Kripto ‘Küreselleşme’ Üzerine 3

Öncelikle, daha baştan tasarlanıp bölümlenmiş bu bir dizi yazının bir öncesi olan ilk yazımın bu köşede yayınlanmış başlığı her ne kadar sayfa editörü tarafından kısaltılarak “Kriptolaşma Üzerine”ye dönüştürülmüş olsa da asıl başlığın “Kripto Küreselleşme, Kripto Siyaset, Kripto Para, Kripto Sanat, vb. derken Ekonominin Çağdaş Sanatın Kültürün Ve Ahlakın İnsanın Ve Ulusun da Kriptolaşması Ya da Kriptolaştırılması Üzerine” olduğunu söylemek ve özellikle de buraya da olduğu gibi aktarmak zorundayım izninizle.

Çünkü bu gerçekten de oldukça uzun başlık, aynı zamanda şu içinden geçiyor olduğumuz uluslararası neoliberal küreselleşme sürecinde -neredeyse bütün bir sürecin belirgin temel değerlerinin- nasıl da “kripto” kavramıyla simgeleşmeye başlamasının yanı sıra birbiriyle hiç de ilişikmiş gibi algılanmadığı fakat aslında iç içe geçtiklerini ve bunun sonucu olarak da “kripto” sözcüğünün hepsinin de artık ön eki haline gelip aynı renge büründürdüğünü gösterecektir.

Öyle ya, güncel “kripto para” değerleri ya da birçok “değerli” alanda değersizleşme sendromları üzerinden başlamış olduğum bu yazı dizisinin ilkinin üzerinden daha iki hafta bile geçmeden yerel “kripto para” skandalının patlak vermesinin hemen ardından aslında uluslararası alanda da beklenmesi gereken büyük vaveylanın kopmakta gecikmediği görülmeye başladı birden.

Bildik hikaye aslında: “Gelecek daima erkenden gelir” aslında? Fakat onun geldiğini daima çok az öngörü sahibi görebiliyor ne yazık ki? Hep de öyle olmuş ne yazık ki?

Doğrusu ya; zaten bu zorunlu yazı dizisinin alabildiğine hayati toplumsal kültürel gerekçesi de doğrudan artık ortaya çıkan bu bir dizi yarı “deccal” kavramsal ya da davranışsal belirtiler üzerine kurulu olması da bu nedenle.

Çünkü bu köşede sık sık “muhtemel gelecek” öngörüsü üzerine yazılıyor ya, bazı okuyucular da herhalde bu nedenle yaşanan ahlaki, siyasi, ideolojik, kültürel çöküşlere, patinajlara, tıkanıklara, sözüm ona sistem-dönem “uru” denilebilecek çıkıntılara, sözde tuhaf ve gayrı meşru çözüm girişimleriyle ilgili bazen ne olacak nasıl olacak ne diyorsun diye sorup duruyorlar sürekli.

Bu sorular bazen siyasetle, bazen hukukla, bazen bilim ve teknolojiyle, bazen sanat ve kültürle ilgili muhtemel “yeni”yle bazen de sözde yeni bir insanlık keşfi vb. ya da henüz hukuku / ilkeleri / değerleri ve gelenekleri oluşmamış yeni bir “by pas” yoluyla ilgili oluyor doğal olarak.

Çünkü hep birlikte hemen her alanda her anlamda öylesine hızlı bir süreçten geçiyoruz ki hiçbiri üzerinde yeterince düşünmeye bile zamanımız olmuyor olamıyor ne yazık ki bir türlü?

Üstelik de sık sık bu köşede dile getirmiş olduğum gibi bu sözüm ona “geldi geçti” ama geçmedi ya da geçtiyse de delip geçti durumları yalnızca Türkiye'de değil dünyanın başka kültürlerinde de benzer biçimde ortaya çıkıyor her tarihsel çağ değişimi sürecinde ortaya çıktığı gibi.

O yüzden de hem bizde hem diğer toplumlarda hem siyasette hem sanatta ve kültürde, hem coronavirüs salgını türü küresel belalar karşısında, toplumsal kültürel bilimsel her yerimiz yara bere içinde kalmış durumda aslında.

BİR BÜYÜK

UYURGEZERLİK HALİYLE...

Çok geçmedi yeniden hatırlayalım: yakın zamanda belediyeler, belediye meclisleri, bazı devlet kurumları ile bu kurumların son yıllarda sıradan bir gösterişle sarıldıkları sözüm ona “çevrecilik”, “kadın sorunları”, “ötekilik”, “azınlık aidiyetleri” vb. konularda yurt dışına yasal kılıflar uydurularak kamu olanaklarıyla -iktidar muhalefet demeden- nasıl yurt dışına kaçışlar organize edildiğini ve bunların çoğunun da ülkeye bir daha dönmediklerini konuşuyor değil miydik?

Peki ne oldu şimdi bütün bu kamusal kılıklı “marifetlerin” son durumu?

İnanın ki hem bütün bu olanların hem son çeyrek yüzyılın çoğu sözde yeniliklerin, tıpkı “kripto para” kavramı gibi birbiriyle ilintili bildik bir dizi kullanılmış kavramla kesin ilişkileri söz konusu.

Bunların en başında ve olan her şeyin tam göbeğinde yer alan iki kavram duruyor: postmodernizm ve küreselleşme. Bu iki temel kavramın zemininde ise sözde felsefi görünen önceden planlanmış ya da manipüle edilmiş küresel ideolojik bir yıkım kehaneti duruyor: tarihin sonu, ideolojinin sonu, insanın sonu, sanatın sonu ütopyanın sonu vb.

O nedenle de aslında ne oluyor, nasıl oluyor, muhtemel yakın gelecekte de ne ve nasıl olacak olduğunu bilmemek görmemek öngörememek hiç de zor değil aslında?

O yüzden de daha baştan söylemekte yarar var: ne dünya ne Türkiye, ne ekonomi ne siyaset ya da politika, ne düşünce, felsefe ya da ideoloji, ne çağdaş sanat, kültür ya da ahlak vb. adına şimdilik yalnızca “kripto para” denilen bu uluslararası neoliberal istismara alabildiğine açık “yalancı sahte vaat” sözde cennet özde cehennem çizgisine durup dururken öyle rastlantıyla falan gelmediler.

Kaldı ki zaten buna benzer “sahte yönler ve vaatler” benzeri dini, toplumsal, ekonomik, politik, kültürel ve ahlaki vb. cinnetlik halleri de insanlık tarihinde ilk kez ortaya çıkmadılar ki?

İçinden geçiyor olduğumuz bu yeni teknolojik dijital sürecin en az koronavirüs kadar tehlikeli maddi belası dijital “kripto para”, “kripto varlık”, yokluk, felsefe sanat kültür ve ahlak katmanları da büyük bir tortu olarak esasında 1990'lı yıllarla birlikte girilen uluslararası neoliberal küreselleşme saldırı değerleriyle birlikte çöktü insanlığın üzerine aynı anda.

Çünkü iyilik ve insanlık küreselleşsin derken gele gele kötülüğün ve insanlık dışılığın küreselleştiği yeni bir çağa evrildik görüldüğü üzere.

Ne yazık ki bilimsel, kültürel ve toplumsal duyarlıkların etkin ve belirleyici hale gelemediği çağlarda ve toplumlarda söz konusu bu yanıltıcı uluslararası neoliberal küreselleşmeci muhtemel gelecek vaadi taşıyan bu “kripto” kavramının yerine doğal olarak o eski çağlara uygun “deccal” kavramının kullanıldığını hatırlatmanın tam da zamanı şu an.

(Devam edeceğim!)