Mafyalaşan sistem ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Her sistem kendi insan tipini yaratır. Avrolu bigudiler, çarpık konuşmalar, moda yarışmalarından fırlayan karikatür tipler, kendisini “kocası” üzerinden var edenler, Tiktok ve Onlyfans'ta Atatürk benzerliği veya bedenini teşhir ederek milyonları cebe indirenler... Bugün televizyonlarda büyük ilgi çeken haberler olarak izlediğiniz Dilan Polatları, Candan Kardeşleri bir mizah örneği ya da gülüp geçilecek kişiler sanmayın. Onlar bu sistemin ucubeleri değiller. Ucube bir sistemin ortaya çıkardığı sonuç aslında.
Sadece bunlar mı? Hayır. Kara para aklama, vurgunculuk, ünlü futbolculara kadar uzanan ponzi türü (saadet zinciri) dolandırılma hikayeleri...

ÇÜRÜYEN SİSTEM ÇÜRÜTÜLEN İNSANLIK

İdeolojik mücadele ve devrim kavgası yeni insanı yaratmak için verilir.
Bunun en güzel örneğini Türk Devriminde görüyoruz.
Cumhuriyet Devrimi, ortaçağ ilişkilerini temizlemeyi önüne koydu. Hedefini, “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.” diye belirledi. Bireyi ağanın marabası, kulu olmaktan çıkardı. Üreticiyi baştacı yaptı. Kadını özgürleştirdi. “Medeniyetin esasını, ilerleme ve kuvvetin temelini aile hayatında” gördü. Çürümeyle mücadele etti. Sağlıklı nesiller yetiştirmeyi görev belirledi.
Kemalist Devrimin 1945'ten sonraki kireçlenme ve 1980'den sonraki karşıdevrim süreçlerinde çürüme hızlandı. Kurulan Mafya-Gladyo-Tarikat rejimiyle toplum bir bütün olarak hedef alındı. Kadın kafese kapatıldı. Gençler uyuşturucu ve LGBT kültürüyle zehirlendi. Üreticilerin yerini kolay yoldan para kazanma, köşe dönmecilik, rantiye, borsa vurgunculuğu aldı. “Sosyal medya fenomenleri” ve “infuluencerlar” bu sistemin son yıllardaki parlayan yıldızları oldu. Adeta para sayma makinaları haline geldiler. Üniversite sıralarında diz çürütmek, bilim yapmak, iş bulmak, düzenli çalışmak, “enayilik” olarak görülmeye başlandı. Emek gücünü ucuzlatan, her yere üniversiteler açarak okumuş ama atanamamış mezunlarla ülkeyi dolduran, liyakat ölçülerini bozan, ihtiyaca göre insan yetiştirmeyen sistem; bu değirmene su taşıdı, alan açtı.

Kara para aklamaktan tutuklanan Dilan Polat, saçlarına dolarlar takarak Dubai sokaklarında gezip bunu sosyal medyadan paylaşıyordu.

HALİT AYARCI KURAMI: 'ASALAKLARI MEMNUN ETME'

Sadece günlük hayatta örnekleri yok.Dolandırıcı, vurguncu, suç öykülerini sinema pek sever. En çok işlenen konulardandır. Türk sinemasında da böyle... Horoz Ali'den İşportacı Tarık'a, Tokatçı Şevket'ten Hacı Şen'e, Zübük'ten Gülüm Osman'a, Bitirim Kardeşler'den Banker Yakup'a... Yeşilçam'da hafızalara kazanan pek çok dolandırıcı vardır. Karşımıza hiç asık yüzlü, kötü dolandırıcı çıkmaz. Aksine tatlı, cana yakın, şapşal, sevimli ve renkli hayatları vardır. Dilan Polatlar, Candan Kardeşler, sosyal medya fenomenleri gibi...
Dolandırıcı karakterler elbette romanımıza yansımıştır. Fakat sinemadaki gibi akılda kalıcı, baskın karakterler karşımıza çıkmaz. Belki aklımıza ilk gelen Cingöz Recai'dir. Arsen Lüpen etkisiyle yazılan Cingöz Recai, daha çok bir Robin Hood'dur. Sevimli, yakışıklı, zenginden alıp fakire veren kahramanlaştırılmış hırsız tiplemesi, Robin Hood'dan bu yana bütün coğrafyalarda karşımıza çıkan evrensel bir karakterdir.
Kanımca Türk edebiyatının en iyi dolandırıcılık hikayesi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'dür. Daha çok zaman, insan, doğu-batı çelişkisi içinde simgesel ve felsefi olarak incelenen eser, ne yazık ki mizahi yönüyle pek ele alınmamıştır. Evet mizahi diyorum. Çünkü mizahı, sadece “güldürü” olarak anlamlandırmak yanlış. Romanda mizah, ironi ve sorgulama ile anlam kazanır. Okuru kışkırtmak içindir. Eleştiri yöntemidir. Gerçeği ve toplumsal aksaklıları romanın bütününe yayılmış alaycı bir üslûpla ve özle, kimi zaman fark ettirerek kimi zaman da fark ettirmeden yansıtır. Tanpınar, bu ikincisini ustalıkla yapmıştır.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde romanın baş karakteri olan Hayri İrdal'ın varlığındaki budalalık, Kafka'daki gibi gizemli ve metafizik havaya bürünür. Halit Ayarcı ise, adeta ponzi sistemini Türkiye'ye taşıyan kişidir. Ayarcı'nın Hayri İrdal gibi keşfedilmiş insanları vardır. Bir şema kurar. Mekanlar (saat ayar istasyonları vardır, Engin-Dilan Polat çiftinin güzellik salonları gibi), yasal prosedürler, bağlantılar, tanıtım faaliyetleri, etkinlikler, siyasi gücü arkasına çekme... Örgüt büyüdükçe, merkezde büyür ve gelişir. Büyümenin yolu da “asalakları memnun etmek”ten geçer.
Evet bugün bu yöntemlerin yabancısı değiliz. Tanpınar 12 Eylül öncesi, 12 Eylül'le yaratılan insan tipini çizmiştir bize adeta. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bu anlamda dönemimizde hâlâ güncel bir eserdir.

Ethem Onur Bilgiç'in "Şayet Saatleri Ayarlama Enstitüsü adında bir kurum gerçekten var olsa ve 1950'lerde posterleri usta grafik tasarımcı İhap Hulusi Görey tarafından yapılsaydı nasıl olurdu?" düşüncesi üzerine ürettiği poster.

SUÇU ÖNLEMENİN YOLU TOPLUMU DEĞİŞTİRMEK

Mafyalaşmanın getirdiği vurguncu sistem, artık Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi çökmektedir. Çünkü varacağı bir yer yoktur. Şişen balon patlar. Bu tür haberleri daha çok göreceğiz. İşin şu yönüyle de ilgileniyoruz: Peki, sadece polisiye tedbirler bir çözüm müdür? Maalesef, hapishanedeki “ünlüler koğuşları” sadece işin magazinsel boyutunu büyütüyor. Reyting ve daha fazla “tık”a malzeme sağlıyor.
Elbette suçla mücadele olacak. Adalet karşısına çıkacaklar, ceza alacaklar. Fakat esas mesele, suçu oluşturacak toplumsal zemini ortadan kaldırmaktır. Adaletin asıl amacı iyileştirmedir. Bu da ancak kültürel bir dönüşümden geçiyor.
1945'ten beri izlenen Atlantikçi siyasetler ve özellikle mevcut iktidar döneminde zirvesine ulaşan 12 Eylül ekonomi politikaları ve küresel merkezlere bağlanarak yaşanan kültürel çözülme, toplumun frenini patlattı. Yine AK Parti iktidarı, terör ve FETÖ meselesinde olduğu gibi, bu konularda da polisiye tedbirlerle yetiniyor. Bu da mücadelede yetersiz kalıyor ve aksaklıkları ortaya çıkarıyor. Kültürel yozlaşmanın suçu artırdığını görmüyor. TBMM'deki muhalefet ise, kültürel çözülmenin destekçisi. Düzen partilerinin hiçbiri, millî bir kültür-sanat politikası, toplum felsefesi ortaya koyamıyor. Bu konuya bir tek somut önerileri, Vatan Partisi'nin “Milli Hükûmet Programı” ile yaptığını görüyoruz.
Başta, Cumhuriyet Devriminin esasının yeni bir insan yaratma olduğunu vurguladık. Dönemin kadroları için bu bir zorunluluktu. Çünkü yeni sistemi, eski insan tipiyle yaratamazsınız ve koruyamazsınız. Bugün dünyada, emperyalist merkezlerde çürüyen bir sistem ve insan var, evet. Sahte özgürlükler var. Bunun Türkiye'ye yansımaları var. Fakat aynı dünyada artık çokkutupluluğun ortaya çıkardığı yükselen bir uygarlık var. Kamu ahlakını, çalışma ve üretimi, kadın-erkek eşitliğini, aileyi, yaratıcı yetenekleri keşfeden ve nice erdemleri yeniden insanlığın değerleri haline getirme mücadelesi yürüyor. Bu, emperyalist baskıdan ve modadan uzak bir özgürlük. Buna da Asya merkezli ülkeler öncülük ediyor.
Gerçek özgürleşme, hümanist değerlerden geçiyor.
İnsanı her türlü yabancılaşmadan kurtaracak, en insanî yönlerini açığa çıkartacak bir aydınlanma programı üretmek ve bunu uygulamaktan başka bir çözüm bulunmuyor.