yatırımlarını Moskova’dan ithal etmişlerdi. Günümüzde (Almanya örneğinde barizdir) sol, sosyal demokrat, yeşil soslu hareketler sağ, muhafazakâr çevrelerden daha NATO’cu, İsrailci ve Amerikancıdır.

GAZ ALMA

İstisnalar kaideyi bozmaz, geçmiş hükümetler ama özellikle de Erdoğan iktidarı, Filistin, Kudüs ve İslam söz konusu olduğunda en hararetli selamlarıyla Filistin ve İslam davalarına sahip çıkar, İsrail’e en ağır eleştiri yapar ve en galiz ifadelerde bulunur. Ama ve lakin, lafta kalan bu çıkışlar asli görevleri olan ‘gaz alma’ hâsıl olduktan sonra İsrail’i baş tacı etmeye devam eder ve ilk fırsatta yeniden Türkiye’nin en kıymetli stratejik partneri durumuna geçer. Ve Türkçe konuşan yalaka uzmanlar bu ‘omurgasız, çıkarcı’ durumu izah edebilmek için bir İngiliz sözüdür diye başlar, ‘devletlerarasında daimî düşmanlık veya dostluk olmaz’ diye devam eder. Bu zihniyetin şehri-devleti Farabi’nin hangi şehir-devlet tanımlamasına uygun düşer diye sorarsanız, fasık, cahil, değişmiş ve şakın devletlerin tüm özelliklerini barındırıyor, derim. Bir terimle tasnif et derseniz: Süper oportünist bir zihniyet/devlet, derim.

NETANYAHU – ERDOĞAN

Sayın Erdoğan New York’ta “işgalci, Müslümanların ikinci kıblesi El-Aksa’ya postallarıyla girdiler, bunun hesabını soracağız, katil ve terörist devlet başı” diye tanımladığı, ülkesinde rüşvet, dolandırıcılık, suiistimal suçlamalarıyla karısıyla birlikte yargılanan Netanyahu ile bir araya geldi. İsrail ile enerji, siber güvenlik ve teknoloji alanında birlikte çalışmayı önermiş. Beraber gaz sondaj çalışmasına da katılacakmış. 9,5 milyar dolar ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkaracakmış. İşbirliği imkânlarını genişletebiliriz. Barış ve demokrasi timsali Netanyahu ile birlikte çalışarak Suriye’ye barış bile gelebilir. Sünnetli Netanyahu’nun İngiliz Kraliyet mensupları gibi gizli Müslüman olma ihtimali dahi var. Reis’in Netanyahu ve İsrail muhabbeti yeniden depreştiyse vardır bir bildiği. Zira biz bilmeyiz Reis bilir.

RESİM-İSİM-CİSİM

Nasıl bir imtihandayız ya Rabbi: Bir tarafta Atatürk maskesiyle Atatürk’ün değerlerini iğdiş eden rozet Atatürkçüleri, hemen yanlarında din, Kudüs, El-aksa, Filistin, muhacir, ihvan diyerek İslam’ı suiistimal eden, değerlerini iğdiş eden süslümanlar. Hz. Muhammed istihbarattan sorumlu sahabesi Huzeyfe El-Yemeni’ye hitaben; “Bir gün gelecek Kur’an’dan bir resim, İslam’dan bir isim, Müslümandan sadece bir cisim kalacak. Birçok kişi maddi çıkar için dinini feda edecek.” demişti.