İki seçim arasında düzen partileri ne yapar?

Şimdilerde herkeste bir şaşkınlık var. 24 Haziran üzerine bol bol “analizler” yapılıyor. Yalnız şu soru hep unutuluyor: Bu analizlerin benzerleri daha önce de yapılmadı mı? Serinkanlı bir şekilde meseleyi ele alırsak ortada şaşıracak ne var ki? Örgütsüz toplumların başına ne geliyorsa Türkiye’nin başına gelenler de aynı.

PARTİ OKULLARI YERİNE DELEGE LİSTELERİ

Siyasi partiler de “doğruların peşinde koşmak” yerine, bir anda gelebileceğine inandıkları “çabucak zaferlere” inanınca hiçbir şey değişmiyor. Zaten sonuçlar farklı olsun diye yapılan da pek bir şey yok! Görebildiğim kadarıyla Meclis’te temsil edilen partiler, 16 Nisan’dan farklı hiçbir şey yapmadılar. 1 Kasım’la kıyaslanınca da farklı bir şey yok; 7 Haziran’la kıyaslanınca da! Zaten bahsedilen partilerin yönetici kadroları da hemen hemen aynı. Parti farkı gözetmeden söylüyorum, sıralı olarak son 3-4-5 seçimi internette aratın ve “kim, ne demiş” bir bakın! Bir süre sonra hangi açıklamanın, hangi seçime ait olduğunu karıştırdığınızı fark edeceksiniz. Hep aynı yüzlerin, hep aynı sözlerle ve hep aynı şeyleri söylediklerini göreceksiniz. Doğal olarak her seçim sonucunun neden aynı olduğunu da anlayacaksınız.

Bu noktada akla şu soru gelebilir: Peki ama neden böyle? Kanaatim odur ki, Meclis’te temsil edilen partiler şu ya da bu şekilde mevcut durumlarından memnun. Aslında “düzenle” çok da sorunları yok. Köklü değişimler, emek vermeyi zorunlu kılan örgütlenmeler, geleceği planlamak için kurulması gereken yapılar, zamanın ruhunu canlı tutacak değişiklikler yerine “düzenle uyumlu” olmayı ve kendilerine düşen payın keyfini çıkarmayı yeterli görüyorlar. Bu yüzden her seçim bir diğerinin aynı hale geliyor. Ve her seçimden sonra “bir dahaki seçim” hedef gösterilerek aslında geleceğe de ipotek konulmuş oluyor.

Peki iki seçim arasında neler yapılıyor dersiniz? Düzen partilerinde iki seçim arasında yapılan tek şey: “Kimin, neyi, ne kadar” alacağının tartışılmasıdır. Mesela 2018’in dünyasında koca koca siyasi partiler nedense “sandık sonuçlarına bir türlü AA’dan önce” ulaşamazlar! Aklın alabileceği bir şey mi bu? Yani her yıl bilgisayar teknolojinin katlanarak geliştiği bir dünyada yaklaşık 180 bin sandıktan “sağlıklı sonuç” elde edememek size mantıklı görünüyor mu? Cevabı vereyim: Konuya kesin çözüm bulmak isterseniz Meclis’teki siyasi partilerin “reklam ya da ağırlama bütçeleriyle” kıyaslandığında “çok cüzi” denilebilecek rakamlara bu konuyu kökten çözersiniz, ama bunu yaparlarsa “okların kendilerine döneceğinden ve başarısızlıklarının tartışılmaya açılacağından korkan” birtakım siyasiler bu konuya enerji harcamak yerine “delege listeleri hazırlamayı, kimlerin milletvekili yapılacağına kafa yormayı, muhtemel belediye başkanlıkları için pazarlık yapmayı” tercih ederler.

TGB MÜCADELEYİ İLMEK İLMEK ÖRDÜ

Oysa hayatın kuralı hiç değişmez: “Emek vermeden yemek olmaz!” Hele hele siyasi mücadelede her bir başarı için binlerce, yüz binlerce parti emekçisinin ve seçmenin alın teri dökmesi gerekir. Örneğin, “parti okulları” geleceğin kadrolarını bulmak için seçim olsa da olmasa da harıl harıl çalışmalıdır. Siyasi partiler, “parti içinde adalet” sağlamak için sürekli “yeni mekanizmalar bulma” arayışında olmalıdır. Aksi her durumda, sadece “bir sonraki seçim” hedef gösterilebilir, ama seçimlerin sonuçları asla değişmez.

Tarih de bunu göstermiştir. Köy Enstitüleri’nde atılan adımları hatırlayın! Her adımda alın teri vardır, emek vardır, idealizm vardır. Ve günün sonunda “Köy Enstitüsü mezunları” yurdun dört bir yanına ateş böcekleri gibi ışık taşımıştır. Tüm bunlar “bir günde” olmadığı için etkileri de “bir günde” bitmemiştir. Ya da TGB’yi TLB’yi düşünün! Üniversitelerde, liselerde başlayan çalışmalarını, ilmek ilmek örülen mücadele ağlarını hatırlayın. Verilen onca emekten sonra “Silivri’de, Ulus’ta, Gezi’de” nasıl bir yanardağa dönüştüklerini gözünüzün önüne getirin! Zaferin ancak büyük mücadelelerle ve bedel ödeyerek elde edilebileceğini göreceksiniz meydanlarda.

Tabi bunlar “düzenle derdi” olanların yöntemi. Bu düzenden bir şekilde beslenme fırsatı bulanlar için seçimlerden ya da tarihten alınacak bir ders yok! Onlar yine her fırsatta televizyonlara çıkacaklar, yine hiçbir şey yapmadan yurttaşların kendilerine oy vermesini isteyecekler ve yine Meclis’teki “yumuşak” koltuklarında oturup, “bir dahaki seçimde” nasıl zafer kazanacaklarını anlatacaklar. Yerseniz tabi!