IMF’ci sol

Tam 52 yıldır bilimsel sosyalistim. Sol yazını çok dikkatle takip ederim. Sol içinde çok konuda fikir ayrılıkları oldu. Çok tartıştık. Zaman zaman işin dozu kaçtı. Ama hiçbir zaman emperyalizm, özellikle de ABD emperyalizminin temel özellikleri, emperyalist sistemin dünya çapında tahakküm ve hegemonyasını sürdürmek için kurduğu uluslararası örgütlerin Türkiye için ifade ettiği tehdit ve tehlikeler tartışma konusu olmadı. Bu kapsama büyük ölçüde sosyal demokratları bile dâhil edebiliriz.

Emperyalist sistemin oluşturduğu kurumların başında, dünyayı emperyalist mali hegemonya içinde tutma görevi verilmiş IMF gelir. Türkçe açılımıyla Uluslararası Para Fonu. IMF’nin Türkiye’de öyle kötü bir şöhreti var ki, mali bağımlılığın adeta simgesi haline gelmiştir. IMF’ye karşı tutum almak, bağımsızlığa sahip çıkmak olarak algılanmıştı bu güne kadar. Başını Türk-İş'in çektiği “Emek Cephesinin” yüz binleri yürüttüğü miting ve yürüyüşlerin neredeyse temel sloganı “Kahrolsun IMF, Bağımsız Türkiye” idi. Çünkü çalışanlar, işçi ve memurlar, ücretlerinin ve sosyal haklarının kısıtlanmasının sebebi olarak IMF’yi görürlerdi. Bugünkü hükümet hep IMF’ye borcu olmamakla, IMF’ye müracaat etmemekle övünmektedir. Türkiye’de antiemperyalist bilinç bu kadar yükselmiş ve hükümetleri de içine almışken, kendine sol hatta vatansever gören çevrelerden ekonomiyi ancak IMF’nin kurtarabileceği önerilerinin gelmesi çok şaşırtıcıdır.

Gerçi artık şaşırmıyoruz. Gözleri Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla kör olanların NATO’yu, ABD tehditlerine teslim olmayı savunduklarını gördükten sonra, IMF’yi de savunur hale gelmelerine de şaşırmamak gerekir. Bizim gayretimiz, bunları hala solcu zanneden ve arkalarından giden dürüst ve vatansever kişileri uyarmak ve uyandırmaktır. Tayyip Erdoğan düşmanlığının artık bir muhalefet tarzı olmaktan çıktığını bizzat Türkiye’ye karşı bir muhalefete dönüştüğünü tespit etmek artık canımızı acıtmaktadır. Daha yakın dönemde birlikte olduklarımızın nasıl hızla ABD, AB, NATO ve IMF’yi savunur hale geldiklerini görmek gerçekten bizi üzmektedir. Biz hiç kimsenin emperyalistlere hizmet edecek konumlara düşmesini istemeyiz. Ve sonuna kadar onları kazanmak için de çabalayacağız.

VATAN SAVAŞINA ZARAR VEREN SİYASETLER

Türkiye’ ülke ve devlet olarak bütün kurumlarıyla emperyalizme karşı mücadele içine girerken, hükümeti yıkabilmek için emperyalist ülke ve kurumlardan medet ummak bize yakışmaz. İktidar olmak için mücadele etmek, hükümeti eleştirmek, hatalarını göstermek ve kitleleri kazanmak için çalışmak solun ya da muhalefetin hakkıdır. Ama bu hak verdiğimiz İkinci Milli Kurtuluş Savaşına zarar vermemeli, aksine onu güçlendirmelidir. Vatan savaşına zarar veren her siyaset Türkiye’ye zarar verir. İktidarı devireyim derken Türkiye’yi devirdiğini görürsün.

Bilindiği gibi ABD emperyalizmi, Rusya’dan aldığımız S-400 hava savunma sistemleri bahanesiyle bizi düşman statüsüne alarak yaptırım kararları aldılar. Tamamen Milli Savunma sanayimizi ve bağımsız milli savunma stratejimizi hedef alan bu yaptırımlara karşı milletçe ayağa kalkmak vatanseverlik görevidir. Ancak muhalif geçinen aydınlarımız neredeyse bu yaptırımları destekler duruma gelmişlerdir. Bakın Yeniçağ gazetesinde Esfender Korkmaz neler yazıyor:

“Erken seçim kararı olursa ABD yaptırımları da bekler. Zira ABD, erken seçim halinde gelecek iktidarın daha demokratik ve batı içinde daha uyumlu olup olmayacağına bakmak için bekleyecektir.”

Gördüğümüz gibi ABD mevcut iktidardan umudu kesmiş ve yaptırımlarla sıkıştırmaya başlamış. Esfender Korkmaz kardeşimiz buna karşı çıkacağına, erken seçim kararı alarak iktidarı değiştirelim ve ABD’yi memnun ederek yaptırımları kaldırtalım diye yazmaktadır. Yeni kurulması düşünülen iktidarın (Millet İttifakı'nın) yapısını da belirliyor. Batı yani emperyalizmle uyumlu ve ‘demokratik’ bir iktidar. Sadece şu kadarını söyleyeyim. ABD ve AB ile uyumlu yani onların yörüngesinde bir iktidar Türkiye’de artık mümkün değildir. Bu sadece Türkiye’nin seçimi değildir. Çünkü ABD ve AB bizim milli çıkarlarımıza karşı konumlanmıştır. ABD Türkiye’yi ve komşularını bölmeye çalışan terör örgütüne destek vermekten vaz mı geçecek? Kıbrıs, Ege ve Mavi Vatanımız Doğu Akdeniz’de bize karşı konumlanmaktan vaz mı geçecek? Özetle bizim bağımsız ve egemen bir devlet olduğumuzu kabul edip eşit ve karşılıklı çıkarlara dayanan bir ilişki mi kurmak istiyor? Sözde Ermeni soykırımını tanımaktan vaz mı geçecek? 15-16 Temmuz’da yaptırdığı darbe girişiminden dolayı bizden özür mü dileyecek? Bunu daha da uzatabiliriz. Esfender Korkmaz’ı dinleyen biri sanki ilişkileri bozan biziz. ABD ve AB’ye düşmanlık yapan biziz zannedecek. Bizim yapmaya çalıştığımız sadece kendimizi korumak. Bağımsızlığımızı ve bütünlüğümüzü savunmaktır. Türkiye, yaptırımları, teslim olarak kaldırtamaz. Tam tersine daha büyük yaptırımlarla karşı karşıya kalır. S-400’ler üzerinden verilecek bir taviz, yarın “Kürt açılımı”, Suriye’den çekilin, Irak’a operasyon yapmayın, Yunanistan’la anlaşın ve onların tezlerini kabul edin, Kıbrıs’tan askerlerinizi çekin vs. diye uzar gider. Sorun sadece S-400’ler değil, Türkiye’nin varlık yokluk sorunudur. Yaptırımları dik durarak kaldırılabiliriz. İttifak potansiyelimizi harekete geçirerek, gerekli ittifaklar kurarak yaptırımları etkisiz hale getirebiliriz.

EKONOMİK KRİZE ÇÖZÜM: IMF

Yaptırımlarla ilgili bunları söyleyen Esfender Korkmaz içinde bulunduğumuz ekonomik krizden de çıkış için IMF’yi çare olarak sunmaktadır. Yine aynı makalenin devamında:

“…Özellikle yapısal çözümler için IMF’nin hem taze döviz sağlaması hem de zorlaması gerekir. Ya da erken seçim ile kaybolan güvenin yeniden kazanılması gerekir. Özetle, nereden bakarsak bakalım bu günkü koşullarda çıkış yolu için erken seçim ve IMF dışında başka bir çözüm görünmüyor.”

Esfender Korkmaz’dan beklentimiz, hükümete erken seçim ve IMF ile anlaşma yerine istihdam ve üretim merkezli bir ekonomik çözüm önerisi yapmasıydı. Ama Sayın Esfender Korkmaz da Kemal Derviş’in Türk ekonomisini krizlere sokan sıcak para ekonomisinin devamı için öneriler yapmakta ve IMF’ye teslimiyeti savunmaktadır.