Kışkırtma

Bir toplumsal kışkırtma, filmlerdeki gibi, rozetini kemerine takmış CIA ajanlarının kendini takdim edip, “haydi sokağa çıkıp şu rejimi değiştirelim” demesiyle olmaz. Ama... Yerli piyonları tarafından hazırlanır. Zaten var olan ama devleti yıkma gerekçesi olamayacak ekonomik sorunlar, etkisi azalmış mezhep ve etnik temelli uyuşmazlıklar, hatta tuzu kuru entelektüellerin körüklediği genel geçer şeyler bu iş için sömürülür ve yıkıcı bir harekete dönüştürülür... Adı üstünde kışkırtma. İmal etme değil, var olan bir sorunu kaşıma, büyütme, yönlendirme.
Misal: Londra’daki MI6 merkezinde yapılan darbe planını, CIA ajanı Kermit Roosvelt yürütüyordu. “Bir Ekonomik Tetikçinin İtiraflarında” durum şöyle anlatılıyor: “Musaddık’ın petrol gelirlerini millileştirmesine karşı ordu göndermekten korkuyorduk. Onun yerine cebinde birkaç milyon dolarla Başkan Rossvelt’in akrabası olan CIA ajanı Kermit Roosvelt’i gönderdik...” Birkaç ay sonunda, başında General Zahidi’nin olduğu bir sokak çetesi Musaddık’ı tutukladığında ,’Vay be ne kadar kolay oldu’ diye konuşuyorduk...”

CIA’nın, Musaddık’ın yerine Şah’ı geçirdiği bu operasyonunun kanıtları, yıllar sonra ortaya çıktığında, Şah çoktan devrilip, onun yerine de İran İslâm rejimi kurulmuştu...
Ve bugün, İran’daki olayların toplumsal ve ekonomik nedenleri de var. İran İslâm Devrimi olduğu günden beri güvenlik sorunlarına harcanan ekonomik kaynakların kuşkusuz toplum üzerinde olumsuz etkileri de var. Hayatları pahalı, çünkü her cephede savaşıyorlar. Bunların dışında etkisi azalmış olsa da dinsel ve etnik kökenli sorunlar da var.
Ama ambargo, ekonomik sıkıntının temel nedenlerinden biri... Trump’ın İran-ABD nükleer anlaşmasına olumsuz yaklaşımı bu koşulları daha da zorlaştırdı. Yeni yaptırımlar, İran’da yeni sıkıntılara ve yeni zamlara neden oldukça, bu tür toplumsal olayları kışkırtmak ta kolaylaşacak...
İşte bu koşullarda üzeri örtülen mezhepsel ve etnik sorunların kaşınması ile geçim sıkıntısından bunalan halkın normal tepkisi, para aktarılarak sokağa salınan radikal grupların karşı-şiddet yaratan vandallıklarıyla çığırından çıktı. Uluslararası basının kirli bilgi yayma yeteneği, bu olayları kitlesel bir rejim itirazı şeklinde pazarladı.
ABD-İsrail ve Suudi Arabistan’ın açıktan destek vermesine rağmen, merkez medya ekranlarına doluşanlar “Yaşanan her olayın altında Amerikan parmağı aramak yanlış” dediler. İran’ın ABD çıkarlarına ket vurduğu her politikasını, bu toplumsal kışkırtmanın nedeni olarak gösterdiler. Şah ailesi Beyaz Saray önünden eylemlere destek açıklaması yaparken, bizim aydınlar şöyle yazıyordu: “keşke Şah olsaydı sloganları dikkat çekici...” Bunlar kuşkusuz tesadüf değildi.
Bir devam filmiydi bu... ABD’nin Kerkük’te, Kudüs’te, Suriye’nin kuzeyi ve Irak’taki bütün girişimleri, Türkiye-İran-Rusya ittifakı tarafından ters yüz edildi. Bölücülerin Erbil’de birbirlerine düşmesinden de İran’ı sorumlu tuttu.
Şimdi İran’ı karıştırmaya çalışıyor, arkasından Türkiye’de de benzer denemeler yapması olası, bugünün Kermit Roosvelt’lerinin kimler olduğu ve kimleri kullandıkları henüz bilinmiyor, ama... Nafile... Bu kez 1953’te olduğu kadar şanslı değil ABD... Yeni bir dünya kuruluyor ve ABD’li siyasetçiler bile yüksek sesle itiraf ediyor: “ABD yeniliyor, yani dünya ölçeğinde etkinlik dönemi bitiyor...”

GÜLEN DİKEN


Henüz Dışişleri Bakanı idi. Te-levizyonda, Rauf Denktaş’ı azarlarcasına “git memleketinde konuş” anlamına gelen laflar ederken yüzünün aldığı şekli hatırlıyorum... Tıpkı 15 Temmuz akşamı açıklama yaparken allak bullak olan kontrolsüz yüz ifadesi gibiydi. Bir de İngiltere kraliçesinin nişanını göğsüne taktıktan sonra karşılıklı kadeh kaldırırkenki minnettar gülüşünü... Abdullah Gül’den söz ediyorum.
İngiltere’den aldığı Chatam House ödülünün gerekçesi şunlardı: “Bölünmüş Kıbrıs’ın birleşmesi için adımlar atmak...” Yani? Bunu Yunanistan da istiyor. Adına da ENOSİS diyorlar...
Başka bir gerekçe, “Türkiye Ermenistan ilişkilerinin düzelmesi için çaba harcamak...” Yani?
Yani anayasasında bile Türkiye toprakları üzerinde hak iddia eden bir ülkeye sınırlarımızı açmaya çalışmak... Bu uğurda Bursa’da bir stadyumdan Azeri bayraklarını toplatmasını hâlâ unutamam...
İşgal edilmiş bir sömürge ülkesinde bunlar itibar kaynağı olabilir, ama bağımsız bir ülkede savcıların hesap sorması gereken suçlardır.
Elinden Şövalye nişanı almak için Kraliçe’nin ayağına, boğaza demirlemiş bir savaş gemisinin hangarına gitmesi, ya da Suudi kralının ayağına, bir otel odasına gitmesi ise, bir devlet adamı kişiliğine çok uzak olduğunun göstergesi.
Denilebilir ki, “bu uygulamaların çoğunu Tayyip Erdoğan ile birlikte yaptı...” Evet, işte tam da bu nedenle cumhurbaşkanlığında onun alternatifi olamaz. Bize ulusal bilinci ve devlet adamı kişiliği tam olan bir Cumhurbaşkanı lazım.

GAZETECİLİK YAŞI

Seksen yaşında bir insan teorik olarak, 5 bin metre koşabilir. Çünkü koşmak için ayakları, nefes almak için ciğerleri, kaslarına oksijen taşımak için damarları ve kan pompalamak için bir kalbi vardır. Bu insanı kâğıt üzerinde koşarken resmedebilirsiniz. Ama...
Bu teorik yargıyı genelleştirip, meselaâ Spor Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlarsanız skandal olur. Çünkü bacak vardır, ama koşmaya mecali yoktur. Damar vardır, ama ya tıkalı ya da inceciktir. Kalp vardır, ama ya pilli ya da güçsüzdür... En önemlisi bu insanın psikolojisi, koşmaya elverişli değildir.
Dünyada seksen yaşında 5 bin metre koşan birkaç örnekle karşılaşabilirsiniz, ama bu istisnalar gerçeği değiştirmez... Bunu niye anlattım?
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dini kavramlar sözlüğünün “Nikâh” ve “Buluğ” maddelerinde yazılı açıklamalar birlikte okunduğunda, kızların 9 erkeklerin de 12 yaşında evlenebilecekleri ve çocuk sahibi olacakları anlamı çıkıyor. Neresinden bakarsanız yanlış...
Bu yanlışın temel nedeni Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, meselâ biyoloji, psikoloji, gibi bilimlerin doğrudan alanına giren konularda bile bilmem kaç yılında filanca imamın yazdığı ilmihalleri, Ortaçağ’dan kalma hukuk kurallarını esas almasıdır. Bu kafa yanlış kafadır, sonradan açıklama yapmak yerine şu maddeyi bilime göre yazmayı akıl edemezler, etmezler... Gazeteye haber olunca açıklama yaparlar, ama o madde marazı besleyen bir yemlik olarak orada kalmaya devam eder.
Diğer konu da bu haberin kendisidir. Türkiye’de çocuk evliliklerine karşı hatırı sayılır bir tepki oluşmuştur. Toplumun bütün katmanlarında buna karşı bir bilinç oluşmaya başlamış, bunun son derece kısıtlı bazı yörelerde sadece din ile alakası olmayan toplumsal bir takım nedenlerle de kabul görmesine karşı kanun ile yasaklanmıştır. Daha yakın zamanda bir rock yıldızının, sevgilisi ile 16 yaşında birlikte olduğu yolundaki iddialara karşı toplumun tepkisi ortada...
Bütün bunları bir kenara bırakarak, Türkiye’nin İran’daki ve Suriye’nin kuzeyindeki hayati gündemini değiştirecek zorlama haberler yapmak gazetecilik midir? Evet, Diyanet sitesindeki o maddeler sorunludur, ama bu “Diyanet 9 yaşında evliliğe izin veriyor” şeklinde mi duyurulur? O maddeler kim bilir ne zamandan beri orada durmaktaydı? Ne oldu şimdi, kopan fırtına karşısında Diyanet çocuk evliliğini kınayan hutbe okutunca bunu normal gören hasta kafalar iyileşti mi? İlmihaller çağa ayak mı uydurdu?
Açık söylüyorum, o maddeleri oraya yazan anlayışla bu haberi yapan anlayış arasında bir fark görmüyorum. Bence sadece evliliğin değil, gazeteciliin de bir akıl yaşı olmalı... Yobazlık, sadece dinle olmuyor

FETÖ TERÖRÜ

Kara Kuvvetleri Komutanının koruma müdürü ve 15 Temmuz akşamı onu korurken yaralanıyor.
Madalya veriliyor. Bir “kahraman.” Ve sonra çıkıp, “ben FETÖ’cüyüm” diye teslim oluyor, birçok eski arkadaşını ihbar ediyor... Kesin delil sayılan Bylock kullanıcısı da değil. İşe bakın...
Bazı haberlere göre hakkındaki soruşturmada deşifre olduğunu öğrendiği için teslim oldu, böylece indirimden yararlanacak... Bu kadar basit mi?
Daha önceden kesin delil sayılan Bylock programını tartışmaya açan bir mor beyin olayı yaşanmıştı. Bu kapsamda suçsuz olduğu anlaşılanların arasına çok sayıda gerçek Bylock kullanıcısı FETÖ’cünün de karıştığı ortaya çıktı. Şimdi de bu...
İlk akla gelen sorular: Yüzbaşı nasıl öğrendi hakkındaki soruşturmayı? Yüzbaşının teslim oluşunu basına kim sızdırdı? Daha kaç kişi var böyle? Mor beyin tuzağına düşmüş gibi görünen daha kaç FETÖ’cü var? “Baskı altındaydım, o yüzden teslim oldum” diyor. FETÖ hem de bir kahraman olarak gizlediği adamın teslim olmasından ne çıkar sağlar?
Bakınız...
Toplumu ve devleti terörize ediyorlar: 1. Devleti yönetenlerin bundan sonra en yakınlarından bile emin olamamasını... 2. Şu anda kesin delil sayılan Bylock’un tartışmaya açılmasını sağlamaya çalışıyorlar...
Demek ki... “Şu kadar adam haksız yere yatıyor, filancayı tanırım hiç suçu yok ama yine de içeride” türünden eleştiriler yapan arkadaşların dikkatini çekmeli... Herkes nasıl bir bela ile karşı karşıya olduğumuzu anlamalı. Nokta...